BURHAN KURTULMUŞ/ BURSA SAATİ

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, uluslararası ilişkilerden yeni anayasa tartışmalarına, İran-İsrail çatışmasından Gazze’ye, adli operasyonlardan SPK’daki iddialara ve seçim sistemine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Bursa Saati muhabiri Burhan Kurtulmuş’un sorularını yanıtlayan Arıkan, Türkiye’nin dış politikada kendi iradesiyle hareket etmesi gerektiğini belirterek, “Şahsiyetli dış politika” vurgusu yaptı. İç siyasette ise son dönemdeki operasyonların yanı sıra adalet, denetim ve yeni anayasa tartışmalarına ilişkin dikkat çeken mesajlar verdi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Türkiye’nin uluslararası alandaki konumundan iç siyasette yaşanan gelişmelere kadar gündemin öne çıkan başlıklarını Bursa Saati’ne değerlendirdi.

  • Türkiye’nin uluslararası alanda bulunduğu yer son yıllarda ciddi biçimde tartışılıyor. Türkiye’de iktidar veya muhalefet odakları, TRÇ ittifakı, AB’ye tam üyelik gibi farklı yönelimlerde perspektiflerini açıklıyor. Saadet Partisi, NATO Zirvesi, dünyada yaşanan aktif çatışmalar ve BM toplantısı sonrası güncel tabloda Türkiye için nasıl bir perspektif çiziyor? İran İslam Cumhuriyeti’nin ABD-İsrail saldırıları karşısında sürdürdüğü direniş Türkiye’yi nasıl etkiliyor? BM Genel Kurulu’ndaki değerlendirmelerle birlikte Türkiye’nin çok kutuplu bir dünyada yeri ne olmalıdır?

“TÜRKİYE DIŞ POLİTİKADA SAVRULUYOR”

Türkiye’nin dış politikasındaki mevcut tabloyu eleştiren Arıkan, Avrupa Birliği ve NATO ilişkileri üzerinden değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin yıllardır Avrupa Birliği kapısında bekletildiğini ve NATO içerisinde bölgesel politikaların uygulayıcısı konumuna getirildiğini savunan Arıkan, Saadet Partisi olarak bu yaklaşımı kabul etmediklerini söyledi.

“Öncelikle şunu çok net ifade etmek isterim ki; Türkiye’nin dış politikadaki mevcut savrulmaları, izlenen yanlış politikaların sonucudur. Yıllardır Avrupa Birliği kapısında bekletilen, yeri geldiğinde NATO'nun bölgedeki aparatı gibi muamele gören bir Türkiye tablosunu Saadet Partisi olarak biz asla kabul etmiyoruz. Avrupa'nın önceliğinin demokrasi veya insan hayatı olmadığını, ikiyüzlü Batı'nın gerçek yüzünü son krizlerde bir kez daha gördük.”

Birleşmiş Milletler ve NATO zirvelerinde verilen mesajların sahadaki gelişmelerle örtüşmediğini ifade eden Arıkan, özellikle Gazze konusunda Birleşmiş Milletler’in etkinliğinin sorgulanması gerektiğini belirtti.

Arıkan, Saadet Partisi’nin dış politika vizyonunu ise Erbakan döneminde kurulan D-8’lerin yeniden güçlendirilmesi ve İslam ülkeleri arasındaki iş birliğinin artırılması üzerine kurduğunu söyledi.

“BEYAZ KUŞAK” ÖNERİSİ

Türkiye’nin öncülüğünde Türkiye, Mısır, İran, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında yeni bir bölgesel iş birliği mekanizması kurulmasını öneren Arıkan, projeye “Beyaz Kuşak” adını verdiklerini açıkladı.

“Bugün BM toplantılarında ve NATO zirvelerinde çekilen aile fotoğraflarının, çizilen pembe tabloların sahadaki karşılığı koca bir sıfırdır. Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi'ndeki tek bir veto oyuyla Gazze'ye insani yardımın ulaşmasını bile sağlayamayan, miadını doldurmuş, aciz ve iflas etmiş bir kurum olarak değerlendiriliyor. Biz, Amerika'nın planlarına hizmet eden "Yeşil Kuşak" gibi projeler yerine, Erbakan Hocamızın temellerini attığı, D-8'lerin canlandırıldığı, "Şahsiyetli Dış Politika" ilkesiyle hareket eden ve İslam ülkelerinin ortak hareket ettiği "Yeni Bir Dünya" vizyonunu savunuyoruz.”

