İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik soruşturma kapsamında açılan ve İBB Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu dahil 414 kişinin yargılandığı davada, ilk duruşmanın 54. günü başladı.
Şu ana kadar 53 oturumun geride kaldığı yargılamada, aralarında İmamoğlu'nun da bulunduğu 11 tutuklu ismin savunması henüz alınmadı. Mevcut takvime göre ilk duruşma sürecinin temmuz ayının ilk iki haftasında tamamlanması öngörülüyor.
Geçen hafta gerçekleştirilen tutukluluk incelemesinde dokuz kişinin tahliyesine karar verilmesiyle birlikte dosyadaki tutuklu sayısı 59'a düştü.
SAVUNMALAR BAŞLADI
Son savunmasını yapan İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten, hakkındaki suçlamaların yalnızca tanık ifadelerine dayandığını savunurken, bugünkü oturumda etkinlik organizatörü Ceyda Kıryak, Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç ve Güldem Şık'ın savunmaları alınıyor.
Halk TV muhabiri Gamze Altunay İBB davasının 54. gününde yaşananları anbean aktarıyor...
suçlamaların yalnızca tanık ifadelerine dayandığını savunurken, bugünkü oturumda etkinlik organizatörü Ceyda Kıryak, Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç ve Güldem Şık'ın savunmaları alınıyor.
Halk TV muhabiri Gamze Altunay İBB davasının 54. gününde yaşananları anbean aktarıyor...
"ONURUMLA BURADA YATMAYI TERCİH EDERİM"
Doğruer savunmasının devamında "Eğer buradan çıkmanın yolu Ekrem Başkan'a iftira atmaksa ben bunu yapmayacağım. Başkana iftira atmaktansa onurumla burada yatmayı tercih ederim" dedi.
Rahatsızlandığı için savunmasına yarın devam edeceğini söyleyen Doğruer'in ifadesinin ardından duruşma yarın devam etmek üzere bitirildi.
DOĞRUER: CV VE MÜLAKATLA ÖRGÜTE ALINDIĞINI GÖRMEDİM, DUYMADIM
Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer'in savunması ile devam edildi:
"Eşim Arzu Doğruer de emekli bankacıdır. Biz her zaman kendi halinde yaşayan, tabiri caizse kendi yağında kavrulan orta gelirli bir aile olduk. Benim hiçbir zaman hiçbir siyasal, siyasi partiye üyeliğim olmadı. Benim sosyal medyada bile siyasi anlam taşıyabilecek bir paylaşımım şimdiye kadar olmamıştı. Emekli olduğum dönemde yeniden çalışmak gibi bir düşüncem ve niyetim de yoktu. Üstelik o dönem ağır bir kanser vakası yaşadım ve çeşitli rahatsızlıklarım oldu. Ancak mezun olduğum zamandan beri devamlı çalışan bir insan olduğum için evde oturmak da bana göre bir şey değildi, olağan bir durum değildi. Anladığım kadarıyla eşim için de değildi. Bu süreçte Kültür AŞ'de açık bir pozisyon olduğunu öğrendim. Ben de öz geçmişimi göndererek bu pozisyona başvurdum. O dönem Kültür AŞ'de Genel Müdür olan Serdal Taşkın, Banu Saraçlar, Ertan Yıldız ve son olarak da Yiğit Oğuz Duman ile sözlü mülakatlara girdim. Bu görüşmelerden önce, adı geçen kişilerin hiçbiriyle bir tanışıklığım veya iletişimim bulunmamaktaydı. Aynı şekilde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan herhangi bir kişiyle ya da iştiraklerinde çalışan herhangi bir kişiyle de bu saate kadar, yani 2019'daki bu görüşmelere kadar herhangi bir ilişki ya da iletişimim bulunmamaktaydı.
kişiyle ya da iştiraklerinde çalışan herhangi bir kişiyle de bu saate kadar, yani 2019'daki bu görüşmelere kadar herhangi bir ilişki ya da iletişimim bulunmamaktaydı.
