Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) hazırlanmasında önemli görevler üstlenen ve Cumhurbaşkanlığı eski hukuk danışmanlarından olan ceza hukukçusu Prof. Dr. İzzet Özgenç hakkında yargısal bir süreç başlatıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma neticesinde hazırlanan iddianamede, Özgenç’e yönelik iki ayrı suçlama yöneltildi.

SORUŞTURMA "BİLGİ NOTU" PAYLAŞIMIYLA BAŞLADI

İddianamedeki verilere göre hukuki süreç, Prof. Dr. İzzet Özgenç'in kendisine ait internet sitesi ve sosyal medya mecralarında yayımladığı, "Sayın Cumhurbaşkanı'na arz edilmek üzere hazırlanmış olan bilgi notu" başlıklı metin üzerine yapılan şikayetlerle başladı.

Cumhuriyet'in haberine göre, ilk suç duyurusunda Özgenç’e yönelik; "Terörle Mücadelede Görev Almış Kamu Görevlilerini Hedef Gösterme", "Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs", "Yargı Görevini Yapanı Etkilemeye Teşebbüs", "Hakaret" ve "İftira" iddiaları öne sürüldü.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, dosya üzerinde yaptığı incelemeler neticesinde hedef gösterme ve yargıyı etkileme iddialarına ilişkin unsurların oluşmadığına hükmetti. Savcılık, yalnızca "hakaret" ve "iftira" suçları yönünden dava açılması için yeterli şüphe oluştuğu kanaatine vardı.

Dava dosyasında ayrıca, Özgenç’in Türkiye İşçi Partisi (TİP) eski Hatay Milletvekili Can Atalay’ın hukuki durumuna ilişkin yaptığı çeşitli değerlendirme ve eleştiriler de delil ve arka plan bilgisi olarak yer aldı.

PROF. DR. ÖZGENÇ: "SORUŞTURMADA MERAMIM SORULMAMIŞTIR"

İddianamenin mahkemece kabul edilmesinin ardından sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Prof. Dr. İzzet Özgenç, soruşturmanın usulüne yönelik eleştirilerde bulundu. Savcılık aşamasında ifadesine başvurulmadığını vurgulayan Özgenç, şu ifadeleri kullandı:

"Hakkımda düzenlenen bu davaya ilişkin soruşturma sürecinde meramım sorulmamıştır. Savcılık makamınca savunmamın alınmadan ve konuya ilişkin açıklamalarım dinlenmeden iddianame aşamasına geçilmiştir."

Özgenç'in "hakaret" ve "iftira" suçlamalarıyla yargılanacağı davanın duruşma takvimi önümüzdeki günlerde belirlenecek.

Bilgi notunun tam metni şu şekilde:

