İnegöl'de tek katlı ev alev alev yandı
İnegöl'de tek katlı ev alev alev yandı
İçeriği Görüntüle

HABER: BURHAN KURTULMUŞ

Tarihi lezzetleri ve gastronomi kültürüyle tanınan Bursa’da, son iki yılda tatlıcı dükkanı sayısında adeta bir patlama yaşanıyor. Bursa Tatlıcılar Odası verilerine göre, iki yıl önce 700 civarında olan oda üyesi sayısı, kısa sürede bine yaklaştı. Yaşanan bu artışı geçmişteki "çiğ köfte furyasına" benzeten Oda Başkanı Necip Daş, sektörün geleceğine dair çarpıcı uyarılarda bulundu.

"Kısa Sürede Büyük Kazanç" Yanılgısı

Sektöre olan ilginin her zaman profesyonel temellere dayanmadığını belirten Başkan Necip Daş, tatlıcılığın "kolay para kazanma" yolu olarak görülmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi. Daş, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"Şu an Bursa’da bir tatlı dükkanı açma furyası başladı. Ancak çok kısa sürede büyük kazançlar elde edileceğine yönelik yanlış bir düşünce var. Bizim en büyük sorunumuz, bu işin mutfağından gelmeyen, zanaatı bilmeyen kişilerin tatlı dükkanı açmaya girişmeleri."

"Bakkalda, Markette Tatlıcılık Etik Değil"

Sektördeki kontrolsüz büyümenin sadece yeni dükkanlarla sınırlı kalmadığını, meslek disiplininin de bozulmaya başladığını vurgulayan Daş, tatlı satışının uzmanlık alanından çıktığını savundu. Marketlerin ve bakkalların tatlıcı gibi çalışmasının hem haksız rekabete yol açtığını hem de mesleki etik kurallarıyla bağdaşmadığını söyledi:

"Biz bu işin asıl temsilcileri olarak tatlı satıyoruz. Ancak bugün bakıyoruz ki marketlerde, bakkallarda ve alakasız pek çok dükkanda tatlıcılık yapılmaya başlanmış. Bu durum ne etik ne de doğru. Herkes kendi uzmanlık alanında kalmalı."

Furyanın Sonu: "Zaman İçinde Sönümlenecek"

Geçmişte pek çok sektörde benzer "popülerlik" dalgaları yaşandığını hatırlatan Necip Daş, sektörün bir doyuma ulaşacağını ve sadece işi layığıyla yapanların ayakta kalacağını öngörüyor. Daş, bu hızlı artışın sürdürülebilir olmadığını belirterek, "Bu tatlıcı dükkanı açma furyası da tıpkı diğerleri gibi zaman içinde sönümlenecektir," diyerek sektöre yeni gireceklere temkinli olmaları çağrısında bulundu.Türkkan, günlük tatlı tüketimi için “makul bir miktar” belirlemenin doğru olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“İnsan vücudu şekere muhtaç değil”

İnsan doğasında dışarıdan şeker tüketimi yoktur. Hastalarımız sık sık “Tatlı yemezsek şeker ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?” diye soruyor. Oysa insan vücudu ihtiyaç duyduğu şekeri zaten kendi üretir. Bunun dışında alınan şekerin tamamı metabolizma için ekstra bir yüktür.

Tatlıların temel bileşenlerinin un, yağ ve şeker olduğuna dikkat çeken Türkkan, bu üçlünün birleşiminin insan sağlığı açısından en zararlı kombinasyonlardan biri olduğunu söyledi.

İnsülin direnci, obezite ve metabolik hastalık riski

Tatlı tüketiminin insülin direncini artıran en önemli faktörlerden biri olduğunu belirten Türkkan, şu uyarılarda bulundu:

Metabolik sendrom, çoklu organ yetmezliğine kadar ilerleyebilen ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Türkiye’de obezitenin artık çok ciddi bir problem olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bugün Türkiye, Avrupa’da obezitede ilk sırada yer alıyor.

Çocuklarda tatlı tüketiminin kontrolsüz olduğuna dikkat çeken Türkkan, özellikle ödül sistemi olarak tatlı verilmesinin yanlış bir alışkanlık oluşturduğunu belirtti.

Okul kantinleri ve gizli tehlike

Çocukların sağlığını tehdit eden bir diğer unsurun okul kantinleri olduğunu vurgulayan Türkkan şu ifadeleri kullandı:

Kantinlerde satılan ürünlerin net bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Beyaz ekmek arasında satılan mayonezli kızarmış patatesler ve paketlenmiş tatlılar her gün sessizce çocukların sağlığını bozuyor.

