CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçimlerde el değiştiren belediyelere yönelik operasyonlar ve İBB davasındaki "had bildirme" polemiğinin gölgesinde partisinin grup toplantısında konuşuyor. Özel’in, hem sandık çağrısını yinelemesi hem de sabah saatlerinde Üsküdar Belediyesi’ne yönelik başlatılan sürece sert yanıt vermesi bekleniyor.
Özel’in konuşmasında şu kritik başlıklara değinmesi bekleniyor:
MECLİS’TEKİ BOŞ KOLTUKLAR VE ARA SEÇİM ÇAĞRISI
Özgür Özel, TBMM’de boş bulunan 8 milletvekili koltuğu için yasal zorunluluk olduğunu savunduğu ara seçim kararının bir an önce alınmasını talep ediyor. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslenen Özel’in, "TBMM Başkanının üzerine düşeni yapması zorunludur. Şu an ara seçim zaten yapılmalı" diyerek sandığı işaret etmesi bekleniyor.
ÜSKÜDAR BELEDİYESİ’NE ŞAFAK OPERASYONU VE GÖZALTILAR
Son seçimde AKP’den CHP’ye geçen Üsküdar Belediyesi’ne sabah 06.30’da yapılan ve Belediye Başkan Yardımcısı Filiz Deveci ile Kent A.Ş. Genel Müdürü Nazım Akkoyunlu’nun da aralarında bulunduğu 20 kişinin gözaltına alındığı operasyon Özel’in gündeminde. Savcılığın "renklendirme metodu" ile rüşvet iddiasında bulunduğu soruşturmaya karşı Özel’in, belediyenin "hukuka aykırı faaliyet yok" açıklamasını destekleyen mesajlar vermesi öngörülüyor.
İBB DAVASINDA SAVCI İLE YAŞANAN "HAD" GERİLİMİ
Ekrem İmamoğlu ile duruşma savcısı arasında yaşanan; savcının "Haddinizi bildiririz", İmamoğlu’nun ise "Kime bakıyorsun sen?" diyerek tepki gösterdiği yargı krizi toplantının en sıcak başlığı.
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
İki haftanın ardından meclisteyiz. Geçen hafta A Milli Takımımızı desteklemek üzere, hem Kosova Başbakanı, siyasi akrabamız Albin Kurti'nin hem Türkiye Futbol Federasyonu Başkanımızın davetleriyle, Kosova'da milli takımın dünya kupası yolculuğuna eşlik etmek için orada olacaktık. Güne bu niyetle uyandık. Grup toplantımız yoktu.
Ama 31 Mart tarihini, 2 yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi'nin, hatta Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinin en büyük yerel seçim zaferinin yıldönümünü zehretmek isteyenler... İki yıl önce kurulan sandıkta Bursa'yı alamayıp şimdi hakimin tokmağıyla, savcının cübbesiyle almak isteyenlerin yeni bir siyasete darbesiyle, bu sefer Bursa'nın iradesine darbesiyle uyandık.
Maalesef devamında da bu dönemde hiçbir sorunu olmayan, 5 yıl süreyle sadece adaylık yapan, ondan önceki ilçe belediye başkanlığı döneminde belediyede bir şey bulamayanlar; 500 kişiyi dolandırmış bir yalancı tanık iftiracının ifadelerine sadece dayanarak Mustafa Bozbey'e, ailesine haysiyet suikasti yaptılar. 4 günlük eziyetten sonra ailesi denetimli serbestlikle kaldı, Mustafa Bozbey de tutuklandı.
"BURSA'NIN İLİĞİNİ KEMİĞİNİ SÖMÜRMEYE, İSRAFA, RANTA DEVAM ETMEK İSTEYECEKLER"
Ve buradan fırsatçılıkla, zaten bütün kurgu bunun üzerine, ümit ediyorlar ki yarın yapılacak belediye meclis grubunda Bursalının vermediği yetkiyi, Bursa'nın iradesine çökerek alıp, Bursa'nın belediye başkan vekilini kendilerinden belirleyecekler. Bursa'daki Cumhuriyet Halk Partisi belediyeciliğini kesintiye uğratıp, kendi Bursalının illallah dediği, yıllardır yönettikleri, kalemiz dedikleri yerde yüzde otuzların altına düştükleri Bursa'da, iki kişinin birinin seçtiği belediye başkanı yerine bir kuklayı, bir siyaset yoluyla, yargı yoluyla oraya konmuş birini koyup, Bursa'nın iliğini kemiğini sömürmeye, israfa, ranta devam etmek isteyecekler.
