Gerçeği Özgür Bırakmak?

Kişisel çıkar ve menfaatler ile dünyevî beklentiler içinde, içeriği dönüştürülmüş sistemler, varmak istenilen yere çıkmayan yanlış adres, aranılanla konuşulamayan yanlış numaradan farksızdır. Anlık kazanımlar tatminliği oluşsa da sonuç her zaman hüsrandır.

Benim istediğim gibi olmak zorundadır yoksa kabul etmem dayatmaları, insanın kendisine kendi eliyle, aklıyla, taktığı cehalet prangalarıdır. Kendi çıkarlarında ısrarcı kalıp gerçeğin göz ardı edilişinden doğan körlük ve sağırlık, cahil inadının sonucudur.

Gerçek, inkârı mümkün olmayan, insan, toplum ve dünya için doğruluğu ispat bulmuş değerdir. Bu tanım, yaşantımız içinde bulunan ve insana temas eden tüm öğretiler, sistemler, tarzlar, fikirler ve kişiler için geçerli olup, değişmez ve değiştirilemez her şey için geçerlidir. Menfaatler öyle istiyor diye, iki artı ikinin yaşam içindeki uygulamalarda her seferinde farklı sonuçta çıkması ve bu sonuçların kabul görmesi için güç eliyle dayatılması iki kere ikinin dört ettiği gerçeğini asla değiştiremez. İnsan olduğu bilincinde bulunanlar ve adalet üzerine yaşayanlar, tüm dayatmalara rağmen sonucun dört olduğuna ulaşabilir ve dört çıkmayışına itiraz edebilir.

İnsanlar, pişmişler ve çiğler olmak üzere iki guruba ayrılırlar. Pişmiş olanlar, insan olmanın sorumluluğunda adalet içinde, her türlü dünyevî çıkara rağmen, hak hukuk gözeterek rahmanî vasıfları terk etmeden yaşarken, çiğler ise her zaman önceliğini gerçeklere değil gerçeği bile bile reddedip, çıkarlarını gözeterek yaşayanlardır.

Nasıl ki çiğ olan yiyecekler insana faydadan çok zarar veriyorsa, bilincin, insanlığın çiğliği de önce insana sonra topluma zarar verirler. Çiğlik, kişisel bir eksiklik ve yanılgı olduğundan, çiğliğin bulunduğu her yerde var oluş ve yaşam da çiğlik üzerine gerçekleşir. Bilgi çiğ, öğreti çiğ, akıl çiğ, görüş, işitiş, fikrediş, algılar, hükümler, yorumlar hep çiğ olur ve çiğ insanlar için öncelik gerçekler değil kendisinin çıkarları yerine geldiği için yalanlar olur.

Samandan yapılmış kaleler için bir kıvılcım yeterlidir helâk olmaya.

İşte, gerçeğin inkâr edilerek yalanlar üzerine oluşmuş fikirler, eylemler ve söylemler üzerine elde edilen kazanımlar da aynen bu kale gibidir.

İnsanların, gerçeği inkâr etmek yerine gerçeğin yanında yer alıp gerçek üzerine gerekeni yapması gerçekte insan olmaya yönelmeleridir. Unutmamalıyız ki dünyaya ait olan her şey bizden sonra dünyada kalıcıdır. İnsan bu dünyaya ait olmadığı için dünyada kalıcı değildir. Ardında kalacak olanlar için gerçeği inkâr etmek, yarınını bir hiç uğruna heba etmektir. Birey olarak kendimiz, toplum olarak hepimizin, yarınlar için devlet adına, tüm alanlarda gerçeğe sahip çıkmak ve muhafaza etmek önceliğimiz olmalıdır. Bu sebeple,

Dini, devleti, siyaseti, adaleti, medyayı, kurumları, insanı ve Atatürk’ü, dünyevî çıkarlar üzerine yorumlayıp, yönlendirip, kullanmaktan özgürleştirmek,

Devlet, Millet, Din ve yarınlarımız olan çocuklarımız için sağlam temeller atarak, devamlılığını sağlamaktır.