Gizli narsistler

Freud’un şu sözüyle başlayalım:

“İnsanın kendisiyle yüzleşmesi, en zor olanıdır.”

Psikanalizin kurucusu Freud, bilinçdışının kapılarını araladığında insanın kendi arzularını bastırarak nasıl maskeler taktığını göstermişti. Ego, id ve süperego arasındaki çatışma, bireyin hem kendine hem çevresine karşı oynadığı oyunların temelini oluşturur. Bu oyunların en karmaşıklarından biri ise gizli narsisizmdir.

Masterson, narsistik kişiliğin kökenini çocuklukta koşullu sevgiye bağlar. Çocuk, ebeveynin sevgisini kazanmak için gerçek benliğini terk eder ve sahte bir benlik geliştirir. Bu sahte benlik, yetişkinlikte gizli narsistin maskesi olur. Dışarıdan mütevazı, kırılgan, hatta yardımsever görünen kişi, aslında iç dünyasında doyumsuz bir çocuk taşır.

Gizli narsist, açık narsist gibi sahnede alkış istemez. Onun gücü sessizliktedir. Mağduriyet rolü ile karşısındakini suçluluk duygusuna sürükler. Sessiz ceza ile konuşmayı keser, mesafe koyar. Gaslighting ile gerçekliği çarpıtır, “Sen yanlış hatırlıyorsun” der. İdealize – değersizleştirme döngüsü ile partnerini önce göklere çıkarır, sonra sessizce değersizleştirir.

Gizli narsistin aşk hikayeleri, romantizmin değil, maskelerin hikayesidir. İlk başta büyüleyici bir romantizm sunar, “ruh eşi” gibi davranır. Ardından sessiz cezalar, mesafeler ve gaslighting başlar. Partner sürekli kendini sorgular: “Acaba sorun bende mi?”

Gizli narsist erkek, kadınlara karşı özellikle şu davranışları sergiler:

Yoğun ilgi ve büyüleme: İlişkinin başında kadını özel hissettirir.
Kontrolcü sevgi: Sevgi koşullu hale gelir, kadın sürekli onay arar.
Sessiz cezalandırma: Konuşmayı keser, ilgisini geri çeker. Toplum önünde farklı, özelde farklı: Dışarıda “iyi insan” imajı çizer, özelde ise yıpratıcı manipülasyonlar sürer.

Gizli narsistin en güçlü motorlarından biri kıskançlıktır. Başkalarının mutluluğu, başarısı veya ilgisi onun için tehdit gibidir. Bu kıskançlık açıkça dile getirilmez; pasif-agresif davranışlarla, küçümsemelerle ve sessiz sabotajlarla ortaya çıkar.

Bunun yanında gizli narsist, içsel olarak üstünlük duygusunu taşır. Dışarıda mütevazı görünse de, iç dünyasında kendini diğerlerinden daha değerli görür. Bu üstünlük hissi, mağduriyet maskesiyle gizlenir.

Burada işin en kritik boyutu devreye giriyor: Gizli narsistlerin davranış kalıpları yalnızca bireysel ilişkilerde değil, siyasette de karşımıza çıkar.

* Mağduriyet maskesi siyasette “halk için mücadele ediyorum” söylemine dönüşür, ama perde arkasında kişisel çıkarlar ön plandadır.
* Gaslighting topluma “gerçekler farklı” diyerek sunulur; halkın algısı çarpıtılır, gerçekler manipüle edilir.
* Sessiz ceza ise halkın taleplerini görmezden gelmek, sorunları yok saymak şeklinde ortaya çıkar.
* Üstünlük duygusu ise “biz biliriz, siz anlamazsınız” tavrıyla topluma yansır.

Siyaset sahnesinde gizli narsist, kürsüde mütevazı bir figür gibi görünür; kuliste ise iktidar hırsının kuklacısıdır. Halkı idealize eder, sonra sessizce değersizleştirir. Bu döngü, bireysel ilişkilerde olduğu gibi toplumsal düzeyde de yıpratıcıdır.

Freud’un bilinçdışı teorisi bize yapıyı, Masterson’ın sahte benlik kavramı kökeni, gizli narsistin manipülasyonları ise günlük hayattaki yansımayı gösteriyor. Gizli narsistin aşk hikâyeleri, kadınlara davranışları, kıskançlık ve üstünlük duygusu bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo, romantik bir masaldan çok sessiz bir çığlıktır.

Siyasette ise bu tablo, halkın umutlarını manipüle eden, mağduriyet maskesiyle güç kazanan ve üstünlük duygusunu perde arkasında sürdüren bir oyuna dönüşür. Maskelerle yaşamak, hem bireyi hem toplumu tüketir. Gerçek özgürlük, kendi bilinçdışımızla yüzleşmekten ve başkalarının maskelerine aldanmamaktan geçer.

Masterson’ın eklediği uyarı da aynı kapıya çıkar: Gerçek benliği terk eden, sonunda kendi sahte maskesinin tutsağı olur.

Toplum içerisinde çorabina, gömleğine ismini yazdıran, halk adamı gibi görünen kibir abidesi siyasetçileri her yerde görebilirsiniz.