HABER: ELİF BAYRIK
Son günlerde Balıkesir’in Sındırgı ilçesi merkezli meydana gelen depremler çevre illerde de hissedildi. Uzmanlar, bölgedeki hareketliliğin nedenleri ve Bursa’daki riskli alanları kamuoyuyla paylaştı.
“Bölge enerji açısından yoğun”
Deprem tahmin çalışmalarıyla bilinen Sadi Başer, Balıkesir çevresindeki sarsıntıların üç farklı yönden gelen yer altı baskı kuvvetlerinin etkisiyle gerçekleştiğini söyledi:
“Bir tanesi Karadeniz üzerinden Gölcük istikametinden, diğeri Tekirdağ–Silivri açıkları yönünden geliyor. Üçüncüsü ise Denizli istikametinden, Çardak Fayı üzerinden gelen sıkışma hareketi. Şu anda en tehlikelisi Gölcük tarafından gelen enerji. Bugün öğle saatlerinde aldığımız veri değerleri 5.5 ile 6.2 civarındaydı. Ancak şu anda bir rahatlama var. Yine de yakın takipteyiz”
Başer, Marmara ve Bursa hattında enerji birikiminin yüksek olduğunu vurguladı:
“Bursa özelinde en riskli yer Mudanya. İki taraftan da fay etkisi altında. Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım’da da zemin özellikleri ve fay hattına yakınlık nedeniyle risk var. Depremleri ‘şükür oldu’ diye karşılamamalıyız. 7 büyüklüğüne kadar deprem üretme potansiyeli olan bir bölgeyi ciddiye almak gerekiyor”
Erken uyarı sistemlerinin etkinliğine dair de değerlendirmede bulunan Başer, “Şu anda sistemler zayıf. 10-15 saniyelik uyarı insan hayatını kurtaramaz, sadece panik yaratır. Sistem geliştirilmezse beklenen fayda sağlanamaz” dedi.
Başer, Marmara hattında enerji birikimi ve riskin sürekli takip edilmesi gerektiğini belirterek,” Bölgedeki sarsıntılar sadece küçük ölçekli değil, büyük depremlere işaret edebilir. Biz bilim insanları olarak halkın bilinçlenmesini, yerel yönetimlerin de tedbirleri ciddiye almasını önemsiyoruz. Hazırlıklı olmak, felaket değil, doğa gerçeği olarak depremle başa çıkmamızı sağlar” dedi.
“Sarsıntılar sadece tektonik değil, magmatik hareketlerden de kaynaklanıyor”
Jeoloji Mühendisi Engin Er, Balıkesir’deki sarsıntıları değerlendirirken şunları söyledi:
“Ben sadece tektonik hareketlerle açıklamıyorum. Kabuğun altındaki magmatik faaliyetler, mantonun kabuk altına sokulması gibi süreçler de etkili. Son 10 bin depremin dağılımına baktığımızda tek bir fay hattıyla açıklanamayan bir alan görüyoruz. Bu depremler 6 ile 6,5 büyüklüğüne kadar ulaşabilir”
Er, yüzey kırığı oluşturma riskinin olmadığını, ancak Ege Bölgesi’nin sismik açıdan yoğun bir alan olduğunu vurguladı:
“Kuzey–güney yönlü açılmalar ve batıya doğru kabuk hareketleri nedeniyle gerilim yüksek. Uludağ çevresinde de sürekli bir yükselim var. Bu hareketlilik, bölgenin büyük depremler üretme potansiyelinin olduğunu gösteriyor. Depremi doğa gerçeği olarak görüp hazırlıklı olmalıyız”
Bursa’nın zemin yapısına da değinen Er, riskli alanları şu şekilde anlattı:
“Bursa’da zayıf zemin diye ayırmak mümkün değil; hemen her ilçede sıvılaşma ve heyelan riski mevcut. Osmangazi, Nilüfer, Yıldırım, Kestel, Gürsu, İnegöl ve İznik aktif fay hattına yakın. Her ilçenin kendi içinde farklı fay segmentleri var, bu nedenle tüm il genelinde risk var”
“Planlama ve denetim yetersiz”
Engin Er, deprem bilinci açısından en önemli eksikliğin planlama ve denetim olduğunu söyledi:
“Ülke olarak bütüncül bir planımız yok. Denetimler yetersiz. İstanbul’da birkaç gün önce kendi kendine çöken binayı hatırlayın, yeni yapılmıştı ama zeminden kaynaklıydı. Zemin ve bina denetimi birlikte yürütülmeli. Eğer bunu başarabilirsek depremi doğal bir olay olarak karşılayabiliriz”