Arıkan, güvenlik, istikrar ve kalkınma temelli mekanizmanın beş ülke arasında bir saldırmazlık paktıyla desteklenmesi gerektiğini belirterek, “Erbakan Hocamızın D-8’le açtığı yolu bugünün şartlarında büyütmekten, güçlendirmekten, yeniden ayağa kaldırmaktan söz ediyoruz” dedi.

“Bu vizyonun günümüzdeki somut karşılığı olarak, iktidara bir "Beyaz Kuşak" projesi teklif ettik. Türkiye'nin öncülüğünde; Türkiye, Mısır, İran, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında güvenlik, istikrar ve kalkınma temelli bir iş birliği mekanizması ve 5'li bir saldırmazlık paktı kurulmalıdır. Neden "Beyaz Kuşak" diyoruz? Çünkü beyaz; temizliği, barışı ve şeffaflığı temsil eder. Biz bu projeyle, Erbakan Hocamızın D-8'le açtığı yolu bugünün şartlarında büyütmekten, güçlendirmekten, yeniden ayağa kaldırmaktan söz ediyoruz.”

İRAN-İSRAİL ÇATIŞMASI: “TÜRKİYE BU DENKLEMİN PARÇASI OLMAMALI”

İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırılarına ilişkin de konuşan Arıkan, Türkiye’nin bölgesel çatışmaların dışında kalması gerektiğini söyledi.

İran’a yönelik saldırıların Türkiye açısından da güvenlik sonuçları doğurabileceğini savunan Arıkan, iktidara “emperyalizmin kurduğu denklemin parçası olmama” çağrısında bulundu.

Türkiye’nin İran’la sıcak bir çatışmaya sürüklenmemesi gerektiğini belirten Arıkan, bölgedeki sorunların bölge ülkelerinin ortak iradesiyle çözülmesi gerektiğini ifade etti.

“İran ekseninde yaşanan gelişmelere gelirsek... Siyonist İsrail ve onun en büyük hamisi olan ABD tarafından komşumuz İran'a yönelik başlatılan alçakça saldırıları en sert şekilde lanetliyoruz. Aziz milletimiz bilmelidir ki; İran'a yapılan bu saldırılar, aslında adım adım genişleyen ve gelecekte doğrudan Türkiye'yi hedef alacak olan "Büyük İsrail" tehdidinin açık bir habercisidir.”

“BAĞIMSIZLIK SADECE SÖYLEMLE OLMAZ”

İran’a yönelik uçuş ve bankacılık alanındaki uygulamaları da gündeme getiren Arıkan, Türkiye’nin bu kararları hangi ölçüde kendi iradesiyle aldığı sorusunun tartışılması gerektiğini söyledi.

Arıkan, “Bağımsız bir ülke olmak, sadece söylemde değil; ekonomik, siyasi ve hukuki kararlarını kendi iradesiyle alabilmek demektir” ifadelerini kullandı.

İsrail konusunda Türkiye’nin daha somut adımlar atması gerektiğini savunan Arıkan, Kürecik Radar Üssü üzerinden de iktidara eleştiriler yöneltti.

“İktidarı bu süreçte defalarca uyardık ve uyarıyoruz: Türkiye, emperyalizmin kurduğu bu kirli denklemin asla bir parçası olmamalıdır. Bölgedeki kanı durduracak tek formül, kendi imkânlarımızı birleştirmekten geçmektedir. Bizi komşumuz İran'la sıcak bir çatışmanın içine itmek isteyen, bölgemizi kana bulayan ABD ve İsrail'in tuzaklarına karşı iktidarı aklıselim ile hareket etmeye davet ediyoruz.”

“GAZZE, BM KONUŞMALARIYLA KURTULMUYOR”

Gazze konusunda Türkiye’nin diplomatik açıklamalarının yeterli olmadığını ifade eden Arıkan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasını “kıymetli” bulduğunu ancak sahadaki tablonun değişmediğini söyledi.

Arıkan, “Gazze’deki soykırım, Birleşmiş Milletler’de yaptığımız konuşmalarla önlenmiyor” dedi.

Türkiye’nin Gazze konusunda daha etkin bir pozisyon alması gerektiğini savunan Arıkan, diplomatik girişimlerin sahadaki sonuçlarla desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

  • Türkiye yaklaşık bir yıldır farklı gündemlerde yoğun bir adli süreç geçiriyor. Uyuşturucudan belediyelerdeki yolsuzluklara, LGBT derneklerinden yardım kuruluşlarına kadar yüzlerce kişi ve kurumu kapsayan soruşturmaların ardı arkası kesilmiyor. Bundan sonra Türkiye’de günlük hayat bu şekilde mi devam edecek? Bir nihayet olacaksa bunun sonu kestirilebilir mi? Yaşanan sürecin toplum ve devlet nezdinde ne gibi kalıcı etkileri meydana gelmektedir? Bu operasyon silsilesine paralel bir siyasi ikbal çalışması yürütüldüğünü düşünüyor musunuz?

