Hollywood bizi uçan daireler, ışınlanma teknolojileri ve galaktik savaşlarla uzaylıların var olduğuna ikna etmiş olsa da, gökyüzü milyonlarca yıldır sessizliğini koruyor. Astrofizikçilerin yayımladığı son raporlara göre, uzaylılar ya radyo dalgalarını çoktan terk edip uzay-zamanı büken dalgalarla iletişim kuruyor ya da kendi varlıklarına çoktan son verdiler.
Hollywood sineması, uzaylılarla iletişim kurmayı her zaman oldukça kolay bir durum gibi yansıttı. Örneğin E.T. filminde sevimli bir yabancı gezegenimizde mahsur kalırken, Project Hail Mary (Kurtuluş Projesi) romanı ve uyarlamasında insanlık evrenin geleceğini kurtarmak adına "Rocky" isimli bir uzaylıyla iş birliği yaptı; Alien serisinde ise "Mühendisler" olarak bilinen bir tür direkt olarak insan soyunun kökenlerini gözler önüne serdi.
Beyaz perdedeki bu etkileyici kurguları bir kenara koyup gerçek dünyayla yüzleştiğimizde, insanlığın kozmik yalnızlığı çarpıcı bir gerçeklik olarak beliriyor: Evrende neden hâlâ hiç kimseye rastlayamadık?
Sözcü'de yer alan habere göre, bu devasa sessizlik yeni bir soru değil. Büyük fizikçi Enrico Fermi, yarım yüzyıldan fazla bir süre önce tarihe geçen o meşhur soruyu sormuştu: "Eğer evren bu kadar büyükse ve yaşam bu kadar kolaysa, herkes nerede?"
Bilim dünyasında "Fermi Paradoksu" olarak bilinen bu kördüğüm, son dönemde yapılan 3 çarpıcı bilimsel araştırmayla yeniden aralandı.
İşte insanlığın uzaylıları ıskalamasının arkasındaki 3 bilimsel neden:
1. İLETİŞİMİ YER ÇEKİMİ DALGALARI İLE KURUYORLAR
(Sinyallerini anlamıyoruz)
İnsanlık olarak teknolojimiz geliştikçe ilkel radyo dalgalarından fiber optik kablolara, internete ve kuantum iletişimine geçtik. Galaksideki kulaklarımız olan teleskoplarımız ise hâlâ uzaydan gelebilecek eski usul radyo sinyallerini dinliyor. Bizden milyonlarca yıl daha yaşlı gelişmiş bir medeniyet, bizim için sadece bilim kurgunun konusu olabilecek yöntemler kullanıyor olabilir.
The Open Journal of Astrophysics dergisinde yayımlanan devrimsel bir araştırmaya göre, gelişmiş uzaylı
medeniyetler birbirleriyle iletişim kurmak için yerçekimi dalgalarını (uzay-zamandaki dalgalanmaları) kullanıyor olabilir.
En büyük sorun ise mevcut insan biliminin, uzayda doğal yollarla oluşan yerçekimi dalgaları ile yapay (mesaj içeren) dalgalar arasındaki farkı henüz ayırt edemiyor olması. Yani uzaylılar tam karşımızda bağırıyor, ancak biz onların sesini evrenin doğal gürültüsü sanıyor olabiliriz.
2. YA ÇOK GENÇLER YA ÇOK YAŞLILAR YA DA KENDİLERİNİ YOK ETTİLER
Galaxies adlı hakemli bilimsel dergide yayımlanan bir galaktik simülasyon modeli, Samanyolu Galaksisi'nde zaman içinde zeki yaşamın izini sürdü. Araştırma, bir medeniyetin uzaya sinyal gönderebilmesi veya seyahat edebilmesi için "optimum bir yaş ve olgunluk noktasına"
ulaşması gerektiğini gözler önüne serdi.
Simülasyona göre kozmik takvimde medeniyetler şu üç grup:
Çok genç olanlar: Tıpkı bizim yakın tarihimize kadar olduğumuz gibi, henüz uzaya seslenecek teknolojik imkanlara sahip değiller.
Çok yaşlı olanlar: Kıyamet sonrası bir çöküş yaşayıp teknolojilerini kaybetmiş durumdalar.
Yok olmuşlar: Araştırmadaki en korkutucu parametre ise medeniyetlerin belirli bir teknolojik güce ulaştıktan sonra "kendini yok etme" olasılığının ürkütücü derecede yüksek
çıkması.
'Süper Bilim' seviyesinde değiller (Teknolojileri sandığımız kadar güçlü değil)
Hollywood, ekranlarda sürekli olarak insanları ve inekleri gökyüzüne çeken, ışık hızından hızlı hareket eden uçan daireler resmetti. Buna karşılık, Maryland Baltimore County Üniversitesi'nde kıdemli bilim insanı olarak görev yapan Dr. Robin Corbet, yayımladığı yeni akademik çalışmasında tüm bu algıları yıkan bir "sıradanlık" tezi ortaya atıyor.
Corbet'e göre, evrende insanlıktan çok daha ileri medeniyetlerin mevcut olduğuna şüphe yok; ancak onların ulaştığı teknoloji de galaksiler arası mesafelerden fark edilebilecek düzeyde bir "süper bilim" veya büyü niteliği taşımıyor. Bizler henüz sinemadaki UFO teknolojilerinin yanına dahi yaklaşamamışken, Corbet’in yürüttüğü mantığa göre uzaylılar da bu Hollywood fantezilerini gerçeğe dönüştürebilmiş değil. Onlar da tıpkı bizler gibi fizik kurallarının sınırlarıyla mücadele eden ve kendi gezegen sistemlerinin ötesine geçememiş fani türler olabilir.
Evrenimizin geçmişi yaklaşık 14 milyar yıl öncesine dayanıyor ve içinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi en az 9 milyar yıl evvel meydana geldi. Buna karşın insanlık, ilk şehir yapılarını yalnızca birkaç bin yıl önce inşa etti. Yüz binlerce sene boyunca varlığını sürdürmeyi başarmış bir uzaylı uygarlık dahi, bu devasa kozmik takvim dikkate alındığında sadece bir "anlık göz kırpması" süresine karşılık geliyor. Dolayısıyla iki farklı medeniyetin hem benzer bir teknolojik gelişmişlik seviyesine ulaşması hem de aynı zaman diliminde çakışması, samanlıkta iğne aramaktan çok daha düşük bir ihtimal.
Bu kozmik yalnızlık, insanlık için hem karamsar hem de umut verici bir anlam taşıyor.
Olumsuz tarafı: Yaşam süremiz boyunca başka bir zeki canlı türüyle muhtemelen hiçbir zaman doğrudan temas kuramayacağız; en iyi ihtimalle uzak bir gelecekte, geçmişten kalan zayıf bir radyo sinyalinin eskiyen yankısına rastlayabiliriz.
Olumlu tarafı ise: Gece gökyüzüne baktığımızda karşımıza çıkan milyarlarca yıldız ve gezegenin neredeyse tümü sahipsiz, ıssız ve tamamen bakir durumda. Kısacası evren, insanlığın adım atıp kendisini keşfetmesi için orada öylece bekliyor.