Ben hiçbir şey demiyorum, diyeceğimi otobüsün üstünde söyledim. Bundan sonra sözü yakaladığı ilk sandıkta Bursalılar söyleyecek. İlk sandıkta!
"ÇALIŞMA KONUSUNDA BİR MAZERETİMİZ YOKTUR"
Yoğun bir çalışma, yoğun bir direnme dönemindeyiz. Saldırılara karşı bir adım geri adımımız yoktur. Ama çalışma konusunda da en ufak bir ataletimiz ya da bir diğer yandan işte 'bu kadar saldırı var, çalışamıyoruz, yapamıyoruz' böyle de bir mazeretimiz yoktur.
"MEYDANLAR HOP OTURUYOR HOP AYAĞA KALKIYOR"
Belediye başkanlarımız kendi görev alanlarında bütün o silkelemelere, paranın yüzde kırkının kesilmesine, kendinden önceki AKP'nin SGK'ya, vergi dairesine taktığı borcun faiziyle ödenmelerine rağmen çalışmaya devam ediyorlar. Çanakkale'deydik, Kuşadası'ndaydık, Bursa'daydık ve Kütahya'daydık.
Dört... Yani Çanakkale, Bursa ve Kütahya illerimizi de, Kuşadası ilçemizi de Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları yönetti. Kimini göz altındayken konuştum, kimini tutukluyken. İkisi görevinin başındaydı, Çanakkale ile Kütahya. Yaptıklarını gördüm, uzun uzun anlattık. Meydana sorduk, belediye başkanlarının adı, hizmetleri gündeme gelince meydanlar hop oturuyor, hop ayağa kalkıyor.
Birazdan değineceğim İzmir'de, Manisa'da, Bursa'da çok önemli hizmetlerin açılışlarını yaptık. Yeni yatırımların temellerini attık. Bugünkü konuşmama bu haftanın yoğun gündemine geçmeden önce son ilk ara kararla 18 masumun nihayet tutuksuz yargılama kararının alındığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi duruşmasının bu ilk dönemine birazcık göz atarak başlamak istiyorum.
"YARGILAMALAR BİR YIL SONUNDA BAŞLADI VE HENÜZ 17. CELSEDEYİZ"
19 Mart darbesinin üzerinden tam 384 gün geçti. Bir hırs uğruna 384 gündür kimsenin kazanmadığı, 86 milyonun kaybettiği bir süreci yaşıyoruz. 384 gündür milletin huzuru da refahı da feda ediliyor. İddianameyi 8 ay bekledik, 8 ay sonunda çıktı. Yargılamalar bir yıl sonunda başladı ve henüz 17. celsedeyiz.
"56 KURUŞ İSPATLAYAMADILAR"
Ortaya çıkan birinci somut gerçeklik şu: Yani havuz medyası ve yalan yanlış bilgilerle manipüle edilen merkez medya geçen sene 19 Mart'tan yargılama başlayana kadar hatta iddianame çıkana kadar şimdi de salonda ne konuştularsa, ne konuşturulduysa, hangi haysiyet suikasti, hangi iftira yapıldıysa, bunların %90'ının zaten iddianamede olmadığını görüyoruz. Yani gündemde tuttuğu yer açısından baktığınızda öyle ya TRT ilk sabah "560 milyarlık yolsuzluk" diye başladı. Öğrendik ki ilk günden bugüne İBB hiç maaş dağıtmasa, hiç su akıtmasa, hiç asfalt dökmese, hiçbir yoksula yardım etmese, toplamı 450 milyar zaten. Sen 90.000 kişiye maaş dağıtacaksın. Koskoca İstanbul'u 39 ilçesinde hizmetleri yapacaksın. Her bir ilçede 4-5 milyar liralık altyapı yatırımı yapacaksın ve gözle görülecek, gözle görülecek örneğin artık Üsküdar'ı su basmayacak, viyadüklerde arabalar yüzmeyecek, dereler taşmayacak. Sonra bu paraların toplamından fazlası yolsuzluk...
56 kuruş ispatlayamadılar, 56 kuruş. Hiçbiri yok iddianamede. Ne 1200 cep telefonu var, ne çantalardan çıkan... biz jammer dedik, AK Parti medyası "para" dedi. İddianamede jammer diye yazdılar. O çantalarda jammer olduğu çıktı. Ne Ekrem İmamoğlu'nun lüks arabası, "yok öyle bir arabam" dedi. MHP'li milletvekilinin çıktı. Yanlış istihbarat, daha doğrusu kandırmaca yaptıkları ortaya çıktı.