ADLİ OPERASYONLARA DESTEK, YÖNTEMLERE ELEŞTİRİ

Türkiye’de son dönemde artan adli operasyonlara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Arıkan, uyuşturucu, yasa dışı bahis, organize suç ve yolsuzlukla mücadele edilmesini desteklediklerini söyledi.

“Öncelikle, bahsettiğiniz bu tablo, Türkiye'nin sadece hukuki değil, derin bir yapısal ve ahlaki krizin içinde olduğunun en net fotoğrafıdır. Uyuşturucu tacirlerine, yerel yönetimlerdeki rant ve yolsuzluk ağlarına, aile yapımızı ve toplumsal değerlerimizi hedef alan sapkın oluşumlara (LGBT dernekleri) ve milletimizin temiz duygularını istismar eden kuruluşlara yönelik yürütülen adli süreçleri elbette yakından takip ediyoruz. Suçla, yolsuzlukla ve ahlaki yozlaşmayla tavizsiz mücadele edilmesi devletin asli vazifesidir; atılan bu adımlar gereklidir.”

Ancak operasyonların yalnızca sonuçlara yönelik kalmaması gerektiğini belirten Arıkan, suç ve yolsuzluğa zemin hazırlayan yapısal nedenlerin de araştırılması gerektiğini savundu.

“Ancak Saadet Partisi olarak biz meseleye şu pencereden bakıyoruz: Yarım asırdır dilimizden düşürmediğimiz "Önce Ahlak ve Maneviyat" şuurunun devlet ve toplum hayatından dışlandığı, rantın, adam kayırmacılığın ve haksız kazancın adeta kurumsallaştığı bir sistemde, sadece sonuçlar üzerinden yürütülen operasyonlar bataklığı kurutmaz. Sadece sivrisineklerle mücadele edilmiş olur. Eğer siz ekonomiyi ve ihale sistemini rant üzerine kurarsanız, yolsuzluklar bitmez. Gençliğimizi manevi bir boşluğa, işsizliğe ve geleceksizliğe terk ederseniz, ne yazık ki uyuşturucu illetiyle başa çıkamazsınız. Aile kurumunu koruyacak hukuki ve sosyal kalkanları aşındırırsanız, sapkın akımların zemin bulmasına mâni olamazsınız.”

“Bugün yapılanlara itirazımız yok. Bizim itirazımız şudur: Bugün yapılanlar neden daha önce yapılmadı?” diyen Arıkan, operasyonların arkasındaki yapısal sorunların da ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.

“ADALET SİYASİ MÜHENDİSLİK ARACI OLMAMALI”

Hukuki süreçlerin siyasi amaçlarla kullanıldığı yönündeki kamuoyu tartışmalarına da değinen Arıkan, adalet mekanizmasının siyasi hesaplaşmalardan bağımsız olması gerektiğini ifade etti.

“Sorunuzda yer alan, bu operasyon silsilesine paralel bir "siyasi ikbal" çalışması yürütülüp yürütülmediği hususu son derece mühimdir. Bizim inancımızda ve devlet geleneğimizde "Adalet, mülkün temelidir." Adaletin terazisiyle oynandığında, o terazi gün gelir herkesi tartar. Hukuki süreçlerin ve operasyonların, toplumda gerçek anlamda adaleti tesis etmekten ziyade, bir siyasi mühendislik aracı, parti içi çekişmelerin bir aparatı veya yaklaşan seçimlere yönelik bir "vitrin düzenlemesi" olarak kullanıldığına dair kamuoyunda uyanan şüpheler, devlete olan güveni zedelemektedir.”

Arıkan, “Adaletin terazisiyle oynandığında, o terazi gün gelir herkesi tartar” dedi.

“Bu sürecin kalıcı etkilerine gelirsek; şayet bu adımlar samimiyetle, ucu kime dokunursa dokunsun şeffaf bir biçimde yürütülmezse ve sadece belli odakları tasfiye edip yerine yenilerini getirmek maksadıyla yapılıyorsa, adalete olan inanç onarılamaz yaralar alır. Toplum devlete şüpheyle bakar hale gelir, kutuplaşma ve güvensizlik derinleşir. “

Hukuk süreçlerinin şeffaf ve herkese eşit şekilde uygulanması gerektiğini savunan Arıkan, aksi durumda toplumun devlet kurumlarına olan güveninin zedelenebileceğini söyledi.

