Kim Neyi Çalar?

Hırsızlık denildiğinde akla genellikle gece vakti bir evin, işyerinin ya da tarlanın kapısının zorlanması gelir.

Birilerinin özel alanına girilip değerli eşyaların çalınması, ardından bunların ucuza satılması…

Bu döngü, güvenlik güçleri yakalayana kadar sürer.

Malını kaybeden vardır, az miktarda para kazanan vardır, bir de ucuza mal alan.

Bu, halkın bildiği en klasik hırsızlık türüdür.

Ama hayat bize yalnızca bu tür hırsızlığı öğretmez.

Daha incelikli, daha görünmez hırsızlıklar da vardır.

Resmi dairelerde, mahkemelerde, bürokrasinin labirentlerinde karşımıza çıkarlar.

Bir belgeyi defalarca isterler, incelemeler aylarca sürer.

İnsan çaresizleşir, pes eder.

Aslında çalınan şey mal değil, zamandır. Ömrümüzün en değerli sermayesi sessizce elimizden alınır.

Cezaevlerine atıldıktan sonra haklarındaki suçlamayı bile öğreninceye kadar yılları dört duvar arasında geçen siyasi suçlular…

Kim için, ne için değer mi?

Bazen en yakın dost, bazen en sevilen kadın ya da adam…

Sevgiyle bağlanırsınız, kalbinizi açarsınız.

Tam en kritik anda terk ederler.

Arkada kırık bir kalp, boşa geçen yıllar, aldatılmış bir güven kalır. İnsan neye üzüleceğini bilemez: geçen zamana mı, kırılan kalbine mi, yoksa ihanete mi?

Siyasi hırsızlar. En tehlikelisi budur.

Alın teriniz cebinizden akıp gider, adına “enflasyon” denir.

Bataklığa gökdelen dikilir, “imar affı” denir.

Yetimin hakkı, yoksulun lokması lüks sofralarda tüketilir, buna da “itibar” denir.

Soldan, sağdan, dinlisi, dinsizi, göçmeni, Karadenizlisi, Kürdü, Türkü…

Her coğrafyadan, her mezhepten, her meşrepten gelirler; çok iştahlıdırlar, çekirge sürülerinden daha fazla yıkım yaparlar.

Bu hırsızlar yakalanmaz; yakalansa bile suçlarını inkâr ederler.

Çünkü herkes bilir: yerinde başkası olsa o da çalacaktır.

O sebepten utanmaları yoktur; çünkü onların arsızlığını alkışlayan kitleler vardır.

Namaza başlar, sakal koyar çünkü ona inanan bekleyen hırsızlığa aç bir grup vardır.

Adına da siyaset, ideoloji; alkışlayana da “dava arkadaşım” denir. İşte bu yüzden siyasi hırsızlık, toplumun en derin karmaşasıdır.

Akademik hırsızlar.

Günümüzde siyasi hırsızlardan sonra en zeki olan grup budur.

Okur-yazar görünürler ama çoğu kez torpilin gölgesinde yükselirler.

En bilinen türü, okuma yazma bilmeden “Dr.”, “Doç.”, “Prof.” unvanı alanlardır. Akademik hırsızlık, bilginin ve emeğin itibarsızlaştırılmasıdır.

Bu yüzden günümüzde akademiye şüpheyle bakılır.

Yağmur bulutları hırsızları.

Son yıllarda öğrendiğimiz, devletler eliyle yapıldığı iddia edilen yeni bir hırsızlık türü: Yağmur bulutlarını çalanlar.

Memleket bir anda yağmur manyağı oldu, her yer Karadeniz iklimine döndü.

Hayat bize türlü türlü hırsızlık öğretiyor; şimdi sırada ne var, merak ediyoruz.

Hırsızlık yalnızca kapı kırıp mal çalmak değildir.

Zamanımızı, duygularımızı, emeğimizi, doğamızı çalanlar da hırsızdır.

Ve belki de en büyük hırsızlık, toplumun güvenini çalmaktır. Kısaca günümüzde geçerli akçe olan hırsızlık mesleğinde, kim neye ulaşabiliyorsa onu çalıyor…

En masum hırsızlar ise annelerinin kalbini çalan bebeklerdir…