“Sütlü tatlılar masum değil”

Toplumda yaygın olan “sütlü tatlılar zararsızdır” algısının yanlış olduğunu belirten Türkkan, son araştırmalara dikkat çekti:

Süt tüketiminin belirli bir yaştan sonra gereksiz olduğu yönünde bulgular var. Doğaya baktığımızda yetişkin canlıların süt tüketmediğini görüyoruz. Ayrıca bazı süt ürünlerinin belirli kanser türlerini tetikleyebildiğine dair çalışmalar mevcut. Şekerin her türlüsü zararlıyken süt ve süt ürünlerinin de düşünüldüğü kadar masum olmadığını kabul etmemiz gerekiyor.

Glikoz üretimi ve çevresel endişeler

Bursa’da faaliyet gösteren Cargill firmasının glikoz üretimi yaptığına değinen Türkkan, bu durumun hem sağlık hem çevre açısından tartışmalı olduğunu belirtti:

İnsan sağlığına doğrudan zararı olan glikozun burada üretilmesi rahatsız edici. Ayrıca İznik Gölü’ne zarar verildiğine dair ciddi iddialar bulunuyor. Sağlıklı kalmak isteyen vatandaşların şekerden uzak durması gerekiyor.

Ekonomik daralma tatlı tüketimini artırıyor

Bursa Saati’nde yayınlanan Mali İşler programına katılan SMMM Hacı Bektaş Aykut, tatlı tüketimini ekonomik açıdan değerlendirdi:

Ekonomik daralma dönemlerinde bu tür tüketim artışları özellikle orta sınıfta gözlemlenir. Yatırım yapacak güvenli ortamı bulamayan, küçük birikimlerini riske atmak istemeyen bireyler; ekonomik stresle baş edebilmek için küçük ama ulaşılabilir ödüllere yönelir. Tatlı tüketimi de bu davranış biçiminin bir sonucu olarak artar. Bu tür harcamalar, büyük maliyetler yaratmadığı için kriz dönemlerinde daha sık görülür.

Tatlı tüketiminin psikolojik boyutu: “Duygusal açlık” gerçeği

Uzman psikolog Uğur Kartum ise tatlı tüketiminin yalnızca beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını belirtti:

Son yıllarda artan stres, belirsizlik ve yaşam yükü insanların duygusal olarak daha fazla zorlanmasına neden oluyor. Tatlı, beyinde hızlı bir “iyi hissetme” etkisi yarattığı için kolay bir kaçış aracı haline geliyor. İnsanlar çoğu zaman aç oldukları için değil; rahatlamak, kendilerini ödüllendirmek ya da içsel bir boşluğu doldurmak için tatlı tüketiyor.

Tatlıya erişimin kolay olması ve sürekli göz önünde bulunmasının da tüketimi artırdığını belirten Kartum, ekonomik koşulların da bu davranışı etkilediğini ifade etti:

Ekonomik zorluklar ve gelecek kaygısı bireylerde psikolojik baskıyı artırır. Bu dönemlerde insanlar hızlı haz veren, ulaşılabilir kaynaklara yönelir. Sosyal aktivitelerin azalması da tatlı tüketimini artırır. Tatlı, birey için küçük ama kontrol edilebilir bir mutluluk alanı haline gelir.

Kısa vadeli mutluluk, uzun vadeli bağımlılık

Kartum, tatlı tüketiminin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini şu sözlerle açıkladı:

Tatlı tüketimi kısa vadede rahatlama ve mutluluk sağlar. Ancak bu durum alışkanlığa dönüştüğünde kişi duygularıyla yüzleşmek yerine sürekli yeme davranışına yönelir. Bu da suçluluk hissi, kontrol kaybı ve duygusal bağımlılık yaratır. Kan şekeri dalgalanmaları ise ruh halinde iniş çıkışlara neden olur.

Çözüm: Yasaklamak değil, farkındalık geliştirmek

Kartum, çözümün tamamen yasaklamak değil, farkındalık geliştirmek olduğunu vurguladı:

Kişi kendine “Gerçekten aç mıyım, yoksa şu an stresli ya da sıkılmış mı hissediyorum?” sorusunu sormalıdır. Duygusal açlık ile fiziksel açlığı ayırt etmek çok önemlidir. Stresle baş etmek için yürüyüş yapmak, sporla ilgilenmek ve sosyal ilişkileri güçlendirmek tatlı ihtiyacını azaltabilir. En önemlisi ise kişinin kendine karşı anlayışlı olmasıdır. Çünkü bu durum çoğu zaman bir irade eksikliği değil, öğrenilmiş bir baş etme biçimidir. Farkındalık geliştirildiğinde değişim mümkündür.