"VAR DEDİKLERİ GÖRÜNTÜLER YOK OLDU, SES KAYDI DEDİLER DUYULMAZ OLDU"
İddianame yanından bile geçmedi. Yok İBB'de parkelerin altına eurolar, dolarlar dolmuş. Bir sent çıkmadı, iddia dahi edilmedi. Var dedikleri görüntüler yok oldu, ses kaydı dediler duyulmaz oldu. Soruldu bu sorular, "söyleyenler, ben de öyle duymuştum, beni de yanıltmışlar, savcılığın bilgilendirmesiyle yaptık" dediler.
"ERDOĞAN'IN YANILTTIĞI ORTAYA ÇIKTI"
Bu bocalama yani bizim o iddianameyi 'yargılanmak değil yargılamak için bekliyoruz' dediğimiz özgüven boşa çıkmadı. Çünkü savcıya inanan, savcıya inanan Erdoğan, 'bir aya kalmaz iddianame çıkar', 8 ay sonra çıktı. 'Sonra artık bunlar sokağa çıkamaz, birbirinin yüzüne bakamaz' dedi ama 8 ay sonra iddianame çıktığında 8 aydır sokaktaydık. Üstüne 4 ay daha sokaktayız. 103 eylemdir gidiyoruz. İstanbul'un 39 ilçesinde seçmenin gözünün içine baka baka. Türkiye'nin her tarafında çıktığımız eylem toplantılarında, il mitinglerinde milletin gözünün içine baka baka. Öyle CHP'nin kalelerinde falan değil, kale işi bitti de Yozgat'ta, Konya'da, Kayseri'de böyle gözünün içine baka baka konuştuk. Vallahi sonuçta, toplamda bizim özgüvenimizin doğru olduğu Erdoğan'ın da yanıldığı, yanıltıldığı demeyeyim, yanılttığı ortaya çıktı. Bir yanılttığı da Sayın Bahçeli'ydi. Sayın Bahçeli o kadar kuvvetli iddiaları görünce, biz 'yok öyle şey' dedikçe, o savcıya güvendi Erdoğan'a güvendi. Biz 'canlı yayın talep ediyoruz' dedik, 'yapılsın' dedi. Erdoğan'a sordular, o da savcıya güvendi, 'münasiptir' dedi. Yargılama başladı bırakın canlı yayınlanmayı gazetecileri bile şöyle arka kutuda köşede kibrit kutusu gibi bir yere sıkıştırıyorlar. Aileler bir başka yerde. Amana, içeride ne oluyorsa duyulmasın! Ne oluyor biliyor musunuz? İçeride işin bir insani boyutu var; gözaltına alındığı, tutuklandığı gün annesinin karnına emanet evladının baba dediğini duyuyor orada İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin masum bürokratları.
Ne oluyor biliyor musunuz? Çete deyip hepsi birlikte örgüt deyip dağıtılan Türkiye'nin dört bir yanına kadınlar geliyorlar ve orada birbirlerini tanıyorlar. Birbirlerine sarılıyorlar. Türkiye'nin en büyük suç örgütü gibi anlatılan şey de profesyonel olarak işe alınmış kişilerin birbirleriyle liyakat esaslı profesyonellik esaslı çalıştıkları çoğu zaman yüz yüze bile gelmedikleri birçoğunun birbirini tanımadıkları ortaya çıktı. Öyle şey var ki mesela liyakat diyorsunuz dün müydü evvelsi gün mü... Böyle bakıyoruz, yayınlansa işte bunlar görülse ne güzel! Mesela Seyfullah Demirel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım Daire Başkanına soruyorlar şimdi: 'İşe alırken Ekrem İmamoğlu'nun size bir telkini iş yapacağınız biçimle ilgili talimatları ya da bazı talimatları size nasıl ileteceği konusunda bir şey konuşuldu mu?' 'Efendim' diyor, 'Ekrem Bey'in tek bir talimatı var' dedi diyor beni işe alırken. 'Nedir o?' diyor. 'Ben Beylikdüzü belediye başkanıydım, karda buzda zorlandık, İBB'den tuz istedim. Bizim partiden değilsin diye vermemişlerdi. Bak bu aynı göreve sen geliyorsun, AK Partili, CHP'li ayırmadan ne kadar istiyorsa herkese tuz veriyorsun' dedi tek talimatı budur diyor. 'Onu da yerine getiremedim, istedikleri kadar değil ihtiyaç kadar tuz verdim ama herkese verdim' diyor. 'Ekrem Başkan'ın sözünü yere düşürmedim' diyor.
