Türkiye’nin önde gelen baroları ve hukuk örgütleri, yargı ile idari kurumlar arasında yetki krizine dönüşen "mutlak butlan" tartışmalarına karşı ortak bir deklarasyon yayınladı. Barolar, hukukun üstünlüğü ve seçmen iradesinin korunması adına anayasal sınırların net bir şekilde gözetilmesi gerektiğini hatırlatarak, adli ve idari mekanizmaların YSK’nın anayasal yetki alanına müdahale etmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Tartışmanın Odağında "Mutlak Butlan" İddiaları Var
Son dönemde bazı yerel seçim veya mazbata süreçlerine ilişkin idari kurumlar ve alt mahkemeler tarafından geliştirilen "mutlak butlan" ve "tam kanunsuzluk" gerekçeleri, hukuk dünyasını ikiye böldü. İdari organların YSK’nın nihai kararlarını beklemeden veya YSK kararlarının aksine adımlar atması üzerine harekete geçen barolar, yayımladıkları ortak metinle anayasal çizgiye dikkat çekti.
"YSK Üzerinde Hiçbir Vesayet Kabul Edilemez"
Baroların ortak açıklamasında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 79. maddesi uyarınca seçimlerin yönetimi, denetimi ve seçim feshine ilişkin tüm itirazları karara bağlama görevinin sadece YSK’ya verildiği anımsatıldı. Hukuki çerçevenin altını çizen baro başkanları, deklarasyonda şu ifadelere yer verdi:
"Seçim hukuku literatüründe yer alan 'mutlak butlan' veya 'tam kanunsuzluk' durumlarının tespiti ve buna bağlı olarak bir seçimin, adaylığın veya mazbatanın iptali yetkisi, anayasal olarak sadece ve sadece Yüksek Seçim Kurulu’na aittir. Herhangi bir bakanlığın, idari idarenin veya genel mahkemenin, YSK’nın yetki alanını gasp edecek şekilde 'mutlak butlan' yorumu yapması ve buna dayanarak işlem tesis etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. YSK kararları kesin olup, bu kararlar üzerinde hiçbir vesayet odağı kabul edilemez."
Hukuk Güvenliği ve Seçmen İradesi Vurgusu
Milli iradenin ve sandık güvenliğinin sadece YSK’nın bağımsızlığıyla korunabileceğini belirten hukuk kurumları, yetki aşımı içeren uygulamaların Türkiye’deki hukuk güvenliği algısına büyük zarar verdiğini kaydetti. Ortak açıklamada, anayasal kurumlara kendi yetki sınırları içinde kalma çağrısı yapılırken, baroların demokratik süreçlerin ve sandık hukukunun takipçisi olmaya devam edeceği kararlılıkla ifade edildi.