“Türkiye'nin günlük hayatı bu kriz, skandal ve operasyon sarmalından bir an evvel kurtulmalıdır. Bunun yolu adaleti, hukuku ve devletin kurumlarını bir "siyasi ikbal" sopası olarak görmekten vazgeçmekten geçer. Çözüm; devlette liyakati tesis etmek, şeffaflığı sağlamak ve Millî Görüş'ün temel prensibi olan "Adil Düzen"i siyasal, sosyal ve ekonomik her alanda hâkim kılmaktır. Aksi takdirde isimler, kurumlar ve operasyonlar değişir ama yaşadığımız bu buhranın sonu gelmez. “

ADALET BAKANI’NA MECLİS ÜZERİNDEN ELEŞTİRİ

Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen operasyonların önemli olduğunu belirten Arıkan, uyuşturucu, yasa dışı bahis, organize suç, kişisel veriler, sermaye piyasaları ve dolandırıcılık gibi alanlarda yapılan çalışmaları değerlendirdi.

Bununla birlikte Adalet Bakanı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı sorumluluklarını da yerine getirmesi gerektiğini savunan Arıkan, Bakan’a yöneltilen soru önergelerine dikkat çekti.

Arıkan, “Siz kimin bakanısınız? Bir kişinin bakanı mısınız? Bir partinin Adalet Bakanı mısınız?” diye sordu.

  • Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte Recep Tayyip Erdoğan ve karşısındaki aday şeklinde bir siyasi denklem oluştu. Türkiye, muhalefetteki en fazla oy alan partinin adayını kabul etmek zorunda kaldığı bir kırılma yaşıyor. Bu tabloda Yeni Parti veya CHP’nin cumhurbaşkanı adayı dışında etkili olabilecek başka bir seçeneğin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? Saadet Partisi’nin bu süreçte rolü ne olacaktır? Vatandaşın “oyum boşa gidecek, partim barajı aşamayacak” kaygısını giderdiğinizi düşünüyor musunuz?

YENİ ANAYASA TARTIŞMASI

Türkiye’de gündemde olan yeni anayasa tartışmasına ilişkin de görüşlerini açıklayan Arıkan, 1982 Anayasası’nın darbe döneminde hazırlandığını ancak sonraki yıllarda çok sayıda değişiklik yapıldığını hatırlattı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni getiren 2017 değişikliklerinin de olağan dönemde gerçekleştirildiğini belirten Arıkan, Türkiye’nin temel sorunlarının anayasa değişikliğiyle açıklanamayacağını savundu.

Arıkan, “Kafanıza hangi anayasa maddesi engel oldu da emekli maaşlarını düzenleyemediniz? Siz asgari ücretliye açlık sınırının altında maaş verirken anayasanın hangi maddesi size engel oldu?” ifadelerini kullandı.

Yeni anayasa tartışmalarında asıl meselenin denetim mekanizmaları olduğunu savunan Arıkan, Saadet Partisi iktidarında denetim kurumlarının siyasi etkiden bağımsız çalışacağını söyledi.

“SİYASET 50+1 CENDERESİNE SIKIŞTI”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin siyaseti yüzde 50+1 denklemine sıkıştırdığını savunan Arıkan, Türkiye’nin “Recep Tayyip Erdoğan ve karşısındaki aday” şeklinde iki kutuplu bir siyasi yapıya mahkûm edilmemesi gerektiğini söyledi.

“Türkiye’ye dayatılan mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, maalesef siyaseti 50+1 cenderesine sıkıştırmış, ülkeyi keskin bir kutuplaşmaya ve "Recep Tayyip Erdoğan ile karşısındaki aday" şeklindeki dar bir siyasi denkleme mahkûm etmiştir. Bu sistemin milletimize en büyük zararı, seçmeni iki kutup arasında kerhen oy kullanmaya zorlaması olmuştur. Toplumun, muhalefetteki en fazla oy alan partinin adayını bir mecburiyet olarak kabullenmek zorunda bırakılması, siyasetin doğasına ve demokratik çoğulculuğa aykırı bir kırılmadır.“

Saadet Partisi’nin bu süreçteki rolünün alternatif bir siyasi anlayışı temsil etmek olduğunu ifade eden Arıkan; adalet, liyakat, şeffaflık ve üretim odaklı ekonomi politikalarını öne çıkardı.