Kültür AŞ'ye benim işe başladığım dönem Genel Müdür olarak görev yapan Serdal Taşkın da ifadesinde beni daha önce tanımadığını ifade etti. İfadesini aynen size alıntılıyorum:
"Ben Genel Müdür olduktan sonra eski çalışanların hemen hemen %95'i görevde kaldı. Zaten ayrılanların da büyük çoğunluğu kendisi istifa etti ve başka görevlere geçti. Genel müdür yardımcısına ihtiyacım olduğu zaman kendim alma yetkisine sahip değildim. İştirakler Koordinatörlüğü'ne başvurdum. Onlar da İnsan Kaynakları ile ön görüşme yaparak bana 2 tane genel müdür yardımcısı adayı gönderdi. Doğan Bey'le de o görüşmeden sonra birlikte çalışmaya başladık. Daha önce kendisini tanımıyordum. Kendi tanıdığım sadece 2 kişi var: Barış Kılıç ve Metin Bal. Onların haricinde işe alınırken hiç kimseyi önceden tanımıyordum, bir tanışıklığım bulunmamaktaydı."
Slayt 1'i açarsak bu ifadeyi de sizlere de göstermek imkanım olur. Benim biraz önce okuduğum ifade. Kültür AŞ'ye yaptığım başvuru kabul edildi ve Mali İşler ve Organizasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev aldım. Kültür AŞ'ye giriş sürecim tamamen bu şekildedir. Haksız bir şekilde tutuklandığım güne kadar da bu kurumda çalıştım ve çalışma sürem boyunca da hiçbir usulsüzlüğe bulaşmadım, hiçbir usulsüzlükle de itham edilmedim; görevimi layıkıyla yerine getirdim...
Ben iddianameyi ayrıntılı inceleme imkanı bulamadım ama avukatlarımın anlattığı kadarıyla, anladığım kadarıyla örgüt kavramıyla, Sayın Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemindeki çalışma ekibinin ve yakın çevresinin kastedildiğini anlıyorum. Oysa ben biraz önce size detaylı bir şekilde anlattım; ben 2019 yılında şirkete girene kadar ne İmamoğlu ne de belediye veya iştiraklerinde çalışan kişilerle herhangi bir ilişkim veya iletişimim olmadı. Bu tarihten sonra da söz konusu kişilerle sadece görevim gereği yapılması gereken görüşmeleri yaptım. HTS ve baz kayıtları da bunu açıkça göstermektedir. Mesela iddianamede benim Murat Ongun'a bağlı olarak çalıştığım iddia ediliyor. Benim Murat Ongun ile görüşmem var. Kaç tane? 6 yılda sadece 2 tane. O da 2021 yılında. Sayın Hakim, Sayın Başkan; ben herhangi bir örgüte üye alınırken CV incelenip sonrasında mülakat yapılarak örgüt yerine alındığını görmedim, duymadım. Siz buldunuz mu? Böyle bir şey olabilir mi?"
ARA VERİLDİ
Güldem Şık'ın savunmanı Alper Köleoğlu'nun sözlerini tamamlamasının ardından duruşmaya ara verildi.
AV. KÖLEOĞLU: HUKUKİ UCUBE GİZLİ TANIK BEYANLARI DIŞINDA NE VAR?
Av. Alper Köleoğlu hazırladığı savunmada şu ifadeleri kullandı:
"Bizim öncelikli olarak konuşmamız gereken husus şu: Biz ve diğer sanıklar neden buradayız? Bu suçlamalarla, bu insanların tutuklu olmasının olağan olup olmadığı hususu. Son dönemde bütün operasyonlara baktığımızda sistem aynı şekilde işliyor: Bir şablon oluşturuluyor, şablondaki kişiler bir yerlere oturtuluyor ve bu oturtma bu şablondaki yerlere göre delillendirmeler yapılmaya çalışılıyor. Bu şablon oturtması da ne yazık ki bir hukuki ucube olan gizli tanık anlatımlarına dayandırılarak yapılıyor ve devamında etkin pişmanlıklarla tamam, tedirginlikle dayanan sanıklar, onlardan alınan beyanlarla desteklenir hale geliyor. Son dönem tüm operasyonlarda yaşadığımız net olarak bu. Bunun haricinde dosyalarda bir delil olmaması da anlattığımızın ne kadar doğru olduğunun en büyük göstergesi.
Peki müvekkil bu sürece nasıl geldi? Yine aynı şekilde bir şablonda kendisine yer verildi. Murat Ongun, Emrah Bağdatlı... "Onların adamı" dendi. Bir, ilk başta bahsettiğim üzere
devamında etkin pişmanlıklarla tamam, tedirginlikle dayanan sanıklar, onlardan alınan beyanlarla desteklenir hale geliyor. Son dönem tüm operasyonlarda yaşadığımız net olarak bu. Bunun haricinde dosyalarda bir delil olmaması da anlattığımızın ne kadar doğru olduğunun en büyük göstergesi.
