Emanetçisi kılındığın zamanını, enerjini, paranı bir başkası olmak için harcamak kendine yapacağın en büyük haksızlıktır. Tüm bunları çöpe atmışsın ya da bir başkası olmak adına içi boş zanlara harcamışsın, aynı şey. Oysa insan, emanetçisi olduğu ve asla geri gelmeyecek olan değerleri, kendisini geliştirip kültürlü, ahlaklı, adil bir birey olmak için kullandığında anlam kazanır. Güzel bir söz vardır,
“Başkasının ayak izlerine basanın kendi ayak izi olamaz.”
İnsanın göğsünü gere gere onurlu bir şekilde, “Yaşadım” diyebilmesi için hayatının bir anlamı olmalıdır ve insan bu anlamı bulup oluşturmalıdır. Kendimize verebileceğimiz en büyük zenginlik, hayatımıza anlam katacak amaçtır!
Her insan, insan olmanın getirisiyle aynı insanî imkânlar üzerine var olmaya başlar dünyada. Şimdi denilebilir ki, “Ailesi, zengin, varlıklı olanla biz nasıl aynı olanaklara sahibiz. Daha dünyaya gelirken ailesinin konumu yüksek olana göre baştan eksik başladık.” Yüzeysel bir bakış açısıyla mantıklı gelebilir ama bizim bahsettiğimiz şey, içine doğduğumuz ailenin dünyevî konumu, maddî olanakları, coğrafyası, ten rengi, cinsiyeti gibi dünyalık vasıflar değildir. Biz, insan olmanın vasıflarından yani, bilinç, akıl, irade, öğrenme, gelişme gibi hepimizde mevcut olan özelliklerden söz ediyoruz.
Merkeze, aileden kaynaklı, hazır bulunan dünyevî maddeselliği bir kenara koyarak insanı yerleştirdiğimizde hepimiz aynı değil miyiz? Kendimiz olabilmek, hayatımıza bir anlam katabilmek, bir amaca sahip olabilmek için parasal zenginlik ya da fakirlik farkı gerekiyor mu? Zenginin bir amacı, bir anlamı, kendisine kazandığı kültürü, bilgisi, gelişimi ve Rahmanî değerleri olurken fakirin olamaz diyebilir miyiz? Bilincimizi, aklımızı, irademizi kendiliğimizi oluşturmak için kullanmamıza ne engel olabilir?
Bu sebeple, bir başkasına benzeme gayesiyle, onun gibi giyinmek, onun gibi görünmek, onun gibi yürümek, onun sevdiklerini sevip, onun yaptıklarını onun gibi yapmak için feda ettiğimiz kendi bireyliğimiz olmaktadır.
Burada, “Kendimize hiç kimseyi örmek almayacak mıyız?” gibi haklı bir soru sorulabilir. Kastımız, öncelikle bize ve topluma ahlakî ve beşerî bir değer katan doğru insanları örnek alarak, onlara benzemeyle, kendiliğimizi oluşturmak ve üstüne kişisel gelişimimizi sürekli kılma yaşanmışlığı değildir. Onlara benzemek bizler için onurdur! Biz, günlük yaşayan, anlık tatminler peşinde koşan, sırf maddiyat bağımlısı, imandan yoksun ne kendisine ne de bize ve topluma aslında hiçbir faydası olmayan, aksine yönlendirilmiş dürtülerle bizi birey olmaktan uzaklaştırıp bizi kendimizden kopartan, insan mı, kadın mı, erkek mi ne olduğu bilinmeyen proje tiplerden söz ediyoruz.
Bizim, kendi fikrimiz, düşüncemiz, sevdiklerimiz, değer verdiklerimiz, önemsediklerimiz, bildiklerimizdir bizi “Ben” dediğimiz birey yapacak olan. Kendimizi kaybetmeden, özümüzle kucaklayarak, adilce, ahlaklı bir fert olarak ve önce kendimize sonra ailemize ve topluma değer katarak yaşamak her insan için anlamlı bir hayattır.