Birisi diyor Antarktika, öbürü diyor duymayın bunları kulağıma Antarktika... İnanamazsınız. Hani bu adamlar yolsuzluk için çeteydi? 'Ekrem Başkan'ın' diyor 'talimatını eksik yaptım, çok istediler ihtiyaç kadar verebildim efendim, kaynaklar kısıtlıydı' diyor. Birinin safiyetine bak, öbürünün millete karşı giriştiği ihanete bak. Buralardan suç örgütü çıkaracaklar.
Her bir kişi, neler oluyor biliyor musunuz? 'Böyle demişsin' dedim. 'Nerede gördün?' 'Görmedim.' 'Nereden bildin?' 'Duydum.' 'Kimden duydum?' 'Orasını da unuttum.' Böyle bir yargılama oluyor bütün bu süreçlerde. Bütün bu süreçler böyle gidiyor.
Diyor ki örneğin Sayın Kapkı, 'Bana savcının tahliye taahhüdüne kandım.' Yani diyor ki; 'Bu ifade doğru bir ifade değil. Gerçekleri anlatamadım. Bana şöyle dersen salacağım dedi, tahliye taahhüdüne kandım. Bu iftiranamye, bu ifadeye o yüzden imza attım. Şimdi geri çekiyorum' diyor.
"BU KONUDA EN UFAK ŞÜPHESİ OLAN BİRİSİ VARSA MAHKEMEYE GİTMELİ"
Mesela o yargılamalarda bir şeyleri duyacaktık güya bunlara. 'Ekrem İmamoğlu suç örgütü, o ihaleyi buna ver demiş, bu ihaleyi buna ver demiş' falan. Bunları duymuyoruz da; savcının 'bak evladına kavuşacaksan bunu imzalayacaksın, yoksa Anadolu'nun bir yakasını boylayacaksın' diye tehdit ettiği kadınların onurlu mücadelelerini ve onu orada nasıl sürdürdüklerini görüyoruz. Bir de bazı itirafçıların kiminin göze bakamadığını, kiminin vazcaydığını, kiminin vazcaymak üzere sırasını beklediğini... Ama hemen hepsinin bu meselenin nasıl bir kumpas olduğuyla ilgili puzzle'ın parçalarını birleştirdiğini görüyoruz.
O yüzden ben şu kadarını söylüyorum: Bu konuda en ufak şüphesi olan birisi varsa mahkemeye gitmeli ya da mahkemeyle ilgili haber veren gazetecilerin verebildiği kadarını mutlaka izlemeli. Hele hele siyasi partiler... Sağ olsun çok muhalefet partilerinden geliyorlar izliyorlar. Tüm siyasi partiler gelmeli. Hatta yani bir özgüven varsa AK Parti'nin... Biz yıllarca geçmişte darbe davası oluyor devlete karşı dediler, gittik dinledik, kumpas olduğunu ilk biz yazdık. Tarihe mesela milli ordumuza kumpas kuruldu ifadesindeki kumpası, tarihe Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonunun "Balyoz Kumpası" tanımlaması yerleştirmiştir. Erdoğan sonrasında "beni de kandırmışlar" deyip, "milli orduya kumpas kurdular" deyip oraya gelmiştir.
AK Parti'de, MHP'de bir grup milletvekili... Milletvekillerine açık, gitsinler izlesinler. Gördüklerini, duyduklarını önce kendi vicdanlarına, sonra eşine, dostuna, partisine anlatsınlar. Ama yapamazlar, yapamıyorlar. Neden yapamıyorlar? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak mesela askeri casusluk, İzmir askeri casusluk davasını gidip takip ettiğimizde; Muharrem Işık, Veli Ağbaba, ben, Nurettin Demir gelip partimize şunu demiştik: Büyük bir kumpas var. Bizi söylediğimiz herkes kulağını açarak dinledi. Bana 20 dakika söz verdiler, çıktım bütün meclise anlattım. Dedim ki; ordunun şerefli subaylarının kişisel namuslarına fuhuş, mesleki namuslarına casusluk lekesi sürülüyor. Bu sözlerden iki yıl sonra, bu cümlelerin, bu kumpası kurup milli orduya bu kumpası kuran hakimler, savcılar, o yapının yargılandığı davada alıntılanıp kullanıldı.
