İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından Saraçhane'de başlatılan "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin yıldönümünde CHP'nin çağrısıyla halk yine Saraçhane'deki İBB binasının önünde toplanıyor. Çağrıya yurttaşların yanı sıra aralarında SOL Parti, HKP, EMEP, DİSK, EHP, CHP İlçelerin de bulunduğu pek çok siyasi parti, sendika ve STK da karşılık vererek alandaki yerlerini aldı.
Kitleler alandaki yerini alırken gençler kürsüye çıkarak toplanan halka sesleniyor. Beyazıt'ta barikatı aşan Gençler geleceksizliklerini, düzenin kendilerine yönelik muamelelerini anlatırken bir yılda yaşanan süreci aktardı. Öğrenciler Beyazıt'tan Saraçhane'ye yürüdü.

Öğrencilerin ardından kürsüye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı Arzu Çerkezoğlu çıktı. Çerkezoğlu'nun ardından ise kürsüye Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu çıktı. Bu esnada yurttaşlar İmamoğlu'nun destekleyen sloganlar atarak çoşkularını gösterdi. Alanın tıklım tıklım dolduğu görüldü.

DİLEK İMAMOĞLU KÜRSÜDE
Arzu Çerkezoğlu'nun ardından Dilek İmamoğlu kürsüye çıkarak halka seslendi. Dilek İmamoğlu'nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Gündemimiz baskıdır. Gündemimiz hukuksuzluğun toplum üzerindeki ağırlığıdır. Bugün burada ben sadece bir eş bir anne olarak bulunmuyorum. Ben burada bugün adalet duygusu örselenmiş milyonların sesi olarak bulunuyorum. Yaşadığımız süreç gerçek bir hukuki süreç değildir. Bu süreç insanların hukuka olan bağını sarsmaktadır. Bir yıldır çok ağır bir sınavdan geçiyoruz. Bir yıldır bekliyoruz. Bir yıldır sabrediyoruz. Bir yıldır hem hasretle hem de umutla ayakta duruyoruz.
Aradan geçen zamanda yargı sürecinin sağlıklı işlemediğini gördükçe kaygılar arttı. Ortaya konan temelsiz iddialar toplumun yargıya olan güvenini daha da sarstı. Halkımız da ülkemiz de bunu asla hak etmiyor. Ortada bu kadar büyük soru işaretleri varken toplumun adalet duygusu nasıl korunacak? Önümüzdeki dönem de bu sorunun yanıtı için çalışmalıyız. Bir yıldır eşler, kardeşler, anneler, babalar cezalandırılıyor.
Defalarca canlı yayın çağrısı yaptık. Bu çağrı karşılık bulmadı. Neden şeffaflıktan kaçılıyor? Atılması gereken en önemli adım Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuksuz yargılanmasıdır. Tüm siyasi partilerin hukuk komisyonları bu mahkeme süreçlerine gözlemci olarak katılsınlar. Gördüklerini kamuoyuna anlatsınlar. Kimsenin aklında soru işareti kalmasın. Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını yapacağı duruşmaya siyasi partilerin genel başkanları da katılsın. Bu mesele toplumun adalet duygusunu ilgilendiren bir meseledir.
"SARAYLAR SALTANATLAR ÇÖKER"
Öğrencilerin ardından kürsüde yerini alan DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Saraçhane'de toplanan binlerce yurttaşa seslendi. Arzu Çerkezoğlu'nun konuşması şöyle:
"Saraylar, saltanatlar çöker; kan susar bir gün, zulüm biter. Menekşeler de açılır üstümüzde, leylaklar da güler. Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır, bir de yarınlar adına direnenler.
Merhaba yarınlara, geleceğimize sahip çıkan işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler! Türkiye'nin dört bir yanından gelen demokrasi ve emek dostları, merhaba! Bugün İstanbul'da, Saraçhane Meydanı'nda hep bir aradayız. Bu meydan, Saraçhane Meydanı, işçi sınıfının onurunun, direncinin ve demokrasi mücadelesinin simgelerinden biridir. Türkiye işçi sınıfının hakları için ayağa kalktığı, DİSK'in harcının karıldığı yerdir. Ve bugün bir kez daha hep birlikte Saraçhane Meydanı'ndayız. Haklarımız için buradayız, halkın iradesine sahip çıkmak için buradayız. Seçme ve seçilme hakkımıza sahip çıkmak için buradayız. Demokrasiye ve Cumhuriyete sahip çıkmak için buradayız!
Sevgili dostlar, bugün Türkiye demokrasiyi ve anayasal düzeni hedef alan akıl almaz bir tabloyla karşı karşıyadır. Toplumsal desteğini yitiren siyasi iktidar, baskıyla ve hukuksuzlukla iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Siyasi iktidar, sandıkta yenemediğini yargı sopasıyla, bileğini kırmaya çalışıyor. Siyasallaşmış yargıyla 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ilkesine meydan okuyorlar. İstiyorlar ki işçiler sesini çıkarmasın, verilenle yetinsin; emekliler itiraz etmesin, pazar artıklarıyla yaşamaya mahkum edilip ölümü beklesin. İstiyorlar ki o barikatları yıkıp gelen gençler, üniversiteliler bu ülkede hayal kurmasın, 'bırakıp gitsinler bu ülkeyi' diyorlar. İstiyorlar ki kadınlar 'eşitlik' demesin, 'adalet' demesin, 'özgürlük' demesin.
Ve seçme ve seçilme hakkımızı elimizden alanlar, aslında bizim hak arama özgürlüğümüzü yok etmeye çalışıyorlar dostlar. Seçme ve seçilme hakkımıza müdahale edenler, bizim 'hayır' deme hakkımızı elimizden almaya çalışıyorlar. O zaman buradan, Saraçhane'den hep birlikte söyleyelim. Buna izin verecek miyiz? (Hayır!)