Peki müvekkil bu sürece nasıl geldi? Yine aynı şekilde bir şablonda kendisine yer verildi. Murat Ongun, Emrah Bağdatlı... "Onların adamı" dendi. Bir, ilk başta bahsettiğim üzere gizli tanık beyanıyla... Süreçte bu gizli tanık beyanları, diğer şüphelilerin ve devamında sanıkların beyanlarıyla desteklenerek bir süreç haline getirildi, iddianame haline getirildi. Bunun kabulünün mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz buradakiler olarak. Soruşturma sürecinden itibaren çok şeyi öğrenmek istedik; neyle suçlanıyoruz? Bu sadece bizim başımıza zannederken diğer sanık anlatımlarında somut olarak gördük ki kimse tam olarak neyle suçlandığını hâlâ bilmiyor. Önünüzde kolluk ve savcılık evrakları mevcut. Biz kolluğa gittiğimizde hangi suçla suçlandığımız söylenmedi. Benim ilk itirazı kayıt olarak da beyanlarım o kollukta da mevcut, o evrakta mevcut. "Bir suçtan bahsedildi, biz bunların hangisiyle suçlanıyoruz?" dediğimizde "Bizim bir bilgimiz yok" dendi. Yaklaşık 100 kişinin fotoğrafı önümüze kondu, "Tanıdıklarınızı söyleyin" dendi. Devamında 6 -7 kişiyle yapılan telefon görüşmeleri, bazılarının 4-5 yılda bir kere yapılmış, buna rağmen önümüze suç unsuru olarak kondu. Bunun haricinde dosya içerisinde bir tek delil, bir tek soru bize sorulmadı."
ARA VERİLDİ
Güldem Şık'ın avukatı Alper Köleoğlu, operasyonlara bakıldığında bir şablon oluşturulduğunu, şablondaki kişilerin bir yere oturtulduğunu ve buna göre delillendirme yapılmaya çalışıldığını söyledi. Duruşmaya ara verildi.
"ANNEMİ EVLADINA, BENİ EVLADIMA KAVUŞTURUN"
Güldem Şık savunmasında şöyle konuştu:
"Başkanım, eylem adı altında geçen ihale bazlı konularla ilgili size raporlar, tablolar ya da evraklar sunup bir şeyler anlatamam; çünkü bilmiyorum. Bütün eylemlerin yanında aynı kişilerin aynı sayfalara ve farklı sayfalara kaç kere konulduğunu görebilirsiniz.
Ben ne ihale süreçlerini ne organizasyonunu ne de firmalarını bilebilecek ne resmi ne gayri resmi bir göreve ne de yetkiye sahibim. Huzurunuzda verilen beyanlara göre bu pozisyonların genel müdürleri, yöneticileri beni tanımayı bırakın, görmediklerini beyan ettiler.
Güldem Şık savunmasında şöyle konuştu:
"Başkanım, eylem adı altında geçen ihale bazlı konularla ilgili size raporlar, tablolar ya da evraklar sunup bir şeyler anlatamam; çünkü bilmiyorum. Bütün eylemlerin yanında aynı kişilerin aynı sayfalara ve farklı sayfalara kaç kere konulduğunu görebilirsiniz.
Ben ne ihale süreçlerini ne organizasyonunu ne de firmalarını bilebilecek ne resmi ne gayri resmi bir göreve ne de yetkiye sahibim. Huzurunuzda verilen beyanlara göre bu pozisyonların genel müdürleri, yöneticileri beni tanımayı bırakın, görmediklerini beyan ettiler.
48 yaşıma kadar evlat oldum, kardeş oldum, eş oldum, anne oldum. İş hayatımda olabileceğim de title oldum. 50 yaşıma gelirken de firari oldum, kaçak oldum, tutuklu oldum, mahkum oldum, sanık oldum, bir de bu oldum. Alın bunu, bakın, bu ne yapmış? Hayatım boyunca hiç bu olmamıştım. Başkanım, bir onurum, bir gururum, bir de burnumun direği çok hasar gördü bu dönemde. Artık her şeye ağlıyor olduk, oldum. Bütün bu yaşananlara inanıyorum ki siz adaletinizle son vereceksiniz. Annemi evladına, beni evladıma kavuşturmanızı, gasp edilen özgürlük hakkımı da geri talep ediyorum."
"HAKKIMDA DELİL YOK BUNA RAĞMEN CEZA İSTENİYOR"
Ceyda Kıryak, hakkında hiçbir delil olmadığını, MASAK raporunda adının geçmediğini buna rağmen cezalandırılmak istendiğini ifade etti.
