CHP'nin önemli isimlerden Önder Sav, butlan yönetimi nedeniyle partisinden istifa etti. Basın toplantısı düzenleyen Sav, YENİ Parti'ye katılacağını duyurdu.
Eski CHP Genel Sekreteri Önder Sav şunları ifade etti:
"Çok teşekkür ederim. Yazılı ve görsel basının değerli temsilcileri, çok değerli Cumhuriyet Halk Partililer, değerli dostlarım, sevgili arkadaşlarım... 16 yıl sonra ilk kez bu kürsüde, milletvekilliğini bıraktığım 2011'den bu yana 15 yıldır ilk kez bu kürsüde sizlerle beraber oluyorum.
Hem mutluluğu hem heyecanı içindeyim.
Aslında geride bıraktığımız süreçte Sayın Yaman'ın belirttiği gibi, Cumhuriyet Halk Partisi'nde çok hızlı gelişmeler ve değişimler yaşandı. Ben de bu konuyla ilgili düşüncelerimi sizlerle bölüşmek, değerlendirmelerimi yapmak istiyorum.
21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara 36. İdare Mahkemesi'nin verdiği 'mutlak butlan' kararı, maalesef eee mensubu olduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi'ni eee iyice karıştırdı. Hukuk, hukuksuzluğun egemen olduğu, hukukun üstünlüğünün çiğnendiği bir dönemi yaşıyoruz.
Üyesi olduğum Cumhuriyet Halk Partisi'nde en son Parti Meclisi, 57 üyesi kalan Parti Meclisi'nin 27 üyesi 11 Haziran'da istifa etti. Bu istifayla geriye 30 üye kaldı. Cumhuriyet Halk Partisi tüzüğünün 23. maddesinin 3. bendine göre Parti Meclisi düşmüş oluyor. Parti Meclisi düşünce, o Parti Meclisinin içinden çıkmış olan Merkez Yönetim Kurulu da düşmüş oluyor. Hiç bunlara aldırış edilmeden "5 kişi de kalsa göreve devam ederiz" anlayışıyla, mevcut Parti Meclisi ve Merkez Yönetim Kurulu sanki hukuki geçerliliğini taşıyormuş gibi görev yapmaya devam etti.
Ayrıca 45 gün içinde kurultay yapılması gerekirken tüzük çiğnenerek kurultay yapılmadı. Daha önemlisi, 5 Kasım 2023 tarihinde yapılan kurultaya katılmış olan delegelerin; yani Sayın Kılıçdaroğlu'nu genel başkan seçmiş, ondan sonra da yarışmada Sayın Özel'i seçmiş olan kurultay delegelerinin yarıdan fazlası imzalarıyla olağanüstü bir kurultay toplanmasını; Genel Başkan, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu seçilmesini önerdiler. Buna da mevcut yönetim "İhtiyati tedbir kararı var, bu ihtiyati tedbir kararına rağmen biz bir iş yapamayız" diyerek kurultay toplanma taleplerini reddettiler.
Böyle bir dönemde 32 tane çok değerli, Türkiye'nin güzide anayasa hukukçusu; mutlak butlan kararının hukuka aykırı olduğunu, yetkisiz mahkeme tarafından verildiğini, geçersiz olduğunu belirtmelerine karşın mevcut Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi hiç aldırış etmedi. Türkiye'de hiçbir ciddi hukukçu "mutlak butlan kararı yerindedir" diyememiştir. Bazı kimi televizyon kanallarında, kimi basın organlarında mutlak butlan kararını haklı gören görüşler de ortaya çıkmıştır.
Ancak, mahkemenin kararı bir ciddi siyasi partinin, ana muhalefet partisinin içişlerine müdahale etmiş, parti içi hukuku zedelemiş ve üyelerin tercihlerini yok saymıştır. Buna rağmen mevcut yönetim e görevlerine devam etmiş ve pek çok karara imza atmıştır. İlginç olanı, böyle bir aşamada Cumhuriyet Halk Partisi'nin mutlak butlan kararından sonra göreve gelen yöneticileri, hiçbir kuralı tanımadan görevlerine devam etmişler. Tarafı taraf seçmen...
