HABER: BURHAN KURTULMUŞ
Bursa’nın en kıymetli tarihî yapılarından biri olan Koza Han’ın Sultan II. Bayezid döneminde, 29 Eylül 1491’de tamamlandığını hatırlatan Yelseli, yapının en güvenilir kaynağının II. Bayezid Külliyesi vakfiyesi olduğunu belirtti.
Bu vakfiyeye göre hanın, İstanbul’daki Bayezid Camii ve Külliyesi’nin giderlerini karşılamak amacıyla vakfedilmiş bir gelir kaynağı olarak inşa edildiğini ifade eden Yelseli, yapının tarihsel ve ekonomik önemine dikkat çekti.
Başlangıçta Han-ı Cedid, Yeni Han, Beylik Han ya da Han-ı Cedid-i Amire gibi isimlerle anılan yapının, Bursa’daki ipek kozası ticaretinin ehemmiyeti nedeniyle zamanla “Koza Han” adını aldığını belirten Yelseli, bu değişimin hanın canlı bir ticaret merkezi olduğunun göstergesi olduğunu söyledi.
Koza Han’ın, UNESCO’nun 2014 yılında Dünya Mirası Listesi’ne dahil ettiği Bursa Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’nin en değerli parçalarından biri olduğunu da vurguladı.

“Avlunun boşaltılması ilk bakışta olumlu”
Geçtiğimiz günlerde hanın avlusunda uzun yıllardır bulunan kafe masa, sandalye ve şemsiyelerinin kaldırılması kararı şehir gündeminde geniş yankı uyandırmıştı.
Yelseli, Osmangazi Belediyesi ve ilgili kurumlar tarafından tarihi dokuyu korumak, yapıyı özgün haline yaklaştırmak ve ziyaretçilere daha ferah bir ortam sunmak amacıyla alınan bu kararın ilk bakışta olumlu görünebileceğini söyledi.
Avlunun boşaltılmasının 15. yüzyıl mimarisinin kemerlerini ve taş zeminini daha görünür kıldığını ifade eden Yelseli, bunun ziyaretçilere tarihsel deneyimi daha net yaşatma açısından kıymetli olduğunu belirtti.

Turuncu dubalar estetik tartışması başlattı
Ancak masaların kaldırılmasının ardından avluya yerleştirilen turuncu plastik dubaların (delinatörler) tarihi dokuya tamamen yabancı olduğunu dile getiren Yelseli, uygulamanın estetik açıdan ciddi soru işaretleri doğurduğunu söyledi.
“Asırlık taş mimarinin yanında böylesine endüstriyel bir malzemenin kullanılması görsel bütünlüğü bozuyor. Han adeta bir otopark ya da geçici bir inşaat alanı görüntüsüne bürünüyor” diyen Yelseli, koruma anlayışının yalnızca fiziki boşaltma ile sınırlı kalmaması gerektiğini vurguladı.

“Osmanlı hanları yaşayan mekânlardır”
Osmanlı hanlarının statik müzeler değil, yapılış felsefesi gereği yaşayan ve sosyal etkileşimi barındıran yapılar olduğunun altını çizen Yelseli, Koza Han’daki köşk mescidin ve avlu düzeninin Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan mimari geleneğin önemli bir yansıması olduğunu ifade etti.
Yapılan düzenlemelerin bu görkemi ortaya çıkarma niyeti taşıdığını kabul ettiğini belirten Yelseli, ancak uygulama sürecinde tercih edilen malzemelerin tarihi eserin estetik değerine uygun olması gerektiğini söyledi.
“Sanat tarihi daha fazla önemsenmeli”
Bursa’daki diğer hanlarda ve tarihî eserlerde de benzer süreçlerin yaşanabileceğine dikkat çeken Yelseli, koruma kararlarının sanat tarihi disiplininin rehberliğinde, uzun vadeli ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini dile getirdi.
“Ülkemizin zengin mirası için sanat tarihi alanı daha fazla önemsenmeli. Tarihi bilince uygun uygulamalar görmeyi umut ediyorum” diyen Yelseli, Koza Han’daki sürecin bu anlamda önemli bir sınav olduğunu sözlerine ekledi.




