Sosyal medya şirketleri sahte içerikler üzerinden milyarlarca dolar reklam geliri elde ederken, isimleri ve yüzleri taklit edilen mağdurlar dijital platformlardan bu içerikleri sildirebilmek için aylarca mücadele veriyor. Küresel boyuttaki bu dijital suç zincirinin son kurbanı; Ahmet Mümtaz Taylan, Saliha Erdim, Elon Musk, Brad Pitt ve Tom Hanks'in ardından eski SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın oldu.
Sosyal medya şirketleri, platformlarında dolaşıma sokulan sahte görüntüler üzerinden milyarlarca dolar kazanmaya devam ederken; mağdurlar kendi isim ve görüntülerini sistemden sildirmek için aylarca süren bir zaman ve emek kaybıyla karşı karşıya kalıyor. Kamuoyunda "deepfake" olarak bilinen bu dijital akımın son hedefi eski SHP Genel Başkanı ve CHP'li Murat Karayalçın oldu.
Kendi adına üretilen sahte içeriklerin sosyal medyada yayılması üzerine bir açıklama yapan Murat Karayalçın, hukuki süreç başlatacağını belirterek kamuoyunu şu sözlerle uyardı:
"Bir süredir benim adıma izleyenlere banka hesapları konusunda telkinlerde bulunan iki videonun kimi sosyal medya kaynaklarında dolaştırıldığına ilişkin bilgiler almaktayım. Bu görüntüler tümüyle gerçek dışıdır."
Her geçen gün bir yenisinin eklendiği deepfake görüntü akımını ve yaratılan dijital mağduriyeti Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık anlattı.
"AMAÇ REKLAM GELİRİ ELDE ETMEK"
Deepfake teknolojisinin küresel ölçekte büyüyen dijital bir suç modeline dönüştüğünü ifade eden Prof. Dr. Ali Murat Kırık, platformların denetimsizliğine şu sözlerle dikkat çekti:
"Son dönemde siyasetçilerden sanatçılara, iş insanlarından sporculara kadar birçok tanınmış ismin görüntüsü ve sesi yapay zekâ ile taklit edilerek yatırım, kripto para ve dolandırıcılık içerikli videolar hazırlanıyor. Bugün birçok platform, reklam gelirini önceleyen yapısı nedeniyle içeriklerin doğruluğunu yeterince denetlemeden yayılmasına imkân tanıyor. Sahte içerik kaldırılsa bile saatler hatta dakikalar içinde onlarca yeni hesap üzerinden yeniden dolaşıma sokuluyor. Dolayısıyla yalnızca içerik silmek ya da soruşturma başlatmak, bu dijital suç zincirini kırmaya yetmiyor."
"GÜVENLİK YAPAY ZEKANIN HIZINA YETİŞEMİYOR"
Yapay zekanın yaygınlaşma hızı ile platformların güvenlik önlemleri arasındaki çelişkiyi vurgulayan Kırık, mağdurların yaşadığı süreci şu verilerle aktardı:
"Mağdur olan kişiler açısından süreç son derece yıpratıcı. İsimlerinin temizlenmesi, platformlara sürekli başvuru yapılması, hukuki süreçlerin takip edilmesi ve kamuoyuna defalarca açıklama yapılması aylar süren zaman ve emek kaybına neden oluyor. Bir kişinin görüntüsünü birkaç dakikada taklit edebilen yapay zekâ araçları artık herkesin erişebileceği kadar yaygınlaşmış durumda. Buna karşılık platformların önleyici güvenlik mekanizmaları aynı hızla gelişmiyor."
"YALNIZCA TÜRKİYE'DE DEĞİL DÜNYADA ORTAK BİR POLİTİKA GELİŞTİRİLMELİ"
Bu videoların sadece bireysel değil, kitlesel bir tehdit unsuru haline geldiğini belirten Prof. Dr. Kırık, acil olarak atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:
"En önemlisi ise caydırıcı yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi. Avrupa'da, ABD'de ve Asya'da da benzer derin sahte dolandırıcılıkları nedeniyle milyonlarca dolar zarara uğrayan insanlar bulunuyor. Seçim süreçlerinden finans piyasalarına kadar birçok alanda kullanılan bu sahte videolar, yalnızca bireylerin değil demokrasilerin ve ekonomik güvenliğin de tehdit unsuru haline geldi. Yapay zekâ ile üretilen içeriklerin zorunlu olarak dijital filigran taşıması, platformların yüksek riskli içerikleri otomatik tespit etmesi ve doğrulama yapmadan reklam yayınlamasının engellenmesi artık ertelenemez bir zorunluluk haline geldi."