Cumhuriyet Halk Partisi üyelerinin içine sindiremedikleri bir yönetim dönemi başlamıştır. Bu arada Cumhuriyet Halk Partili üyelerin istifaları yüz binleri geçmiş. Bilmiyorum şimdiki aşama nereye geldi. En son 600-700 binlerdeydi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki rakam ama bunun giderek de artacağı görülüyor.
Partinin bugünkü yöneticileri halkın içine çıkamaz, cenaze törenlerine bile yoğun korumayla gidebilen duruma girmişlerdir. Maalesef önceden haberli bir esnaf ziyaretinde bile, Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşadığımız 'münadi' adıyla anılan çığırtkanları yola koyarak, davul zurna eşliğinde bu ziyareti gerçekleştirmişlerdir.
İşin acı tarafı; İstanbul'da bir üye katılım töreninde temin edilmiş, parayla alınmış figüranların üyelikleri ve katılımları sağlanmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir ayıpla yaşayabilecek parti değildir.
Maalesef özetle söylemek gerekirse, Cumhuriyet Halk Partisi kuruluş felsefesinden uzaklaşmış; Atatürk ilke ve devrimlerini askıya almış, demokratik, laik, hukuk devleti ilkelerinden ve hukukun üstünlüğünden uzaklaşmıştır.
Hele hele iddialı bir şekilde telaffuz edilen hak, hukuk, adalet söylemleri de unutulur olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi hukuksuzluğun, adaletsizliğin adeta cirit attığı bir parti durumuna sokulmuştur.
Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk atamız, 1931 yılında yapılan 3. kurultayda? Açık açık, 'Partide herhangi bir yanlışlık, herhangi bir usulsüzlük gördüğünüz zaman eleştirilerinizi yapacaksınız, karşı koyacaksınız. Eleştirmemek, karşı koymamak, görmemenin mahzuru faydasından çoktur.' demiştir.
Bu mahzurlarla Mustafa Kemal'in öğüdü çiğnenerek bugünlere gelindi. Tabii ki böyle bir ortamda Cumhuriyet Halk Partisi içinde, kalıp kendisinin Cumhuriyet Halk Partisi'nde mücadele ile yönetimin değişeceği anlayışında olanlara ve 'Benim babamın partisi, dedemin partisi, ben partiden ayrılamam.' diyenlere de saygı duyuyorum. Onların tercihlerini yadırgamıyorum. Elbette etten kemikten yapılmadık, duygusal yönlerimiz de var. Bu duygusallık içinde o değerlendirmeyi yapıp Cumhuriyet Halk Partisi'nde kalan dostlarımızın da mücadelelerinde başarılar...
Partide bu hukuksuzluklara, bu aldırmazlıklara sessiz kalmam mümkün olamazdı. Ve böyle kalmayı da kendime yakıştıramazdım.
Mustafa Kemal'in önderliğinde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin ve Kuva-yi Milliye'nin devamı olarak kurulmuş olan Cumhuriyet Halk Partisi, bugünkü Cumhuriyet Halk Partisi değildir. Maalesef Cumhuriyet Halk Partisi'nin genleriyle oynanmış ve Cumhuriyet Halk Partisi başkalaştırılmış bir partiye dönüşmüştür.
Böyle bir, böyle bir ortamda elbette eee bizim, benim gibi düşünen pek çok Cumhuriyet Halk Partili kendisinin Cumhuriyet Halk Partiliğini sorgulamaya başlamıştır. 'Acaba benim gerçek partim şimdiki parti mi, Mustafa Kemal'in 1923'te 9 Eylül'de kurduğu parti mi?' diye tereddüde düşmüştür.
Tabii şimdi partinin, binanın ve amblemin sahibi görünenler kiracı durumundadırlar. Tahliyeleri çok yakındır. Parti binası ve amblem, onların belki bir süre daha kullanacağı bir alet durumunda olacaktır ama gerçekler su yüzüne çıktıkça, bu binada oturanlar da kendilerini ciddi bir biçimde sorgular duruma gelecektir."





