İnsan olmak zor geldi, kolay olanı seçtik. Çıkarlara, menfaatlere, anlık tatminlere, nefsimize yenildik. Kendi kaybetmişliğimizi kendimiz görmeyelim diye, yalanlar ve bahaneler kılıfları diktik. Çağdaşlık, modernizm, insanlık, tek seçenek gibi sahte kavramlar icat ettik. Günü kurtardık ama kaybettik!
Bir diyarda yaşayan insanlar zamanla çok hastalanıp, bu hastalıktan ölüyorlarmış. Hastalığının sebebi içinde olduğu yaşam döngüsünde normalleşen, cehalet kaynaklı, nefsin hoşuna giden, düzen ve alışkanlıklar yüzünden oluşan durum, eylemler, yenilen içilenlermiş. Normalin bu olduğunun kabullenilişi, hastalığın sebebini görmeye engel olduğundan, her gün yavaş yavaş, sinsice kaçınılmaz sona götüren ve insanlığı bitiren bu hastalık dâhi normalleşmiş. Yaşam, bu zihniyet için budur ve kabul edilmelidir anlayışı hâkim görüş olmuştur.
İçlerinden iki kişi, hastalığı kendisini elden ayaktan kesmeden önce uzman bir doktora gitmeye karar vermiş.
O diyarın doktoru, hastalığın sebebi ve tedavisi kendisine öğretilip, insanları uyarsın, tedavi etsin diye bu diyara gönderilmiş. Doktor, hastalığın sebeplerinden uzak dururken insanları da uyarmaya başlamış lakin insanlar, “Biz, atadan, babadan böyle gördük, böyle bildik, böyle yaşıyoruz. Bizim için yaşamak, yiyip içmek budur. Sen dedin diye mevcut yaşam tarzımızı ve bildiklerimizi, alışkanlıklarımızı terk edip senin dediğin gibi mi yaşayıp, yiyip, içeceğiz artık” demişler ve reddetmişler.
Doktora gitmeye karar veren iki kişi, tüm ısrarlara rağmen kendi kararında sadık kalarak doktora gelirler. Doktor, kendilerini muayene eder. Bundan sonra iyileşmek için yapmaları gerekenleri anlatır.
Birisi, mevcut tüm yaşantısını doktorun tavsiyelerine uyarak değiştirir. Alışveriş yaptığı yerleri değiştirir. Yediği yemekleri, içtiklerini değiştirir. Alışkanlıklarından, eski damak tadından, nefsin hoşuna gidenlerden uzak durur.
Diğeri ise, bildiği ve alıştığı düzeni değiştirmek nefsine zor geldiği, çıkarları öyle gerektirdiği, arkadaş ortamlarını terk edemediği ve dünyevî kazanç elde ettiği ortamları terk edemez, aynen devam eder. Değişimi, menfaatleri için yapmayan, hastalık sebebiyle elden ayaktan kesilerek kısa zamanda hayatını kaybederken, değişimi her türlü zorluğa rağmen gerçekleştiren, menfaatlerinin gereğini değil olması gereken doğruları yapan ise iyileşip, sağlıklı bir ömür sürer.
Evet! Kaybettik. Çıkarlarımız uğruna, günlük kazançlar için, menfaat, makam, para, sahte itibar için bile bile doğruları, terk edip, yalanlar içinde bir hayat sürerek sağlımızı, ahlakımızı, adaleti, merhameti yani önce insanlığımızı sonra imanımızı her ikisinin sonucu olarak yarınlarımızı kaybettik.
Kalp, içinde sevgi, saygı, merhamet, dürüstlük, adalet, ahlak ve iman olduğu sürece kalptir ve bizi insan yapan en büyük değerdir. Ama içinde, anlık tatminler ve gelip geçici dünyevî kazanımlar için yalan, aldatma, sahtekârlık, ahlaksızlık, adaletsizlik, hırsızlık, girdiğinde ise artık bir kalp olmaktan çıkar da sadece kan pompalayan bir organ kalır geriye. Göğsümüzdeki kalp mi yoksa sadece bir organ mı? Bu tamamen bize bağlı.