Fon krizi için Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bakan Şimşek ve AK Parti'li Sayan Kaya'ya suç duyurusu
Fon krizi için Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bakan Şimşek ve AK Parti'li Sayan Kaya'ya suç duyurusu
İçeriği Görüntüle

“Biz Saadet Partisi olarak başından beri bu iki kutuplu siyaset mühendisliğini reddediyoruz. Siyaset, sadece isimlerin değişip aynı rant ve israf düzeninin devam etmesi üzerine kurulamaz. Aslolan şahısların değil, zihniyetin değişmesidir. Saadet Partisi’nin bu süreçteki asli rolü, kutuplaşmadan beslenen yaklaşımlara karşı adaleti, liyakati, şeffaflığı ve üreten bir ekonomiyi merkeze alan bir eksende, yani alternatifi inşa etmektir. Biz, milletimizin bu sıkışmışlıktan çıkış kapısıyız.”

Arıkan, “Asıl olan şahısların değil, zihniyetin değişmesidir” dedi.

“SAADET PARTİSİ’NE VERİLEN OY BOŞA GİTMEZ”

Seçmenlerin “oyum boşa gider” veya “partim barajı aşamaz” şeklindeki kaygılarına da değinen Arıkan, mevcut siyasi yapı ve ittifak ilişkileri nedeniyle bu endişelerin geçerliliğini yitirdiğini savundu.

“Vatandaşlarımızın zihnine yerleştirilmeye çalışılan “oyum boşa gidecek, partim barajı aşamayacak” şeklindeki endişelere gelince; bu kaygılar sistemin ve kutuplaştırıcı medyanın oluşturduğu psikolojik bariyerlerden ibarettir. Siyasi gerçeklikte ve mevcut ittifak-grup dinamiklerinde artık baraj diye bir sorun kalmamıştır. TBMM'de milletimizin sesini en gür şekilde duyuran bir Saadet Partisi gerçeği vardır. Aziz milletimiz müsterih olmalıdır ki; asıl boşa giden oy, inanç ve ilkelerden taviz vererek, korkutularak veya dayatılarak ehvenişere verilen oydur.“

Saadet Partisi’nin TBMM’de milletin sesini duyurduğunu belirten Arıkan, “Asıl boşa giden oy, inanç ve ilkelerden taviz vererek, korkutularak veya dayatılarak ehvenişere verilen oydur” dedi.

“Saadet Partisi'ne verilen tek bir oy bile boşa gitmez; aksine ülkenin sigortası, adil bir geleceğin teminatı olur. Biz milletimizi ehvenişere mecbur bırakmıyor, doğrunun ta kendisine davet ediyoruz.”

ABD İLE TİCARET: “16 MİLYAR DOLAR YETERLİ DEĞİL”

Türkiye-ABD ekonomik ilişkilerine de değinen Arıkan, ABD’nin Türkiye’den yaptığı ithalatın Türkiye’nin ekonomik potansiyeline kıyasla sınırlı kaldığını savundu.

ABD’nin küresel ölçekte önemli bir ithalat pazarı olduğunu belirten Arıkan, Türkiye’nin ABD’ye ihracatının yaklaşık 16 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu ifade etti.

Vietnam, Tayvan ve Hindistan’ın ABD pazarındaki ihracat performanslarını Türkiye ile karşılaştıran Arıkan, Türkiye’nin ekonomik ilişkilerde daha fazla katma değer üretmesi gerektiğini söyledi.

Arıkan, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde siyasi temasların yanı sıra somut ticari kazanımlara da odaklanması gerektiğini belirterek iş dünyasına ve hükümete, “Kaç yeni Amerikalı firmayla anlaştınız?” sorusunu yöneltti.

“TÜRKİYE’NİN İHTİYACI GÜNÜ KURTARMAK DEĞİL”

Mahmut Arıkan, Türkiye’nin dış politikadan adalet sistemine, ekonomiden anayasa tartışmalarına kadar birçok alanda yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu savundu.

Saadet Partisi’nin çözüm perspektifinin “şahsiyetli dış politika”, bölgesel iş birliği, bağımsız denetim mekanizmaları, adalet, liyakat ve üretim odaklı ekonomi üzerine kurulduğunu belirten Arıkan, Türkiye’nin mevcut siyasi kutuplaşmadan çıkarak daha çoğulcu bir siyasal yapıya kavuşması gerektiğini söyledi.