Masa Kasa Nisa

Anadolu’nun bağrı yanık okumuş erkek çocuklarının hikâyesi, sadece fakirlik ve makam çatışmalarıyla değil, aynı zamanda eşlerini neden aldattıkları, boşanma gerekçeleri ve Jung’un gölge ile anima kavramlarıyla da anlaşılabilir. Gündelik yaşamda bu mesele kahve sohbetlerinden pazar dedikodularına, ev içi huzursuzluklardan mahkeme salonlarına kadar her yerde görünür.

Eşlerini aldatmalarının en temel sebeplerinden biri bastırılmış arzuların bir noktada taşmasıdır. Freud’un bastırma teorisiyle açıklanabilecek bu durum, genç yaşta yapılan fakirlik evliliklerinde kendini gösterir. Geçim derdi, sevgi ve cinselliğin önüne geçtiğinde erkek çocukları dışarıda arayışa girer. Para hırsı ve kadın hırsı birleştiğinde evlilik sadakati zayıflar. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde güvenlik ve sevgi basamakları karşılanmadan aidiyet ve kendini gerçekleştirme basamaklarına çıkmak mümkün değildir. Bu yüzden evlilikler çoğu kez ekonomik ortaklık olarak kurulur, aşk ve tatmin eksik kalır.

Boşanma gerekçeleri de bu eksikliklerden doğar. Kadınlar çoğu kez “ilgisizlik”, “ekonomik yetersizlik” ve “sadakatsizlik” nedeniyle boşanma talep ederken, erkekler “uyumsuzluk” ve “sevgi eksikliği” gerekçelerini öne sürer. Anadolu’da sıkça duyulan “Ekmek yoksa aşk da yok” sözü, boşanma davalarının özeti gibidir. Burada önemli bir ayrım da metres ile imam nikâhlı eş arasındadır. Metres, toplumun gözünde gizli ve ayıplı bir ilişki olarak görülür. İmam nikâhlı eş ise dinî bir meşruiyet kazandırır ama resmi nikâh olmadığı için hukuken geçersizdir. Bu ayrım, Anadolu’nun gündelik yaşamında sıkça tartışılır. Kahvede “Metres tutmuş” denildiğinde ayıplama vardır, ama “İmam nikâhlı ikinci eş almış” denildiğinde dinî bir gerekçe öne sürülür. Bu da dinî öğreti ile modern hukuk arasındaki çatışmayı gösterir.

Jung’un gölge kavramı burada devreye girer. Anadolu’nun okumuş erkek çocukları, toplumun baskısıyla kendi gölgelerini bastırır. Gölge, yani kabul edilmeyen arzular, gizli ilişkilerde, dedikodularda ve aldatmalarda kendini gösterir. Jung’un anima kavramı ise erkeklerin içsel kadın imgesini anlatır. Anadolu’da çoğu erkek, anima ile yüzleşmek yerine dışarıda arayışa girer. Bu da metres ve imam nikâhlı eş ayrımında kendini gösterir. Metres, gölgenin dışavurumudur; imam nikâhlı eş ise anima ile yüzleşmenin dinî bir kılıfa sokulmuş biçimidir. Siyaset tam da burada devreye girer. Bendense yaptıkları ahlakidir değilse zina yapıyordur. Siyasetciler Allah kandırmakta! ne kadar mahir olduklarını göstermeye çalışırlar. Kimisi kendisine metres tutar kimisi imam nikahı yapar ama sonuçta mağdur olan ihtiyaç sahibi genç kadınlardır. Faturayı da sarı çizmeli Mehmet Aga öder…

Sonuçta Anadolu’nun yanık okumuş erkek çocuklarının uçkur meselesi, Freud’un bastırma teorisi, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi ve Jung’un gölge ile anima kavramlarıyla birlikte okunmalıdır. Para hırsı, kadın hırsı, dinî çatışmalar, aldatmalar ve boşanma gerekçeleri bu hikâyeyi daha da karmaşık hale getirir. Kahvede evlilik baskısı, pazarda sekreter söylentisi, evde fakirlikten doğan huzursuzluk ve mahkemede boşanma davaları… Hepsi aynı düğümün farklı yüzleridir.

Okuduk, gördük, düşündük… Ama uçkurdan, paradan, kadın hırsından ve gölgemizden kurtulamadık.