Mutlak butlan süreciyle ilgili açıklama yapan CHP Bursa Yıldırım İlçe Başkanı Ahmet Keskin, mutlak butlan MYK'sında yer alan Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'a tepki gösterdi. "Orhan Sarıbal, bugünün "Yetmez ama evet"çilerinin sadece Bursa'da değil, Türkiye'deki lideridir" diyen Keskin, "Bizim 1982 darbe anayasasını savunuyor gibi göstermeye çalışıyorlardı. Onlar özgürlükçü, biz statükocu olmuştuk. Şimdikiler de akıllarınca kendilerini "partiyi birlik beraberlik içerisinde tutan siyaset erbapları", bizi ise "her konuda acele eden ve bir an önce bir şeyler olmasını isteyen, particilik dedikleri o sır dolu faaliyeti bilemeyen, kültürsüz cahil sürüsü" olarak tanıtmaya çalışacaklar. İşte Orhan Sarıbal da tam bu siyasetin temsilcisi olacak. Ama bu defa başarılı olamayacaklar. Yavuz hırsız ev sahibini bastıramayacak" ifadelerini kullandı.
CHP Yıldırım İlçe Başkanı Ahmet Keskin'in paylaşımı şöyle:
"Kampanyanın Adı: Yetmez ama Kılıçdaroğlu... Baş Temsilcisi: Orhan SARIBAL
Bir süredir sosyal medyada neredeyse birbiriyle aynı yazıları yazıyorum. Hep aynı yere dikkat çekmeye çalışıyorum. Çünkü gayet iyi tanıdığımız bir grup tarafından çok sinsi bir kampanya yürütülüyor. Bahsettiğimiz grup "Yargı müdahalesine karşıyız." diyor ama "Kemal Kılıçdaroğlu'nu genel başkan olarak tanımıyoruz." diyemiyor. "Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan olsa bile yüzde 5 oy alamaz." diyemiyor.
Sürekli "birlik, beraberlik, genel başkanın kim olduğu önemli değil, aslolan kurumsallıktır" türünden ifadeler kullanıyorlar. Kampanyaları henüz ete kemiğe bürünmediği için kalemimizle, sözümüzle karşılarında duruyoruz. Ete kemiğe büründüğünde gövdemizle, özümüzle karşılarına çıkacağız.
Herkes bunları tek tek kişiler zannediyor ama yazdıkları metinlere bakıldığında birlikte hareket ettikleri açık seçik ortaya çıkıyor. Birlik, beraberlik, dayanışma, kurumsallık ve benzeri söylemler kullanarak bizi Tayyip Erdoğan'ın ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun arkasına sessiz sedasız hizalamaya çalışıyorlar.
Bu siyaset tarzı sahneye yeni çıkmadı. Bunları anayasa referandumu döneminde kullandıkları dilden tanıdığımız için, ortaya çıktıkları anda kim olduklarını, kimlerin hizmetine girdiklerini hemen anladık. Anayasa referandumu döneminde ortaya çıkan "Yetmez ama evet"çileri hatırlayanlarınız var mı? Tam olarak onlarla aynı sinsi siyaset yöntemini kullanıyorlar. Bu sinsi siyaset biçimine karşı o zaman da çok sert bir tavır takınmıştım. Orhan Sarıbal tavrımızı iyi hatırlar. Şimdi bin katı, yüz bin katı daha sert bir tavır takınacağız.
Referandum sürecinde "Yetmez ama evet"çilerin içerisinde de eski dostlarımız vardı. Biz onları eleştirdikçe ortak dostlarımız çok üzülürdü. Ama muhtemelen şimdi Türkiye'nin geldiği durumdan çok daha fazla üzüntü duyuyorlardır. O zamanlar bizlere itidal çağrıları yaptıkları için gurur duyduklarını düşünmüyorum. Yetmez ama evet taraftarları demokrasi, özgürlük, darbe karşıtlığı gibi söylemlerle bizi Tayyip Erdoğan'ın anayasasının arkasına hizalamaya çalışırlar; bunun karşılığında iktidardan birtakım siyasi rantlar elde eder, kendi ikballerinin peşinden koşarlardı. Vatandaşımız da bunları iyi niyetli, demokrasi peşinde koşan darbe karşıtı garibanlar zanneder, üzerlerine yüklendiğimiz zaman bize tepki gösterirdi.
Görevleri, Kemal Kılıçdaroğlu taraftarları ile aynıydı; yöntemleri de aynı. Şu anda son derece sinsi bir dil ile "Biz yargı müdahalesine karşıyız ama önemli olan birlik beraberlik içinde kalmak; genel başkanlar gelir gider, aslolan kurumsallıktır." gibi laflarla bu süreci sulandırmaya ve bizi Kemal Kılıçdaroğlu'na alıştırmaya çalışıyorlar.