Ceyda Kıryak şöyle konuştu:
"İddianamede savcılar tarafından ne iş yaptığım çok anlaşılamamış. Etkin organizasyon yönetimi yapıyordum. Pandemi dönemine kadar özel sektörde çalıştım. Pandemiyle birlikte özel sektör durma noktasına geldiği için birçok yere başvurdum. Medya AŞ'de etkinlik saha yönetimi görevinde çalıştım. İmamoğlu'nun katılacağı etkinliklerin planlanmasını yapıyor ve sahadaki akışın sorunsuz ilerlemesini sağlıyordum.
Hayatımda hiç belediye ihalesinde bulunmadım. Bu nedenle bu ihalelerle ilgili hiçbir detaya vakıf değilim. Dolayısıyla ne bu suçlamaları kabul edebilirim ne de bunlara ilişkin savunma yapabilirim.
İlk eylemden anlıyorum ki hakkımda hiçbir şey anlaşılmamış. Eylem 2020 yılına dayanıyor, ancak ben Medya AŞ'ye 2021'de girdim. İhalelerin çoğu Kültür AŞ ile alakalı, ben ise Medya AŞ'de çalışıyorum. Anlatımların hiçbirinde yer almıyorum ama suç isnat edilen kişiler arasında bulunuyorum. Bu nedenle bunlarla ilgili tek tek savunma yapamıyorum.
Beyanlara bakıyorum; hakkımda ne bir ifade ne de bir söylem var. Ortada bir delil yok. Bilirkişi raporunda yokum, MASAK raporunda yokum. Buna rağmen cezalandırılması istenen kişiler listesinde yer alıyorum.
Dosyaya baktığımda Emrah Bağdatlı'yla yaptığım bir telefon görüşmesini görüyorum. Muhtemelen bu görüşme nedeniyle Emrah Bağdatlı'yla ilgili her eyleme adım eklenmiş."
DURUŞMA BAŞLADI
İBB Davası'nda 54. gün başladı. Duruşma, Ceyda Kıryak'ın savunmasıyla devam ediyor.
"BUNLARIN VEBALİNİ KİM ÖDEYECEK?"
Ceyda Kıryak, "16 eylemde adım var. Tarafıma isnat edilen suçlamaları işlemedim ve kabul etmiyorum. Hangi eylemden dolayı tutuklu olduğumu, neyden yargılandığımı gerçekten anlayamadım" dedi.
Ceyda Kıryak şöyle konuştu:
"19 Mart sabahı rüşvet ve örgüt üyeliği suçlamalarıyla evimden alındım. 23 Mart'ta neden tutuklandığım yüzüme bile söylenmedi. Cezaevine geldik. Avukatıma, 'İfadeleri getirir misin?' dedim. Sonra baktım ki Emrah Bağdatlı ile ihalelerin evraklarını hazırlamaktan bahsediliyor.
Birincisi, Murat Ongun'un talebiyle aradım. İkincisi, ben reklam bölümünde hiç çalışmadım. Üçüncüsü ve en önemlisi, ben ihalelerde yokum.
Sonra iddianame çıktı; örgüt üyeliği suçu düşmüş ama 16 eylemde adım var. Tarafıma isnat edilen suçlamaları işlemedim ve kabul etmiyorum. Hangi eylemden dolayı tutuklu olduğumu, neyden yargılandığımı gerçekten anlayamadım. Murat Ongun'la çalıştığım için mi, Emrah Bağdatlı'yla telefonda konuştuğum için mi?
1,5 yıldır tutukluyum ve gerçekten çok yoruldum. Ben artık sizden tahliyemi talep ediyorum. Benim davam burada değil, dışarıda. Hayatta ve ayakta kalabilme mücadelem var. Maaşlı çalışanım; abim ve oğlumla çalışıyorum. Ama kirayı ödeyemediğim için evim tahliye edildi.
18 yıldır benimle yaşayan, benim de yaşama sebebim olan oğlum babasının yanına yerleşti. Oğlumun mezuniyetinde Silivri'deydim. Üniversite sınavına girdi, ben Silivri'deydim. Üniversiteye gitti, ben hâlâ buradayım.
Ne için? Bunların vebalini bana kim ödeyecek? Geri gelmeyecek anılarında yokum oğlumun."