Türkiye'nin açlık sınırının altındaki asgari ücretliler ülkesi olmasına izin verecek miyiz? (Hayır!)
Türkiye'nin çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi olmasını kabullenecek miyiz? (Hayır!)
Türkiye'yi patronundan daha çok vergi veren emekçiler ülkesi haline getirmelerine sessiz kalacak mıyız? (Hayır!)
Ülkemizi şiddet mağduru kadınlar, okula aç giden çocuklar, geleceğinden umudu kesen gençlerin ülkesi haline getirmelerine izin verecek miyiz? (Hayır!)
Ülkemizi hapishanelerinde gazetecilerin, siyasetçilerin, sanatçıların, sendikacıların olduğu bir ülke haline getirmelerine izin verecek miyiz? (Hayır!)
İşte yanıt, işte meydan! 'Hayır' diyoruz! Anlayın artık, hayır diyoruz! Ve bugün buradan, Saraçhane'den bir kez daha sesleniyoruz: Seçilmiş belediye başkanlarımızı, milletvekillerini, siyasetçileri serbest bırakın! Gazetecilik suç değildir, gazetecilere dokunmayın! Üniversitelilere, gençlere dokunmayın! Hak mücadelesi veren ve tutuklu olan sendikacıları serbest bırakın! Sendikacılık suç değildir! Hak aramak, örgütlenmek suç değildir!
Ama sevgili dostlar, bu baskı politikalarını uygulayanlar bir şeyi gözden kaçırıyorlar. Unuttukları bir şey var: Bu ülkenin demokrasi birikimini hafife alıyorlar. Bu halkın mücadele birikimini küçümsüyorlar. Oysa bizler; ülkenin dört bir yanında evlerimizden, iş yerlerimizden, alanlardan, meydanlardan, sokaklardan, okullardan, üniversitelerden her gün sesleniyoruz: Bu ülke sahipsiz değil! Demokrasi sahipsiz değil! Cumhuriyet sahipsiz değil! Hep birlikte sahip çıkıyoruz!
Sevgili kardeşlerim, sandıkta yenemedikleri rakiplerini siyasallaşmış yargı ve hukuksuz uygulamalarla tasfiye etmeye çalışan bir zihniyet var bu ülkede. Ve bu zihniyet, sadece demokrasiyi değil, 85 milyonun emeğini ve ekmeğini tehdit etmektedir. Oysa biz çok iyi biliyoruz ve her yerde söylüyoruz: Demokrasi işçinin ekmeğidir! Demokrasi yoksa ekmek de yoktur. O nedenle bugün tehlikede olan soframızdaki ekmektir, tehlikede olan çocuklarımızın geleceğidir, tehlikede olan demokrasidir, Cumhuriyettir.
Ama herkes bilsin! Baskıyı ve zulmü kendi iktidarlarının güvencesi olarak görenler bilsinler ki; bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten işçilerden, emekçilerden, kadınlardan, gençlerden, yani halktan daha büyük bir güç yoktur! Daha büyük bir güç yoktur! İnanmayan bu meydana baksın. İnanmayan Saraçhane Meydanı'nı ve Türkiye'nin dört bir yanındaki meydanları görsün. Bugün bir kez daha görüyoruz ki biz haklıyız, biz güçlüyüz!
Ve sevgili kardeşlerim, bizim bu örgütlü haklı gücümüzün, ancak ve ancak örgütlü olduğumuzda etten kemiğe büründüğünü de bilmemiz lazım. Evet öfkeliyiz. Evet tepkimiz büyük. Ama bu meydanda olan olmayan milyonlar olarak, bu öfkeyi, bu tepkiyi dönüştürücü bir güce dönüştürmek hepimizin sorumluluğudur. Ve bunun da tek bir yolu vardır: Örgütlü olmak, örgütlenmek!
O yüzden gelin, son olarak bu meydanda bir söz verelim. Yarından itibaren hayatımızı değiştirmek için, bu ülkenin geleceğini yeniden kurmak için örgütlü olalım. Nerede olursak olalım, yan yana omuz omuza olalım. Sendikalı olalım. Meslek örgütlerimizde, derneklerde, mahallelerde, iş yerlerinde yan yana gelelim. Ve sevgili dostlar, zor zamanlarda, karanlık zamanlarda 'Ne yaptınız?' diye soracak olan tarihe hepimizin verecek bir cevabı olsun. O yüzden inanalım ve hep birlikte ayağa kalkalım. Öncü işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler... 'Artık yeter, edî bese' diyenler... Tarihin bir adım öne çağrısına kulak verenler... Unutmayalım, adalet toplumun nefesidir!
İnanalım ve ayağa kalkalım dostlar. İnanalım ki bizler, dünyanın tüm değer ve güzelliklerini üretenler; ilkokul çocuklarını bombalamaktan bir nebze hicap duymayan emperyalist barbarlardan ve onun iş birlikçilerinden daha güçlüyüz! İnsanlığı da dünyamızı da bu barbarlıktan kurtaracak olan emekçi halklardır, işçi sınıfıdır, örgütlü mücadelemizdir. O nedenle hep birlikte inanalım dostlar. Bugün arife, bugün bayramın arifesi ya... Hepimiz inanıyoruz ve biliyoruz ki bu ülkeye, bu topraklara gerçek bir bayram er ya da geç gelecek!
Sevgili dostlar, biz varsak umut var. Umudu hep birlikte büyütüyoruz. Dayanışmamızı büyütüyoruz. Eşitlik, özgürlük, adalet, barış, kardeşlik çığlığımızı büyütüyoruz. Hepinizi Türkiye işçi sınıfının o büyük çağrısıyla selamlıyorum: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!"





