Dolunay: Aşkın Gölgesinde Bir Türkiye Hikâyesi

Geçtiğimiz günlerde İzmir’de yaşayan, Rize’den çocukluk arkadaşım Hüseyin Erbaş’ın davetiyle Esra Gündüz-Mithat Mollaoğlu’nun Nilüfer Davet’teki düğününe katıldım.

Ne gelini tanıyordum ne damadı…

Binin üzerinde insanın tepeleme yığıldığı salonda kemençe sesini duyunca Karadeniz düğünü sandım.

Sonra Nevzat Bayram’ı gördüm. Meğer gelin, Kürt kökenli Paris İnşaat’ın sahiplerinden (şimdi içeride bulunan) Doğan Gündüz’ün yeğeniymiş. Damat ise Makine Mühendisleri Odası’ndan, Rizeli…

Çok mutlu oldum.

PKK’nın kalleş eylemlerine, devletin ölçüsüz güç kullanmasına karşın halkların kardeşliğini bozamadıklarının bir kanıtını daha gördüm.

Sözü, bir solukta okuyup bitirdiğim, Bursa’da uzun yıllar hekimlik yapan Dr. İbrahim Baykal’ın Kürt sorununu ana eksen alan Dolunay romanına getireceğim.

Belgesel tadındaki bu romanda İbrahim Baykal, usta romancılara taş çıkartacak kadar güçlü bir kurgu kurmuş.

İstanbul’u mesken tutan Bursalı bir hekimle, Diyarbakırlı, Kürt kökenli bir tıp öğrencisinin (Dilan’ın) otobüste başlayan yolculuğunun zamanla yaşam yolculuğuna ve evliliğe dönüşmesini anlatıyor.

Yazar İbrahim Baykal, Kürt sorununu uçlara savrulmadan anlatmaya çalışmış.

Romana, ülkemizdeki bölgeler arasındaki dengesizliklere dikkat çeken şu sözlerle başlıyor:

Büyüklerimiz anlatırlar, Allah Türkiye'yi yaratırken elinde bir elek varmış, elemiş elemiş, topraklar hep batıya dökülmüş. Elinin üstünde kalan taşları da bunlar da doğuya deyip bizim tarafa savurmuş!”

(Dolunay, İbrahim Baykal, Yenice Kitap, Sayfa 8.)

Romanın kahramanı olan Bursalı doktor ile İstanbul’da kitapçılık yapan kayınpederi arasındaki konuşma, Kürt sorununa bakış açısını yansıtan önemli cümleler içeriyor.

Kayınpeder şöyle diyor:

Bunlar korkunç ve müthiş bir örgüt; Kürt olduğumu nereden öğrenmişlerse, kitabevine geliyorlar kitap, dergi bırakıyorlar. ‘Parasını sonra alırız’ deyip gidiyorlar. Kovayım diyorum ama içim el vermiyor. Pırıl pırıl gençler. Bazılarıyla sohbet ediyorum, yakacaksınız bu milleti diyorum. Sanki efsunlanmışlar, söylediklerimi duymuyorlar bile! Özgürlük, militan, zafer diyorlar. Başka bir şey demiyorlar.”

Sonra bizim hekime dönüp soruyor:

“Sen ne diyorsun?”

Bursalı doktor ise şöyle yanıt veriyor:

Vallahi ne diyeyim baba, aklım almıyor. Bunlar devletle değil kendi halkları ile de savaşıyorlar ve buna rağmen büyüyorlar. Ölenlerin çoğu korucular, gariban köylüler, çoluk çocuk... Dış ülkelerin de desteği var galiba.”

Bunun üzerine Diyarbakırlı bilge sözü alıyor ve şu çarpıcı değerlendirmeyi yapıyor:

“Bunda şaşacak bir şey yok evlat, halk kendisini en çok korkutan tarafa geçer, şiddetin basit bir mantığı bu, hele Kürtler için daha geçerli bir kural. Devlet o coğrafyanın tarihini, sosyolojisini çok iyi bilir. Hangi ağayı, hangi aşireti kullanabileceklerini bilirler. PKK da aynı taktiği kullanıyor, aşiretler arası çelişkiler, kan davaları, her türlü çelişkiyi her iki taraf da kullanıyor. Ortalama Kürt’ün bağımsızlık, ayrılık talebi yoktur ama devleti de canı gönülden sevmez, güç kimde ise o tarafa kayarlar. Kazanmak için iki taraf da şiddeti arttıracak, önümüzdeki günler daha kötü olacak.”

(Sayfa 47)

****

1990’larda söylenen bu sözlerden sonra gerçekten de her şey daha kötü olmadı mı?

Çok kan akmadı mı?

