Nosebo etkisi

İnsan zihni, çoğu zaman kendi bedeninin en güçlü düşmanıdır. Nosebo etkisi, korkunun ve olumsuz telkinlerin bedene nasıl sirayet ettiğini gösteren çarpıcı bir örnek. Türk toplumunda ise bu etki, yalnızca sağlıkta değil, ekonomiden gündelik hayata kadar pek çok alanda karşımıza çıkmaktadır…

Tıpta “nosebo etkisi” denilen olgu, zararsız bir ilacın ya da tedavinin, kişi onu zararlı sanıyorsa gerçekten zarar vermesiyle ortaya çıkar. Yani beden, zihnin korkusunu gerçeğe dönüştürür. Bu yalnızca biyolojik bir refleks değil; insanın kendi düşüncelerinin esiri oluşunun kanıtıdır.

Erich Fromm’un sıkça vurguladığı gibi, insan özgürlükten kaçar. Çünkü özgürlük, sorumluluk demektir. Nosebo etkisi de bu kaçışın bir tezahürüdür: birey, kendi sağlığının sorumluluğunu almak yerine dışarıdan gelen olumsuz telkinlere teslim olur. Türkiye’de nosebo etkisini en çok sağlık alanında görüyoruz. Bir antibiyotik reçete edildiğinde, daha kullanılmadan “mideni mahveder” telkini dolaşır. Aşı söz konusu olduğunda “ateş yapar, halsiz bırakır” söylemi yayılır. Sonuçta kişi gerçekten bu yan etkileri yaşar. Çünkü korku, bedeni yönetir.

Ekonomide de benzer bir tablo var. “Bu kriz bizi mahvedecek” söylemi, bireylerin davranışlarını şekillendiriyor. İnsanlar harcamalarını kısıyor, sürekli kaygı içinde yaşıyor ve bu kaygı, ekonomik daralmanın kendisini hızlandırıyor. Nosebo etkisi burada toplumsal bir kehanet gibi çalışıyor: korku, gerçeği yaratıyor.

Gündelik hayatta ise aile telkinleri dikkat çekici. Anneler çocuklarına sürekli “üşütürsen hasta olursun” der. Çocuk gerçekten üşüdüğünde hastalanmaya daha yatkın hale gelir. Çünkü zihni, hastalık beklentisini bedensel bir tepkiye dönüştürür.

Fromm’un gözünden bakarsak: Türk toplumunda nosebo etkisi, bireyin özgürlükten kaçışının bir göstergesidir. İnsan, kendi sağlığının ve yaşamının sorumluluğunu almak yerine, çoğu zaman “otorite” olarak gördüğü doktorun, komşunun, hatta televizyon yorumcusunun sözlerine teslim olur. Bu teslimiyet, korkunun zincirini daha da güçlendirir.

Toplum, bireyi sürekli korkularla besler: “Hasta olacaksın”, “Başaramayacaksın”, “Yan etkiler seni mahvedecek.” Bu telkinler, nosebo etkisinin toplumsal versiyonudur. İnsan, kendi içindeki yaratıcı gücü kullanmak yerine, korkunun gölgesinde yaşamayı seçer.

Oysa özgür insan, telkinlerin zincirini kırar. Nosebo etkisini aşmak, yalnızca tıbbi bir mesele değil; aynı zamanda varoluşsal bir mücadeledir. İnsan, kendi zihninin efendisi olmayı öğrenmedikçe, özgürlük yalnızca bir kelime olarak kalacaktır.

Nosebo etkisi, bize hem bilimin hem de felsefenin aynı gerçeği hatırlattığını gösteriyor. Korku, gerçeği yaratır. Ama umut da öyle. İnsan, hangi telkini seçerse, hayatını onunla şekillendirir.