Eylemlere gelmiyorlar, mitinglere katılmıyorlar. Sosyal medyada yuvarlak, belirsiz paylaşımlar yapıyorlar. Utanmadan, sıkılmadan "Sizi görevden alacaklar, parti sahipsiz mi kalsın?" demeye de başladılar. Ay canlarım benim! Ne kadar da düşüncelisiniz... Bu dünya sizin yüzü suyu hürmetinize dönüyor; ama siz, dünyadan daha hızlı dönüyorsunuz!
Kılıçdaroğlu taraftarı gibi görünmemeye çalışıyorlar. Öyle göründükleri durumda halkın kendilerine nasıl tepki vereceğini bildikleri için kurnazlık yapıyorlar. Gören de bunların Cumhuriyet Halk Partisine sahip çıkmaya çalıştığını zanneder. Oysa Cumhuriyet Halk Partili olsalar bize gelir ve "Sizi görevden almalarına müsaade etmeyiz, kongreden aldığınız yetkinin gaspedilmemesi için sonuna kadar birlikte direniriz." derlerdi. Diyebilirler mi? Diyemezler.
Orhan Sarıbal, bugünün "Yetmez ama evet"çilerinin sadece Bursa'da değil, Türkiye'deki lideridir. Sorduğunuz zaman Kemal Kılıçdaroğlu'nu savunmaz ama seni onun arkasına hizalamaya çalışır. Amacına ulaşmak için de yolsuzluk karşıtlığı, dürüstlük, devrimcilik ve benzeri kavramları kötüye kullanır. "Orhan Sarıbal Bursa'ya gelme!" diye slogan atmamızın sebebi budur.
Kendisi ile duygusal yakınlığı, arkadaşlığı olan ortak dostlarımızın üzüldüğünü biliyoruz. Fakat tespitimiz bu şekildedir ve kendisiyle mücadele etmemiz kaçınılmazdır. Bizim için onunla mücadele etmek ile Tayyip ERDOĞANA karşı mücadele etmek arasında fark kalmamıştır. Arkadaşlarımıza "taşa toprağa" sahip çıkmak yerine iktidar tarafından yok edilmeye çalışılan muhalefete, halk hareketine sahip çıkmalarını öneriyoruz.
Anayasa referandumunda "Yetmez ama evet"çilerin Yıldırım'a bir tane bile pankart asmalarına müsaade etmeyişimizi bazı arkadaşlarımız antidemokratik buluyordu. Kullandığımız üslup ve yöntem onları çok rahatsız ediyordu. Net tavır takınmamızı ve tavrımızın gerektirdiği eylemleri yapmamızı doğru bulmuyorlardı. Bizi 1982 darbe anayasasını savunuyor gibi göstermeye çalışıyorlardı. Onlar özgürlükçü, biz statükocu olmuştuk. Şimdikiler de akıllarınca kendilerini "partiyi birlik beraberlik içerisinde tutan siyaset erbapları", bizi ise "her konuda acele eden ve bir an önce bir şeyler olmasını isteyen, particilik dedikleri o sır dolu faaliyeti bilemeyen, kültürsüz cahil sürüsü" olarak tanıtmaya çalışacaklar.
İşte Orhan Sarıbal da tam bu siyasetin temsilcisi olacak. Ama bu defa başarılı olamayacaklar. Yavuz hırsız ev sahibini bastıramayacak. Kimse boğazımızı sıkıp sesimizi kesemeyecek. Acelemiz olduğu doğrudur. Bir arkadaşımızın daha canını yakmadan, bir ocağı daha söndürmeden, en kısa zamanda sandığın önümüze gelmesini sağlayacak ve Tayyip Erdoğan'dan kurtulacağız.
Tekrar edeyim. Herkesin rahatlıkla dile getirebileceği bilimsel bir gerçeklik var: Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP yüzde 5 oy bile alamaz. Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde AK Parti de yüzde 5 oy alamaz. Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde hiç kimse yüzde 5 oy almayı başaramaz. Ve bu kirli kampanyayı düzenleyenler durumun böyle olduğunu bal gibi biliyorlar.
Gelin görün ki siz bir "Yetmez ama Kemalciye" bu gerçeği silah zoruyla bile itiraf ettiremezsiniz. Gerçeklikle olan bağları kopmuş. Söyledikleri, anlattıkları her şeyin arkasında tek bir amaç var: Bizi Tayyip Erdoğan'ın arkasına hizalamaya çalışıyorlar. Bu sayede bu halkı sahipsiz bırakmaya, siyaseti muhalefetsiz bırakmaya çalışıyorlar. Yöntemlerini, dillerini iyi tanıyoruz; aynısını daha önce de yaptılar. O zaman bir tepki gösterdik, bu defa bin katını göstereceğiz.
Yetti artık. Yakamızdan düşün."