DOA sistemi bugün başladı!
DOA sistemi bugün başladı!
İçeriği Görüntüle

Avukat olan Şerafettin Can Atalay, 2023 Genel Seçimlerinde Hatay’dan milletvekili adaylığı başvurusunda bulunduğu tarih itibarıyla hakkında TCK, m. 312’de tanımlanan “Hükümete karşı suç”tan dolayı açılmış olan kamu davasında, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 18 yıl hapis cezasına hükmedilmişti. Ancak, Yargıtay 3. Ceza Dairesi önünde temyiz incelemesini beklemekte olan bu mahkûmiyet hükmü henüz kesinleşmediği için milletvekili adaylığı kabul edilmiştir. Adı geçen kişi, 14 Mayıs tarihli seçimlerde milletvekili seçilmiştir. Bu süreçte Yargıtay ilgilileri ile görüşerek, milletvekili seçilmesi halinde bir dokunulmazlık tartışması yaşanacağından bahisle, bu kişi hakkında verilmiş olan mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesinin bir an evvel tamamlanması gerektiği yönünde görüş paylaşımında bulundum. Ancak, söz konusu mahkûmiyet hükmü ile ilgili temyiz incelemesi geciktiği için, tutukluluk hali devam eden kişi, avukatları marifetiyle Yargıtay 3. Ceza Dairesine başvurarak, Anayasa’nın milletvekili dokunulmazlığına ilişkin hükümlerine istinaden, yargılandığı davada durma kararı verilmesi ve tahliye talebinde bulunmuştur. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bu taleplerin reddine karar vermiştir.
Bunun üzerine, adı geçen kişi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Bu arada, Yargıtay 3. Ceza Dairesi, temyiz incelemesini tamamlayarak, adı geçen kişi hakkında verilmiş olan mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar vermiş ve bu suretle söz konusu mahkûmiyet hükmü kesinleşmiştir.
Anayasa Mahkemesi, dokunulmazlık hükümlerinin istisnasını oluşturan suçlara ilişkin Yargıtay uygulamasında çelişkili kararların bulunduğu, Anayasa’ya göre bu suçların kanunla açık bir şekilde belirlenmesi gerektiği, bu hususa daha önce verdiği çeşitli kararlarda işaret etmiş olmasına rağmen, bu konuda henüz bir kanuni düzenleme yapılmamış olması gerekçesiyle hak ihlali ve yeniden yargılama kararı vermiştir.
Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ihlalin sebebini oluşturan kararın Yargıtay tarafından verildiği gerekçesiyle dosyayı Yargıtay’a göndermiştir.
Bu arada 30 Ekim Pazartesi günü Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin bir yetkilisi ile yaptığım görüşmede, bu dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi gerektiği ve Anayasa Mahkemesi’nin kararının gereği olan yargılamanın bu mahkemece yapılacağı yönündeki hukuki görüşümü kendileri ile paylaştım.
Ancak, 8 Kasım Çarşamba günü Yargıtay 3. Ceza Dairesi, sürpriz bir şekilde, hukuk sistemimizde tanımı olmayan bir karar verdi. Bu karar üzerine aynı gün akşamı Sayın Efkan ALA ve Sayın Hayati YAZICI ile bir araya gelerek bir durum değerlendirmesinde bulunduk.
Bu değerlendirmede ben kendilerine bu kararın bir an evvel geri alınması gerektiği yönünde görüş açıklamasında bulundum. Bu çerçevede ben kendilerine 30 Ekim günü yaptığımız görüşmeden bahsederek, bu kararın Dairenin kendi inisiyatifiyle verilmiş bir karar olamayacağını izah ettim. Söz konusu kararın bir an evvel geri alınabilmesi için, Yargıtay Başkanı ile hemen görüşülmesi ve Yargıtay Başkanı tarafından inisiyatif kullanılarak bu kararın geri alınmasının sağlaması gerektiğini kendilerine izah ettim.
Bu arada Sayın Cemil ÇİÇEK ile görüştüm. Zatı âlinize iletilmek üzere Özel Kalem Müdürünüz Sayın Hasan DOĞAN’a gönderdiğim 11 Kasım tarihli mufassal ve 12 Kasım tarihli muhtasar Bilgi Notları ile, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin söz konusu kararının geri alınması sağlama ve adı geçen kişinin milletvekilliğinin düşürülmesi konusunda acele edilmemesi için gerekli girişimlerde bulunması yönündeki düşüncelerimi kendilerine arz ettim.
Keza bu süreçte söz konusu 11 Kasım ve 12 Kasım tarihli Bilgi Notlarını Sayın Numan KURTULMUŞ’a gönderdim ve Anayasa Mahkemesinin ilgili kararları çerçevesinde önerdiğim bir maddelik taslak metin değerlendirilerek, bir an evvel bir kanuni düzenleme yapılmasının sağlanması ve bu kanuni düzenleme yapılıncaya kadar adı geçen kişinin milletvekilliğinin düşürülmemesi gerektiği yönündeki düşüncelerimi kendilerine arz ettim.
Ancak bu süreçte Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu’na başkanlık eden kişi tarafından kamuya, hukukla bağdaşmayan¸ de lege ferenda hukukun evrensellik karakterine ters düşen, “milli hukuk” ve “gayri milli hukuk” ayrımı gibi saçmalıkla malul açıklama yapıldı.
