CHP Genel Başkanı Özgür Özel, KARAR TV ekranlarında Taha Akyol, Akif Beki ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtlayarak Türkiye gündemine dair açıklamalarda bulundu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı operasyonlarını ve "adaylık" tartışmalarını eleştiren Özel, “Bizim adayımız Ekrem İmamoğlu’dur. Erdoğan, rakibini hapse atarak siyasi yasakla yenmeye çalışmanın bedelini ödeyecek” diyerek erken seçim ve adaylık konusuna dair konuştu.

ERKEN SEÇİM TARİHİ: UÇAK GEMİSİ VE 2027 SONBAHARI

İktidarın erken seçim planlarını projeler üzerinden takip ettiklerini belirten Özgür Özel, seçim takvimi içinse, "Türkiye’nin uçak gemisi inşasının denize indirilme tarihi 2028’den 2027 Eylül’üne çekildi. Bu durum, seçimlerin 2027 yılının Ekim veya Kasım ayında yapılacağına dair en güçlü işarettir" ifadelerini kullandı.

Büyükataman: Terörsüz Türkiye’yi kimseye suistimal ettirmeyiz
Büyükataman: Terörsüz Türkiye’yi kimseye suistimal ettirmeyiz
İçeriği Görüntüle

"BİRİNCİ PARTİYİZ"

Akif Beki: Şöyle bir açmanız mı yok mu? Toplum kesimleri lehine bir takım önerilerde bulunuyorsunuz. İktidar gerçekleştirdiğinde, "Onlar konuşur, biz yaparız" diyor. Bu durumda yararlanan halk kesimleri de bunu sizden değil iktidardan biliyorlar. İktidar, gerçekleştiremediğinde de verdiğiniz mücadele havada kalmış gibi oluyor. Emekliyi kışkırtmakla suçlanıyorsunuz.

Özgür Özel: Cumhuriyet Halk Partisi, emeklilerin partisi değildi. Hatta bir ara şöyle bir şey olmuştu, hatırlayın, Kemal Bey noterden taahhüt verdi emekliler için. Tayyip Bey de sonra dedi ki ‘O taahhütname verdi, emekliler oyu bana verdi.’ Yani Tayyip Bey o zaman çok emindi emeklilerden oy aldığına. Zaten şu anda Cumhuriyet Halk Partisi’nin birinci parti olmasını sağlayan en önemli dinamikler, bir belli bir yaş grubunda ve özellikle emeklilerde 55 yaş üstünde açık ara birinci parti olmasıdır. 18-25 yaş arasında açık ara birinci parti olması, bunun yanında düşük eğitim ve onlar zaten çok atbaşıdır, düşük gelir seviyelerinde ilk kez birinci parti olması. Burada açık ara değiliz. Ama ilk kez birinci partiyiz. Hep CHP eleştiriliyordu işte ‘siz elitlerin partisisiniz’ filan. Tabii orada Meclis’e giderseniz, AUDİ’lerin nasıl yer değiştirdiğini de görürsünüz. En mütevazı arabalar CHP’lilerde, en fiyakalı arabalar AK Partililerde artık. Ama bu süreçte düşük gelir seviyesinin, yüksek yaş grubunun, emeklilerin ve gençlerin birinci partisi olmasıyla, birinci partisi olma pozisyonumuzu güçlendiren dört ana kolon bu.”

“KARARSIZLAR DA CHP’YE GELİYOR”

