Antalya'da derelerin Akdeniz'e döküldüğü tatlı sularda yaşayan Nil kaplumbağası, IUCN Kırmızı Listesi'nde 2021'den bu yana 'kritik tehlike altında' kategorisinde bulunuyor. Yapılaşma ve olta balıkçılığı türün yuvalama alanlarını yok ederken, 8 yıllık saha çalışması yeni popülasyonların varlığını ortaya koydu.
Ekolojik Araştırmalar Derneği (EKAD) Kızılot Proje Koordinatörü Fatih Polat, Antalya'da yürüttüğü 8 yıllık saha çalışmasında Nil kaplumbağasına ait yeni yuvalama alanları tespit etti.
Trionyx triunguis olarak bilinen türün IUCN Kırmızı Listesi'nde 2021'den bu yana 'kritik tehlike altında' kategorisinde yer aldığını vurgulayan Polat, diğer deniz kaplumbağalarına kıyasla çok daha ciddi bir tehdit altında olduğunu belirtti.
YUMUŞAK KABUKLU, 55 METRE DERİNLİĞE DALABİLİYOR
Nil kaplumbağasının göl ve nehir gibi tatlı sularda yaşayan bir tür olduğunu anlatan Polat, "Aynı zamanda tuz toleransı nedeniyle denize de çok rahat bir şekilde çıkıp, yaklaşık 55 metre derinliğe kadar ulaşabilen kaplumbağa türlerinden biri. Yumuşak kabuklu kaplumbağa diye geçer. Bunların kabuklarının sırt kısmı tamamen deriyle kaplıdır, yelpaze şeklinde" dedi.
Türün Akdeniz'de Dalyan-Dalaman bölgesinden başlayıp Asi Nehri'ne kadar uzanan geniş bir habitatta yaşadığını belirten Polat, en yoğun popülasyonların Dalyan-Dalaman ile Seyhan Nehri çevresindeki Adana bölgesinde bulunduğunu aktardı. Polat, "Bu türün yaşadığı, yuvalayabildiği en geniş alanlardan biri, buralar biraz daha bakir alanlar. Diğer alanlarda ise çok fazla çalışma yapılmamış" diye konuştu.
BİN BİREYDEN FAZLA NÜFUSU OLABİLİR
En son 2001 yılındaki çalışmalara göre Türkiye genelinde bin bireyden az Nil kaplumbağası bulunduğunu hatırlatan Polat, bu verinin doğruluğuna inanmadığını söyledi.
2018'den bu yana türle ilgili çalışmalar yürüten ve aynı konuyu yüksek lisans tezi olarak sürdüren Polat, "8 yıllık çalışma sonucunda türün özellikle Antalya'da birçok noktada çok fazla popülasyonu olduğunu gördüğüm dereler var" dedi.
Antalya'da yaklaşık 20-25 derede inceleme yaptıklarını belirten Polat, "Her bir derede 50'nin üzerinde bireyi çok net görebiliyoruz. Bu alanların tamamına baktığımızda ben bin bireyin üzerinde olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili de detaylı bir çalışma yürüteceğiz" diye konuştu.
YAPIŞMA VE OLTA BALIKÇILIĞI EN BÜYÜK TEHDİT
Türü tehdit eden en büyük faktörün insan yapılaşması olduğunu vurgulayan Polat, özellikle derelerin denize döküldüğü alanların yoğun şekilde betonlaşmasını birincil tehlike olarak gösterdi. Polat, pandemi sonrasında hobi haline gelen olta balıkçılığının da türe ciddi zarar verdiğini söyledi.
Polat, "Çünkü hayvan etçil ve otçul besleniyor. Oltaların ucundaki yemleri yutmak istediği için de kanca içinde kalıyor ve ölümüne neden oluyor" dedi.
TURİSTLER CARETTA SANIYOR, SİMİT VE PEYNİRLE BESLİYOR
Otellerin bulunduğu bölgelerde turistlerin elle besleme yapmasının da türe zarar verdiğini kaydeden Polat, ilginç bir tespiti paylaştı. Polat, "Mesela Manavgat'ta bir iki noktada böyle bir yer tespit ettik. Turistler bunları caretta sanıyor ve otelden kahvaltıdan çıkarken aldıkları simit, ekmek, yumurta, beyaz peynir gibi besinlerle besliyorlar. Uzun süreli besleme türün yapısında ciddi bozukluğa sebebiyet verecektir" diye konuştu.
YUVALAMA ALANLARI YOK OLUYOR, YAVRU BAŞARISI DÜŞÜYOR
Bin bireyin üzerinde popülasyon olsa bile asıl tehlikenin yuvalama alanlarının yok olması olduğuna dikkat çeken Polat, arka taraftan yeterli sayıda yavrunun suya giriş yapamadığını söyledi.
Dere kıyılarına konulan kayalıkların bitki örtüsünü yok ettiğini, hayvanların çıkıp yuva yapamaz hale geldiğini anlatan Polat, "Hayvanlar da sıkışınca yumurtalarını suya bırakabiliyor. Çünkü yumurtlayacak bir yer bulamadıkları için böyle sorunlar oluyor" dedi.
5 METREKARELİK ALANDA 35 YUVA
Daralan alanlar nedeniyle üst üste yuvalama sorununun ortaya çıktığını belirten Polat, "Mesela 5 metrekarelik bir alanda 30-35 yuva tespit ediyoruz. Alan dar ve üst üste olduğu için birbirlerinin yuvalarına zarar veriyorlar. Bu da yavru başarısını düşürüyor. Aslında yuvalama çok fazla da olsa alanların olmaması türün neslini daha da tehlikeye sokuyor" dedi.