İlçeye bağlı kırsal Dağgüney Mahallesi'nde 1938 yılında dünyaya gelen Kahraman, müzik hayatına 7 yaşında hayvan otlatırken zurna çalarak başladı.
Daha sonra 15 yaşındayken keman çalmayı öğrenen Kahraman, uzun yıllar düğünlerde müzisyenlik yaptı.
Asıl mesleği çiftçilik olan Kahraman, geçmişten bugüne taşıdığı türkülerle yörenin kültürel değerlerine katkı sunuyor.
Kendi türkülerini de besteleyen, en az 120 yıllık olduğunu düşündüğü kemanını bir an olsun yanından ayırmayan Kahraman, son dönemde sanatını evinde icra ediyor.
"35 sene köylere düğünlere gittim"
Müslüm Kahraman, çiftçilikle geçimini sağlarken bir yandan da düğünlerde müzisyenlik yaptığını söyledi.
Müziğin hep hayatında olduğunu ifade eden Kahraman, "Zurnayla başladım, ondan sonra keman aldım. 35 sene köylere düğünlere gittim. O zamandan beri işte halen keman elimde. Kardeş gibi olduk." diye konuştu.
Kahraman, eskiden düğünlerde çoğunlukla zurna çalındığını belirterek, "Zurnayı çok çaldık çünkü daha önce ince çalgı sokakta çalınmıyordu. Düğünler, kışa denk geliyordu. İnce çalgı dışarıda olmuyordu. Dışarıda genelde davul zurna ağırlıklıydı o zaman. Odalarda ince çalgı, keman çalıyorduk. Sonra klarnet çıktı. Düğünler, biraz daha yaza döndü, dışarıda da çok çalınır oldu." ifadelerini kullandı.
Uzun yıllar çeşitli işlerde çalıştığını ama müziği hayatından hiç çıkarmadığını dile getiren Kahraman, sayısını bilmediği kadar bestesinin olduğunu vurguladı.
Yörede yaşanan olayları bestelemiş
Kahraman, yaşadığı ve şahit olduğu olayları bestelerine döktüğünü anlatarak, şöyle devam etti:
"Orhaneli'nin bir köyünden bir kızı birine nişanlamışlar. Aynı oğlanda köyden başka bir kızın da gözü varmış. Önceki kızı bırakıyor oğlan, diğer kızı alıyor. Ayrıldığı kızı da komşu köye veriyorlar. Komşu köye gelin olduğu günün gecesinde bir yanlış anlaşılma oluyor, 'Sen bize yaramazsın.' deyip kızı oradan çıkarıyorlar. 'Köyünüzün yolu buradan gidiyor.' diyorlar. Köy yollarının arası da o zaman dağlık, ormanlık, dere. Dereden geçmeye korkarmış kız. Samanlığa sığınmış, sabah olsun diye beklemiş. Samanlıkta hem türkü yakmış hem de ağlamış. Sabahın olmasını beklemiş. O çocuğun çektiği ızdırabı söyleyeceğim size. Bu olayı besteledim."