Bu kadar netti mesele. Milletin vekiliysen tarihin doğru yerinde duracaksın. Biz oraya suçlu olanı aklamaya gitmemiştik ki, hakikati aramaya gitmiştik. Şimdi buradan hakikati aramaya cesareti olan AK Partili, MHP'li milletvekilleri aranıyor arkadaşlar. AK Partili, MHP'li gidip orada izleyip, gelip önce vicdanına, sonra arkadaşlarına, seçmenlerine bunu anlatacak birileri aranıyor. Bulmak zor. Ona göre gruplar yapılıyor, ona göre grup disiplinleri yapılıyor bilmem ne... Ama burada büyük bir kopuş var artık.
"MİLLET DÜZENİ YENİDEN KURAR, DEVLETİ YENİDEN KURAR"
Hakikatle... Hakikatle burada konuşulanlar arasında makas bu kadar açılırsa, zaten artık ne iktidarım demenin, ne milletin vekiliyim demenin bir anlamı kalmaz. Onun için bundan sonraki süreçte, hiç yapılmayanın yapıldığının, bu mahkemenin doğru analiz edilmesi lazım. Aynı suçlamalarla yargılanan Erdoğan, bir gün gözaltına alınmadan, bir gün evine polis gitmeden, bir gün tutuklanmadan tutuksuz yargılanmışken; bir tercih, savcının tercihi -ki yanlış tercih- 'tutuksuzluk esastır, tutuklayalım arkadaşlar'. Paldır küldür götürüyorlar. Sonra yazı yazıyorlar; resimlerini indirin, seslerini yasaklayın!
Yahu İstanbul Büyükşehir'in halihazırda seçilmiş başkanı. Kimin resmini indiriyorsun, kimin sesini yasaklıyorsun? Millet 'o olsun' diyor, bunlar 'bize oy vermediniz oh olsun' diyor. İşte milletle devleti karşı karşıya getirirsen, bu milletin bir özelliği var: Vergi istiyorsun, öyle veya böyle verir. Hangi yükümlülüğü söylersen yapar. Bayrak uğruna can verir, askere çağırırsın gider, evladı şehit olur vatan sağ olsun der. Ama milleti devletin karşısına, devleti dikersen milletin karşısına ve 'senin dediğin gibi olmayacak, benim dediğim gibi olacak' dersen; o gün, bir gün o karşı karşıya gelir ve orada millet düzeni yeniden kurar, devleti yeniden kurar.
Devleti çökerten, devleti bir siyasetin hizmetine sokan, devleti partinin yapan, partiyi devletin sahibi yapan, seni beni figüran yapanlara karşı bu milletin söyleyecek sözü var. Sandıkta demokrasi tokatının en alasını indirecek Allah'ın izniyle.
Bir yandan bir kez daha sesleniyorum:
Arkadaşlarınız şunu yapmadılar. Kuyu tipi cezaevine konulanlar var. Orada kalacak kişi ki insan hakları açısından hepsi değerlendirilir, altı kez ağırlaştırılmış müebbet almış hükümlünün duracağı yere, iddianamesi yazılmamış arkadaşımızı koyuyorlar. Böyle bir düzen var.
F tipi cezaevi, olacak iş değil. Seçilmiş belediye başkanlarını koyuyorlar. Bir gün çıkıp şikâyet etmediler. Neden? Dediler ki 'Bu bir siyasi mücadele, en sertini vereceğiz.' Ama kardeşim, olacak iş mi ya? Yargılama yapıyorsun, öğle yemeği yok. Yargılama yapıyorsun, su aksıyor ya, su aksıyor, su aksıyor.
Bu kadar zulmün, bu kadar nefretin, bu kadar kinin birikmesine sebep ne? Sebep ne? İstanbul'a Kanal İstanbul'u yaptırmadık diye aç bırakılmayı ya da 'Sen yıllardır büyük bir israf rejimi kurdun, AK Partililer illallah dedi' diye iyi yönettiğimiz Beylikdüzü'nden İBB'ye gitmiş olmamız, iptal edilen seçimlerde seni farkla yenmiş olmamızın cezası katıksız yargılanma olabilir mi ya?
Su aksar mı su? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Silivri'deki yargılamasında susuz bırakarak yargılama nasıl yapılabilir ya? Her gün var bu mahkeme, bir gün değil. Sık dişini, git dayan değil. Her gün oluyor bu mahkeme, her gün gidiyor arkadaşlar haftada dört gün.
