Ümmet?

Ümmet, bir peygamberin tebliğ ettiği dine inananlar anlamında kullanılan kavram olup, teslim olmuş, sunulan öğretiye ve yaşam tarzına bürünüp rehber edindiği kişiye benzeyen insandır. Ümmet olmak, özünde insanın hayatını sunulan öğretiye göre yaşamasıdır.

İnsan, diliyle söylemesinin yanında yaşam tarzıyla, kimin ümmeti olduğunu ispat eder.

Bugün kendisini Müslüman zanneden kesim, kendilerinin Peygamber ümmeti olduklarını söylemektedirler. Ümmet olmak bir haldir! Bir halin insanda oluşup açığa çıkması için o hal üzerine yaşamalıdır. Durum maalesef öyle değildir. Ümmet olarak yaşamayanların Peygamber ümmeti olduklarını söylemeleri, en büyük küfürdür.

Bu küfür, Tevhit olan İslam’ın özünden kopartılarak şeriatsız bir şekilde, ibadetle şartlandırılmış olmasından çıkmaktadır. Hz. Muhammed’in, “Güzel Ahlak” olarak tanımladığı insanlığa ait ortak kurallar üzerine yaşanması farzının, dünyevî çıkarlar uğruna yok sayılıp, Kur’an’da belirtilen haramlar üzerine yaşıyor olmak ve bu hal üzerine ibadet etmek, Allah’a, Kur’an’a, Peygambere ve O’nun kutlu Ehlibeytine isyan etmek, çıkarları öncelik yapmak olmuyor mu?

Ümmet olmak, ümmeti olduğuna benzemekten, O’nun gibi yaşamaktan, öğretilerine uymaktan geçmektedir. Peygamberin hayatına baktığımızda Ahlak kurallarını, şeriatı, emir ve yasakları, sonucu ne olursa olsun çiğnemediğini, Hak ne ise yerine getirdiğini, kendi çıkarına geleni değil Hakkı uyguladığını görmekteyiz. İslam dinin tebliğ ve öğreticisi, uygulayıcısı olan Hz. Muhammed, doğruluktan, adaletten, ahlaktan, dürüstlükten taviz vermeden bulunmuş, ticaretinde, günlük yaşamında ve daha sonra kurulan İslam devletinin vefatına kadar süren yöneticiliğinde ne kendisi ne de ailesi için hiçbir menfaat elde etmemiştir. Saray yapmamış, zenginleşmemiş, ailesine mevki, makam tahsis etmemiş. Malları, mülkleri, altınları, yüklü kervanları olmamış. Kendisi ve ailesi kişisel dünyevî kazanç elde etmediği gibi çalışarak kazandıklarından da ihtiyaç sahiplerine vermekten geri durmamışlardır. Peygamberde dünyevî zenginlik görmüyoruz. Ailesi olan Ehlibeytte görmüyoruz. Peki ne görüyoruz? Kur’an neyi emrettiyse o şekilde bulunup dışına çıkmadan, yarı aç yarı tok yaşadıklarını, tevhitten ayrılmadıklarını görüyoruz.

Lakin, İslam devletini kendi dünyevî hırsları ve çıkarları için kullanan, devletin yani halkın olanı gasp edip kendisi ve ailesi için çıkar amacına dönüştürüp zenginleşen, saray yapan, servet yapan ve bu serveti elde etmek için şeriatı yok sayan, ahlakı ayaklar altına alan, doğruluğu, dürüstlüğü, adaleti devre dışı bırakan, çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yapan ve bu şekilde edindiği gücü, zenginliği, makamı ve devlet yöneticiliğini ailesine miras olarak bırakan birisini görüyoruz.

Karşımıza Hakk ve batıl çıkmıştır. Hakk olan Hz. Muhammed, batıl olan Muaviye’dir.

Şimdi bizler nasıl yaşadığımıza bakıp kimin ümmeti olduğumuzu görmeli ve bir an önce Hz. Muhammed ümmeti olmayı başarmalıyız çünkü biz insanlar ölümle birlikte yaşayan bilinçli canlılarız. Çoğunluk, küfür ehli Muaviye’ye ümmet olup kendisini Peygamber ümmeti zannetmektedir. Bu durum ümmetlik değil, münafıklıktır!