Yazı orucuna başlıyorum

20 yıldır köşe yazıyorum. Önce sevgili kardeşim Ömer Erdinç’in çıkardığı Bursa Ekspres gazetesinde yazmaya başladım. Sonra Bursa Meydan Gazetesinde, Gaste Bursa’da, Bursa Şehir Gazetesinde ve bir süredir de Bursa Saatinde. Yazılarım genelde güncel siyaset, hukuk ve insan haklarıyla ilgiliydi. 2008- 2018 yılları arasında yazdığım köşe yazılarını “köşemden geçen yıllar” adlı kitapta topladım.

Yazan bilir, işini ciddiye alan için yazmak hiç kolay değildir. Hele de Türkiye gibi politik hatların keskinleştiği ve insanların kutuplaşarak karpuz gibi ortadan yarıldığı bir ortamda yazmak çok zordur. Dobra mizaçlı ve heyecanlı bir insan olarak hem sözümü hiç kimsenin kınamasından çekinmeden hem de hiç kimseye de hakaret etmeden yazmak benim için ayrı bir zorluktu şüphesiz. Çok şükür bunca yıldır yazmama rağmen kimse bana hakaret davası açmadı, çünkü kimseye hakaret etmedim. Devlet de ya beni ciddiye almadığından ya da zülfiyara dokunmamaya özen gösterdiğimden hakkımda herhangi bir soruşturma başlatmadı.

Gelelim bugüne ve başlıktaki yazı orucu meselesine. 20 yıldır yazan biri olarak yazmayı bırakmak hiç kolay değil ama hiç değilse bir süre ara vermeyi kendi adıma daha doğru buluyorum. Çünkü siyaset çok kızıştı, kutuplaşma çok sertleşti, kimse kimsenin sesini duymuyor, herkes kendi sesinin yankısına âşık.

Bir hukukçu ve insan hakları savunucusu olarak kendimce gördüğüm haksızlık ve hukuksuzluklara karşı çıkan yazılarım birileri tarafından eleştiri değil de saldırı olarak algılanıyor. Çok kısa bir süre de olsa Fazilet Partisinde, Ak Parti’de ve Deva Partisinde siyaset yapmış olmam yazılarım hakkında peşin bir hüküm ve önyargı oluşturuyor. İktidarın özellikle yargı alanındaki icraatlarına yönelik eleştirilerim Ak Parti’de bir yer edinemediğime veriliyor. Yazıların içeriğine, haklılığına haksızlığına bakılmıyor. Birçok eski dostum beni kayıp ilan etti. Kendimi ters yola girmiş Temel gibi hissediyorum.

Ters yola giren ben değil, onlar diye düşünüyorum. Yola çıktığımız ilkeler kalmadığı gibi aslına bakılırsa o yolda yola çıktığımız kimseler de kalmadı. Çoğu kenara park edilmiş vaziyetteler ama hala kendilerini orada görmek ve göstermekten hoşlanıyorlar. Her neyse… Sonuçta nasıl olduğundan çok, nasıl göründüğün ve anlaşıldığın önemli. Çok yakın dostlarım dahi benim yanlış yaptığımı düşünüyorlarsa bana düşen de ha bire gaza basmak değil, biraz geri çekilip frene basmak.

Sonuçta bana illa yaz diye ısrar eden yok, sağ olsunlar kadrolu muhaliflerim de olmasa okuyan, ciddiye alan da yok. Kısacası ben yazmadım diye kimsenin bir eksiklik hissedeceğini düşünmüyorum. Ama bir süre yazmamak hem bana hem de müzmin muhaliflerime iyi gelecek.

Bu sürede içe doğru uzun bir yolculuğa çıkacağım inşallah. Daha çok okuyacak uzun süredir ara verdiğim şiirlerime döneceğim. Zaten yaz aylarına girdik, şöyle biraz kafamızı dinleyelim bakalım sonra nelere olur.

Yazı orucuna başlarken başta Bursa Saati ailesi olmak üzere tüm okuyucularıma çok teşekkür ediyor ve hepinizden ayrı ayrı helallik diliyorum. Bu son mu? Hayır. Bu geçici bir oruç, ölüm orucu değil, her orucun bir iftarı olur inşallah. İftarda görüşmek üzere.