Yargıtay Başkanlığı postuna oturan kişi, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin verdiği kararın öncesinden itibaren bütün bu olup bitenlerden haberdar olmasına rağmen, Başkanlık görevinin gereklerini yerine getirmemiştir. Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesi Başkanı ile görüşerek, karşılıklı kurumsal iletişimle meramlarını paylaşmak ve mevcut sorunların çözümüne yönelik olarak ortak hareket etmek yerine; Anayasa Mahkemesini töhmet altında bırakan basın açıklaması yapmak yoluna gitmiştir (Bkz. Yargıtay Başkanlığı adına yapılan 10 Kasım 2023 tarihli Basın Açıklaması).
Özellikle ve açıklıkla ifade etmem gerekir ki, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin hukuk sistemimizde tanımı olmayan bu kararı ve Anayasa Mahkemesi Başkan ve Üyeleri hakkındaki suç duyurusu, Hukuk Politikaları Kurulu’nun başında bulunan kişi ile Yargıtay Başkanlığı postunu işgal eden kişinin bilgisi dahilindeverilmiş ve yapılmıştır.
Yargıtay’a başkanlık eden kişi, zaman zaman görevinin gereklerinin dışına çıkarak, bu kurumun saygınlığını zedelemiştir. Hakkında bulunulan, doğru veya yanlışlığı konusunda fikir sahibi olmadığım isnatlar dolayısıyla bir Yargıtay üyesinin bir televizyon programına çıkarak kendisini savunmaya çalışması ve bu savunma sadedinde siyasi içerikli mesajlar vermesi karşısında Yargıtay Başkanı gerekeni yapmamıştır.
Aksine, Ankara Emniyet Müdürünü makamına çağırarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan bir soruşturma dosyasının içeriğine ilişkin olarak bilgi temin etmeye çalışmıştır. Oysa soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısısın, soruşturma dosyasının içeriği hakkında, uygun zamanda, gerekli olduğu ölçüde, ilgili kamu kurumunu bilgilendirmesi, kanun gereğidir. Yargıtay Başkanlığı postunda oturan kişinin gereksiz olmasına rağmen, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısından bilgi talep etme yerine, İl Emniyet Müdürünü makamına çağırarak, ilgili soruşturma dosyası içeriği hakkında bilgi temin etmesi, görevinin gerekleriyle bağdaşır bir durum değildir.
Yargıtay Başkanlığı postuna oturan bu kişi, bilimsel içerikte olup olmadığına bakmaksızın, sahabet duyduğu kişilerin protokol dışı davetlerine icabetten imtina etmezken; hukuk bilimi alanında düzenlenen bilimsel toplantılara Yargıtay Üyelerinin katılmasına müsaade etmemiştir.
Önümüzdeki aylarda yapılacak olan Yargıtay Başkanlığı seçimlerinde yeniden aday olma niyetinde olan bu kişi, bu süreçte ihtiyacı olan desteği (!) temin edebilmek için, siyasî içerikli de olsa çeşitli toplantılara, toplanmalara icabetten geri durmamaktadır.
Sonuç olarak şunu ifade etmem gerekir ki, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 8.11.2023 tarihli ve Değişik İş: 2023/144 sayılı kararı üzerinden Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yıpratılmasına ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “Hukuk Devleti” vasfının tartışılmasına fırsat oluşturmamak gerekir. Anayasa Mahkemesi Başkan ve Üyeleri hakkında, verdikleri doğru veya yanlış bir karardan dolayı suç duyurusunda bulunulması, utanç verici bir durumdur.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, itiraz üzerine verdiği 20.11.2023 tarihli ve Değişik İş: 2023/2 sayılı kararla, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararının doğruluğunu teyit etmemiştir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bu kararı ile, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde Genelkurmay Başkanlığı görevine atanan kişinin, terör örgütü yöneticisi olmakla suçlandığı davada, bu göreve atanmasıyla söz konusu suçun işlenmesine başlandığı, bu görevden emekliye ayrılmasıyla suçun işlenmesinin tamamlandığı kabul edilerek, hakkında tutuklama kararı verilmesi arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Bu tutuklama kararının hemen akabinde 5 Ocak 2012 günü erken saatlerdeki müşterek görüşmemiz sırasında yapmış bulunduğum “bu karar, bu mahkeme üyelerinin kendilerinden menkul bir cesaretle verilmiş bir karar değildir” yönündeki tespit ve değerlendirmemi, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin söz konusu kararı bakımından da aynen tekrarlarım.
Bu utanç verici durum karşısında Anayasa Mahkemesi tarafından kendi Başkan ve Üyeleri hakkında bulunulan suç duyurusu ile ilgili olarak bir karar verilmeden, bu ayıbın daha da büyümesinin önüne geçmek için, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin mevzuatımızda hukuki tanımı olmayan, Anayasa Mahkemesinin kararını tanımama yönündeki kararını bir an evvel geri alması gerekmektedir. Yargıtay Başkanının da bunu sağlaması, görevinin gereğidir.
Anayasanın 104. maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan göreviniz bağlamında Yargıtay Başkanlığı postunda oturan kişiyi çağırarak, bu ayıplı duruma bir an evvel son verilmesi için gerekenin yapılmasını sağlamanız gerekir.

Selam ve saygılarımla takdirlerinize sunarım,

Prof. Dr. İzzet ÖZGENÇ

Kaynak: AA/Karar