Mesela biz nerede birinci değiliz? Ev hanımlarında birinci değiliz. Farkı kapatıyoruz ama hala AK Parti birinci. AK Parti döneminde istihdam olmuş devlet memurlarında ve AK Parti döneminde iş bulmuş kişilerde, AK Parti döneminde işe girmiş kişilerde yani beyaz, mavi, gri yakalılarda en yakın buradayız. İş kuranlarda biraz daha gerideyiz. AK Parti döneminde devlete girmiş olanlarda daha gerideyiz. Ayrıca 18-25 yaş arası öndeyiz ama 25-35 yaş arası kafa kafayız. 45-55 yaş arası AK Parti önde. Bunlar da bizim her gün baktığımız kırılımlar. Bütün seçmen gruplarında emeklilerde olduğu kadar önde olsak, zaten dediğiniz cam tavan tuzla buz olur. Yüzde 45 bandında olur CHP. Şimdi CHP nerede onu söyleyeyim samimiyetle. Düzenli olarak takip ettiğimiz 9 anket firması var. Düzenli derken örneğin kimi takip etmiyoruz? Referandum akşamı herkes sonuçları yüzde 51 - 48 arasında bulurken yüzde 64 bulan firmaya bakmıyoruz. Yerel seçimlerde son ana kadar ‘AK Parti, CHP’nin elindeki 11 büyükşehirin 16’sını alıyor, CHP 5’e düşecek’ deyip de seçim gecesi büyük yanılana bakmıyoruz. Ama 9 tane her ay ya da 2-3 aylık. Mesela Panorama Ağustos’ta yapmaz. Yılda 2 ay yapmıyor yanılmıyorsam. Her ay yapanları ya da yılda en az 2 ayda bir de olsa düzenli bir trendi olan bütün firmaları arkadaşlar bir de denek sayılarına göre de ağırlıklandırarak bir trend çıkarıyorlar. Orada AK Parti geçen yılı kararsızlar dağıtılmadan, yüzde 28,5 filanla tamamlıyordu. Cumhuriyet Halk Partisi de 32,7 yani 33 ile tamamladı. Oraya baktığınızda aslında 4,2 puan gibi bir fark var. Kararsızlar dağıtıldığında,, bu kararsızları nasıl dağıttığınız önemli. AK Parti dediğiniz rakamlara, yüzde 36-37-38’lere filan geliyor. Ama Tayyip Bey’in deyimiyle bir de kararsızları ‘silkelemek’ var. Yani kararsıza gidip ikinci, üçüncü soruyla ‘Kime kesin oy vermezsin? Kime oy verebilirsin?’ diye bakınca bu bazen CHP’yi yüzde 30-40-41 bulan, AK Parti’yi yüzde 32-33’lerde bulan ve farkı 8 puana çıkaranlar da o kararsızların silkelenmesi. Onu efendim işte ‘Korkuyorlar’, ‘Daha var. Bakalım, görelim, ne vaat edecekler? Hemen oraya gitmeyelim’ diye düşünenlerle, kararsızların AK Parti'ye dönme refleksi CHP’ye gelme refleksinden yarı yarıya düşük. Dört kararsız varsa, ikisi CHP’ye geliyor, biri AK Parti’ye gidiyor, biri kararsızda kalıyor. Kararsızlarla ilgili bir zorlama, ikinci, üçüncü, dördüncü sorularla yapılırsa. Ben genel olarak pozisyonumuzu kötü görmüyorum. Yüzde 35 bandındayız, önümüz açık. İleriye doğru gideriz diye düşünüyorum.

Taha Akyol: CHP, bir merkez partisi haline geldi. Daha çok kitlelere açık. Merkez sağdan bu şekilde oy almak önemli hale geliyor. Sizin partinizde de tesettürlü hanımlar. Bunun karşılığını görüyor musunuz?