"ADAM GİBİ YAPACAKSIN O ADALET BAKANLIĞINI"
O yüzden buradan, kini gözünü bürümüş, aldığı talimatla Cumhuriyet Halk Partisi'nin değil, milletin iradesi üzerine yürümüş o türbün küçüğüne sesleniyorum:
Yaptığın görev, geçmişte yaptığın haysiyet cellatlığının üstüne mum dikme görevi değildir. Adam gibi yapacaksın o Adalet Bakanlığını, insan gibi yapacaksın.
O Adalet Bakanına söylüyorum: Silivri'deki mahkemede yargılanan herkesin huzuru, güveni, ona karşı saygılı bir dil kullanılması, içeceği su, yiyeceği yemek; devlette üstlendiğin, o hasbelkader görev gereği sana emanettir. Onların göreceği muamele, bu meclisin komisyonuna geldiğin gün göreceğin muameleyi belirleyecektir. Hadi bakalım!
Türkiye'de, rejimin tehdit gördüğü maalesef herkes tutuklu. En adını bildiğinizden, isimsiz kahramanlara kadar. 2026 yılında Türkiye'yi bir rejime tehdit olanlar için açık cezaevine, tutuk merkezine çevirdiler.
Ekrem İmamoğlu da, belediye başkanlarımız, seçilmiş siyasetçiler, kıymetli bürokratlar da tutuklu. HDP'nin önceki eş genel başkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ tutuklu. Türkiye'ye sandık kurup, oyla katılmaya karar vermiş Hatay'ın -yani Hatay'daki ilk oy, Türkiye Cumhuriyeti'ne katılma kararının oyudur- bu oyları kullanmış, demokrasiye inanmış, pırıl pırıl, hangi görüşten olursa olsun Hataylıların iradesiyle, son kullandıkları oyla yolladıkları milletvekili Can Atalay tutuklu.
Avukatlar; Selçuk Kozağaçlı'dan Mehmet Pehlivan'a kadar avukatlar tutuklu. İşçi haklarını savunan sendikacı Mehmet Türkmen tutuklu. Gazeteci Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp ve 17 gazeteci tutuklu Türkiye'de. Köyünü, doğasını, zeytin ağaçlarını savunan İkizköylü Esra... O İkizköy'ün kadın muhtarının ninesinden miras ağaçlarına sahip çıkan Esra Işık tutuklu.
"301 ÖĞRENCİ TUTUKLADILAR, İÇLERİNDE BİR TANE ELİNE BAYRAĞIN SOPASINI ALIP DA POLİSİN KASKINDAKİ SİNEĞİ İTTİREN YOK"
Bunun yanında artık öyle bir noktaya geldi ki çevre mücadelesi veren, hak mücadelesi veren kim olursa gaz, cop, gözaltı, tutuklu. Ki bir daha kimse bunu yapamasın diye. 19 Mart darbesinden sonra 301 öğrenci tutuklandı. Vatan Emniyette dün Çağdaş Gazeteciler Derneğinde ödül aldı. Vatan Emniyetteki işkencenin belgeseli var. Nasıl darp raporlarının sonradan değiştirildiği var. Askeri darbe dönemlerinde olmayan, önce darp raporu sonra temiz raporunun dosyada değiştirildikleri var. İzledik, şaşırdık, kahrolduk. Sırf hani polis, barikat, kavga, çatışma, taraflar... 301 öğrenci tutukladılar, içlerinde bir tane eline bayrağın sopasını alıp da polisin kaskındaki sineği ittiren yok. Ömrü boyunca emniyetin önünden geçmemiş ailelerin, ömrü boyunca polise, güvenlik güçlerine 'höt' dememiş çocukları sırf diğerlerine örnek olsun, kaygı olsun, meydanlardaki bu yoğunluk, gençlerin bu ilgisi dursun diye hepsi alınmış. İçeride o güzelim çocuklara yapılan işkencenin kanıtları var, hala daha açılmayan soruşturmalar veya zorla ittir kaktır giden soruşturmalar var.
"ORDULULARIN MÜCADELESİNİ SELAMLIYORUZ HEP BİRLİKTE"
Şimdi burada, Ordu'dan; Ordu'nun yüzde 75'i, Giresun'un yüzde 85'ine madenciliğe açılmışken, bu hafta 18 ihaleyle birlikte Ordu'nun ormanlarını, Ordu'nun derelerini katletmeye niyetleniyorlar. Buna direnen Orduluların mücadelesini selamlıyoruz hep birlikte."