Ta ki 1999’da Apo yakalanana kadar…

Sonra da devam etti bu kirli savaş…

2013 yılındaki Çözüm Süreci’nde kısa bir mola verildi. Bir süre silahlar sustu. Ardından yeniden terör başladı ve bugüne gelindi.

2025 yılında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin başlattığı, Abdullah Öcalan’ın sahiplendiği Terörsüz Türkiye sürecinde ise bir kez daha silahlar sustu.

Dolunay romanında öykü mutlu sonla bitmiyor.

Ama umarım Türkiye’deki süreç mutlu sona ulaşır; silahlar susar, barış egemen olur.

Bu yazının dipnotu:

Türkiye’ye tanıtım dışında hiçbir yararı olmayan NATO toplantısı için Hollanda Adalet ve Güvenlik Bakanı Dilan Yeşilgöz de geldi. Babası 12 Eylül darbesinden kaçan biriydi.

Romanın kahramanının adının da Dilan olması dikkatimi çekti.

Dikkatimi çeken bir başka konu ise şuydu:

Türkiye’de muhalif gazeteciler akredite edilmedi. Buna rağmen Cumhuriyet gazetesinden bir gazeteci Fransa üzerinden gelip toplantıyı izledi.

Ne oldu?

Yapmayın bunu… Artık sınırların geçerli olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Muhalifleri izole edemezsiniz.

NATO toplantısının tanıtımından çok, içeride tuttuğunuz ve benim de kişisel olarak oy verdiğim iradem Ekrem İmamoğlu’na yönelik hukuksuzluğu konuştu dünya.

CHP’DE ŞAİBELİ KURULTAY DAVASI VE NİHAT YEŞİLTAŞ

Temmuz başında Ankara’da CHP’nin "butlana" esas olacak ceza yargılaması yapıldı.

Anımsanacaktır; "müfteri" olduğu iddia edilen Muş eski Gençlik Kolları Başkanı, seçilmiş CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş hakkında çeşitli iddialarda bulunmuştu.

Ankara’daki otele girişte morali bozuktu, çıktığında gülümsüyordu. Bir şeyler aldı, saf değiştirdi.”

Psikolojik tahlil gerektirecek bu iddialar üzerine Başkan Yeşiltaş suç duyurusunda bulunmuş, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ise soruşturma açmak yerine dosyayı Ankara’ya göndermişti.

Bu ayın başında yapılan yargılamada eski hâkim, Avukat Levent Dağdeviren, Nihat Yeşiltaş adına mahkemeye katıldı ve bazı taleplerde bulundu.

Tutanaktan aktarıyorum:

Sanık Nihat Yeşiltaş müdafii Av. Levent Dağdeviren'den tanık beyanlarına karşı diyecekleri soruldu: Erkan Çakır isimli kişiyi dönemin il başkanı olan ve şu anda butlan kararı sonrasında il başkanı olarak atanan Turgut Özkan'ın Bursa İl Başkanlığındaki toplantıya getirildiğini gören kişilerden birisi dönemin Nilüfer İlçe Başkanı Özer Anaç'tır, bunu gören birçok yönetici vardır. Bu aşamada Özer Anaç'ın dinlenilmesini de talep ederiz.

Ayrıca müvekkilim, Murat Çultu hakkında şikayetçi olduktan sonra Murat Çultu yakalamalı olarak ifade vermiştir, daha sonra da iki kez müvekkilim hakkında hiçbir delil sunmadan yalan yanlış beyanlarla şikayetçi olmuş ve savcılık kurumu tarafından sadece şüphelilerin ifadeleri alındıktan sonra başka bir araştırma yapılmaksızın müvekkilim hakkında ve diğer kişiler hakkında takipsizlik kararları verilmiştir. Bu hususlar da Murat Çultu'nun müfteri olduğunu ve müvekkilim ile husumetli olduğunu göstermektedir.”

****

Buna karşılık hâkimin verdiği karar da dikkat çekici yönler taşıyor:

Sanık Nihat Yeşiltaş müdafiinin tanık listesinde yer alan ve önceki celse beyanda bulunarak dinlenilmesini talep ettiği tanıklardan Şadi Özdemir'in soruşturma aşamasında hakkında tefrik kararı verilen şüphelilerden olduğu ve hakkındaki soruşturmanın halen devam ettiği anlaşıldığından talebin bu tanık yönünden reddine, diğer tanıklar Erdoğan Yıldız ve Haşim Ali Arıkan hakkında tanık sıfatıyla dinlenilmeleri için mahal mahkemelerine talimat yazılmasına…”

İtirafçı Adem Soytekin’in ifade değiştirdiği "Şaibeli Kurultay" davası 16 Eylül’e ertelendi