Burada samimi kanaatimi söyleyeceğim. Aslında bu açılım - maçılım meselesi, lider için şöyle konforlu bir şey. Bu liderlik algısını pekiştiren bir şey. Yani ‘Ben yaptım’ filan. Ben bu açılım meselesini şöyle görüyorum. Açmamış bir çiçeği, olgunlaşmamış bir meyveyi ortaya çıkarmak için yaptığınız iş doğal değildir. Doğal olanı onun organik olarak orada açabiliyor olması. Benim Parti Meclisi üyem ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’mdeki Gençlik ve Spor Bakanım, bundan önceki iki yılda da Değişim Kurultayı ile birlikte; Sevgi Kılıç. Öyle ‘Efendim bize de bir başörtülü lazım, tesettürlü lazım’ diye değil de Beykoz’un, Beykoz’un bir köyündendir Sevgi. Beykoz’un köyünden, Beykoz’un CHP siyasetindeki mücadele ile belki de başörtüsünün yarattığı zorluklara rağmen, belli dönemlerde, bugün değil ama ilk başlarda yüksele yüksele gelmiş. İstanbul Gençlik Kolları’na kendini kabul ettirmiş. Değişim Kurultayı’nda irade koymuş. Bir kere delege olmuş, bizimle birlikte hareket etmiş. Sonra da hani alnının teriyle, anasının ak sütü gibi helal. CHP’nin ilk başörtülü Genel Başkan Yardımcısı olmuş kişidir. Veya Emine Uçak. Emine Hanım bizim yerel seçimler sürecinde bizim birlikte çalıştığımız Reform Enstitüsü’nde çok doğru raporlamalar yapan bir arkadaşımız olarak, değişim hareketinin sahadaki hem yerel seçim sürecinde, hem devamında çok faydalandığımız bir arkadaş olarak, hak ederek, benim kendisine teklifimle partimize gelen, Parti Meclisimizde yanılmıyorsam 6 Nisan’dan beri olan… 6 Nisan’da ilk aldık ve 21 Eylül’de bir daha seçildi. Şimdi üçüncü kez seçildi. Böyle bir arkadaşımız. Cumhuriyet Halk Partisi’nin listelerinde gelecek dönem tesettürlü, başörtülü milletvekilleri göreceksiniz. Ama bu açılım olsun diye değil. Yani olgunlaşmamış bir meyveyi zorla açarak değil. Zamanı geldi artık. Artık bu anormal bir şey değil. Kimse Sevgi’ye bakınca ‘Bu da CHP’nin başörtülüsü.’ Bu onlara da hakaret, partiye de hakaret, Türkiye’ye de hakaret.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde şu anda bir başörtülü, tesettürlü arkadaşın varlığı başörtülülere bir mesaj değil. Organik olarak başını örten ile örtmeyen eşit şartlarda mücadele edebiliyorlar ve bu noktaya gelebiliyor. Bizim bundan sonra oradan davet etmemiz gereken seçmen değil. ‘Başörtülü arkadaşlar var, bize oy verin’ değil. ‘CHP’de başörtülüler, siyasi rekabette başörtüsüzlerle eşit şartlarda. Gelin burada siyaset yapın.’ Benim esas zamanının geldiğini eskiden başı örtülü birisi CHP’ye baktığında ‘Orada beni kabul etmezler. Ben zorlanırım…’ Mesela Sevgi, hakikaten zorlanacak zamanlarda büyük bir mücadele vererek gelmiş. (Yine de vitrin süsü olmakla suçladılar.) Suçladılar. Ama büyük haksızlık oldu. Eğer vitrin süsüne ‘vitrin süsü’ derseniz o yapışır. Siz bu kadar organik bir siyasetçiye ‘vitrin süsü’ derseniz, en büyük zararı bu sözün sahibi gördü. Benim artık gördüğüm şu. Cumhuriyet Halk Partisi’nde başörtülü olmak ya da olmamak bir dezavantaj ya da avantaj değil. Olması gerektiği gibi normal bir noktadayız. Bundan sonra artık hiçbir şey yok. Bundan önce de ben hani kendimle ilgili dönüp tekrar anlatmayayım. Onu sizin gazeteyi ziyaretimde konuşmuştuk. Zaten Özlem Hanım ile Meclis’te tutanak altında da atışmamız var. ‘Başörtüsü düşmanı partinin temsilcisi’ deyince, ‘Ya yapma’ dedim. Ben 1992-96 arasında Ege Eczacılık’taydım. Başörtülü arkadaşlarımızı laboratuvara sokmamaya kalktılar bir gün. Biz üç gün boykot yaptık. Çıktık, hep birlikte girdik başörtülü arkadaşlarımızla beraber. Sonrasında ‘Bilmiyordum’ dedi. Veya bir kere de beni şeyle suçladılar. Nereden buluyorlarsa buluyorlar. Tabii devlet ellerinde. Yasa dışı örgütlerle birlikte eylem yapmışım Ege Üniversitesi’nde. Doğru. Yasadışı örgütle değil ama yasadışı örgütün uzantısı olmakla suçlanan Grup Yorum’la. DHKP-C ile ilişkilendiriyorlardı. Ben Grup Yorum ile birlikte eylem yaptık. Ama eylem başörtüsüne destek eylemi çıktı. Grup Yorum’cular da oradaydı, ben de oradayım. Bütün demokratlar oradaydık biz. Ben Grup Yorum ile aynı siyasi yönelimde değildim o gün. Ben sol ve sosyal demokrat, kendi kimliğimdeydim. Ama arkadaşları laboratuvara sokmuyorlar diye okulun önünde miting yapmışız, o da öyle çıktı. O yüzden bir kere partinin Genel Başkanı olarak, bizim kadrolarımız olarak biz ne geçmişte, ne bugün başörtüsüyle derdi olan insanlar değiliz. Ama artık zaten bunun bir dert - mert, hani bugün gelinen nokta Türkiye açısından da parti açısından da sağlıklı bir nokta. (Kıyafeti özgürlük sayan bir anlayış.) Doğru. Bir de başörtüsünü ve başörtülüleri kendisinin arka bahçesi, tapulu seçmeni gören anlayış var. Biraz önce Akif Bey’in hatırlattığı. O da yanlış bir anlayış. ‘Başörtülü bendeyse, kendi rızasıyla mücadele ediyordur. CHP’deyse vitrin süsüdür.’ Bu da yanlış bir anlayış. Aynı çarpık bakış açısı.

Kaynak: Karar gazetesi