"YANLIŞLIK SONUCU 1,5 YILDIR TUTUKLU"
Savunmanın ardından Murat Ongun söz aldı:
Murat Ongun: Ben öncelikle açıkça söylemek isterim ki, inandığım tüm kutsallar üzerine yemin ederim, bu kadıncağızın suçlandığı konularla yakından uzaktan hiçbir alakası yoktur. Her şeyin huzurunda da yemin ederim. Bunun altını netlikle çizeyim. Büyük bir yanlışlık sonucu yaklaşık 1,5 yıldır tutukludur. Kendisinin yaşadıklarını ben de hissetmekteyim, onun acısını, o yüzden bunu söyleme ihtiyacı hissettim. Ceyda Hanım'ın ifadesinde beyan ettiği telefon görüşmesi nedeniyle herhalde suçlandım dedi. Ben de öyle tahmin ediyorum. Onunla da ilgili bir cümle söyleyip soruma geçmek isterim. O telefon görüşmesinde zaten anlaşıldığı gibi bir indirim talebi istiyoruz. Benim sunulan içeriklerden beğendiğim içeriği yapacak firmanın sahibi Emrah Bey bu sektörde uzun yıllardır çalıştığı için onun tanıdığı, yakın olduğu bir insan. O yüzden Ceyda Hanım'a dedim ki, Emrah'la konuş bir indirime gelsin çünkü en son raconu ben keseceğim, ben onu daha da indireceğim. Ama ilk etapta Emrah onunla samimi olduğu için onu aşağıya çekmesini istedim. Ama daha önemlisi soruma geçiyorum. Bu etkinlik gerçekleşti mi Ceyda Hanım?
Ceyda Kıryak: Çok özür dilerim ben onu atladım. Teşekkür ederim bu soru için. Bu etkinlik iptal edildi, yani yapılmama kararı alındı.
AVUKATI TAHLİYE İSTEDİ
Ceyda Kıryak'ın avukatı Ulaş Özkan, müvekkilinin tahliyesini talep etti. Özkan, Kıryak'ın bilirkişi raporunda, vergi raporunda, MASAK raporunda isminin geçmediğini belirtti.
MÜDÜR KILIÇ KÜRSÜDE
Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç'ın savunmasına geçildi. Kılıç, "Bu şirkette yıllardır çalışan dönem teamülü neyse aslında biz onu devam ettirdik" dedi.
"İHALELERLE İLGİM YOK"
Barış Kılıç savunmasında, "Benim bu ihalelerle bir ilgim yok. ihalelerin hiçbirine katılmadım. Bu eylemlerden ismimin silinmesini talep ediyorum" diye konuştu.
DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Kılıç, ilk gözaltına alındığında adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını hatırlattı ve serbest bırakan hakimin görevden alındığını belirtti. Kılıç, "Bu haberi alınca çevremdekiler 'Sizi tutuklayacaklar' dedi. Akşam bütün ailemi topladım, çocuklarımla uydum. Sabahı beklemediler, polisler gece 23.30'da kapıma geldi" diye konuştu.
Kılıç, 13 ayda 4 cezaevi gezdiğini belirtti ve bir cezaevinde ranzasının üst katında kalan bir tutuklunun kendi kolunu keserek bardağına kan damlattığını da anlattı. Duruşmaya öğle arası verildi.
DURUŞMA BAŞLADI
Ara sona erdi, duruşma başladı.
Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, Barış Kılıç'a itirafçı olan eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas'ın "Benim bir yetkim yoktu" sözlerine atıf yaparak, "İhaleleri sadece noter gibi imzalar mıydı?" diye sordu. Kılıç, "Hayır" yanıtını verdi.
"TUTUKLU KALMASI GEREK"
Barış Kılıç'ın avukatı Cansu Çiftçi'nin savunması başladı. Çiftçi, "Bu kadar zaman geçti, dosyaya Barış Kılıç'la ilgili hiçbir şey konulmadı. Sadece tanıkların ve etkin pişmanlıktan yararlananların ifadeleri var. Onun bunun beyanlarıyla, somutlaştırılmamış iddialarla müvekkilimin tutuklu kalmaması gerek" dedi.
GÜLDEM ŞIK KÜRSÜDE
Barış Kılıç'ın sorgusu ve savunmasının ardından tutuklu sanıklardan Güldem Şık'ın savunmasına geçildi.
Şık şunları söyledi:
"Kimsenin hakkını yemeyip hakkını da yedirmeyen bir Türk kadınıyım. 16 aydır kim olduğumu anlamaya çalışan bir tek sizsiniz.
Varlığından haberim olmayan bir örgütün, haberim olmayan bir yöneticisini bilmeden üyesi olsam, karşınızda böyle ne idüğü belirsiz biri gibi değil, yetkili, etkili, herkesin tanıdığı biri gibi olmam gerekmez miydi?"