İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı davanın ikinci celsesi, 18. gününde Silivri’de devam ediyor. Duruşmada tutuksuz sanıkların savunmaları alınmayı sürdürüyor.
Davanın 17. gününde tutuksuz sanık Murat Demir’in savunması tamamlandıktan sonra sorgusuna geçildi. Demir’in, itirafçı sanık Erol Naim Özgüner’in başkanlık konutundaki kameralarla ilgili gerçekleştirdiği toplantıya ilişkin anlatımları duruşmanın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
İTİRAFÇI SANIKTAN 'BEN ÖYLE DUYDUM' YANITI
Ongun'un ardından tutuklu Barış Kılıç'ın avukatı da Kabil Taşçı'ya sorular yöneltti.
Avukat Cansu Çiftçi'nin "Siz son etkin pişmanlık ifadenizde şunu söylüyorsunuz, BTG isimli firmanın normalde sahibi Barış Kılıç isimli şahıstır, bu firma Barış Kılıç'ın babası Mehmet Kılıç' üzerinedir. Bu bilgiyi nereden edindiniz, neye dayanarak söylediniz?" sorusunda Taşçı şöyle yanıt verdi:
"Bu duyduğum bir bilgi. Daha sonra da medyadan görünce, ya ben Barış Kılıç'ı tanımam, babasını hiç tanımam.
Ya duyduğum için söyledim ben hani. Daha önceden duydum birkaç sefer, medyadan da duyunca hani bunun faydalı olabileceğini düşünerekten ifadesi o şekilde verdim."
"Bir de şunu da söylemişsiniz, 'Normalde BTG firmasını biliyor musunuz? Yani İBB'de ihaleye girdiğine dair bir bilginiz var mı?' sorularına ise Taşçı "Ben kendisini tanımam sahibini de tanımam" yanıtını verdi.
Cansu Çiftçi: Siz herhalde ifadenize çeşitlilik olsun diye kendinizce bir aydınlatma olarak söylediniz.
Kabil Taşçı: Ya şimdi soru sordular Barış'ı tanıyor musunuz diye, ben de tanımıyorum dedim.
Cansu Çiftçi: Barış Kılıç'ı mı sordular size?
Kabil Taşçı: Ya sorular geldi, ben de ona karşılık söyledim bunu yani. Daha önceden duyduğum bir şey olduğu için söyledim, faydalı olsun diye.
Cansu Çiftçi: Anladım, peki. Son bir sorum daha var. Siz hiç Kültür A.Ş.'nin bir ihalesine davet edildiniz mi?
Kabil Taşçı: Hayır.
"SAHTE FATURA KESİYORSUN AMA BEYANLARIN DOĞRU"
İtirafçı sanık Kabil Taşçı'nın savunmasının ardından sorgusuna geçildi. Murat Ongun söz aldı ve "Ben hayatımda Kabil Taşçı yok, sizin hayatınızda Murat Ongun var mı?" diye sordu. Taşçı, "Yok" dedi. Ongun, "Siz sahte fatura kestiğinizi söylüyorsunuz. Neden itibar etsinler sizin beyanlarınıza" sorusunu yöneltti.
Taşçı, "Çünkü doğru söylüyorum" dedi. Ongun bunun üzerine, "Sahte fatura kesebilirim ama bunların hepsi doğrudur diyorsunuz." ifadelerini kullandı.
Murat Ongun ayrıca itirafçı sanık Kabil Taşçı'ya, "Kültür A.Ş.'den iş alan bazı firmalardan bahsediyorsun. Nedir bu işler, kaç para almışlar?" sorusunu yöneltti.
Kabil Taşçı, bu soruya "Ben o firmaları tanımıyorum bile. Detaylarını nereden bilebilirim. Duyduklarımı anlattım" yanıtını verdi.
"ONGUN'UN KASASI OLDUĞUNU VEDAT ŞAHİN SÖYLEDİ"
Murat Ongun'un ardından tutuklu sanık Kahraman Yeşilyurt söz aldı ve "Murat Ongun'un kasası olduğumu nereden biliyorsun?" diye sordu. Kabil Taşçı, "Vedat Şahin söyledi" dedi. Bunun üzerine Yeşilyurt, "Vedat Şahin'in böyle bir ifadesi yok" dedi.
TUTUKLU SANIK KÜRSÜYE GELDİ
Tutuksuz sanıkların savunmasının alındığı 2'nci celsede tutuklu sanık Arif Gürkan Alpay da kürsüye gelerek konuşma yaptı.
Celsenin dünkü duruşmasında söz alan Aslım Reklam şirketi sahibi Alican Akün'ün sözlerine yanıt vermek için söz aldığını ifade eden Alpay şöyle konuştu:
"Dün burada Aslım Reklam şirketi sahibi Alican Akün, reklam izninin bilinçli olarak Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nde bekletildiğini, Murat Ongun'un eşinin firmasından alışveriş yapınca iznin çıktığını belirtti. Anlatımında sanki kendisine özel bir uygulama yapılmış ve tek bir başvurusu varmış gibi bir izlenim oluştu. Tabii şeyde olmadığım için bunun hem belgelerini vereceğim hem de kısa bir açıklama yapmak istedim. Kentsel Tasarım Müdürlüğü benim genel sekreter yardımcılığımcaya bağlı bir birim. Bu vesileyle dün bu iddiaya göre neden bekletildiğini ve kasım ayında neden izin verildiğini arkadaşlarıma sordum. Belgeler bugün geldiği için anlatımda bulunmak zorundayım. Evrakları da ulaştıracağım. Öncelikle şunu belirtmek isterim, bu konudaki uygulamamız herkes için eşittir. Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün verdiği kararların olurlarını ben 2 3 ayda toplu olarak karara bağlıyoruz. Çünkü toplamda senede 1000'e yakın evrak geliyor, 1000'e yakın başvuru var.
Bu nedenle ki daha önceki başvuruların 1 ayda karara bağlandığı yönündeki anlatımın tarihlerinin tamamına bakınca doğru olmadığı görülecektir. Somut olaya gelince, Kentsel Tasarım Müdürlüğü komisyonu aslında ağustos ayında bu izni vermiş. Yani alışveriş konusundan önce, ben tabii iddianameye sonradan baktım, alışveriş konusundan önce. Fakat çok sayıda şirketin talebiyle ilgili alınmış bu kararlar bana son imzada toplu olarak yollanıyor. Biz bütün ekiple 150 tane, 200 tane izni tek tek bakıp aynı gün onay veriyoruz ki onu da belgesiyle anlatacağım. Benim de çok sayıda talebi onaylamam kasım ayını buluyor. O gün ben tam 146 firmanın aynı gün incelenip imzasına atmışız. Yani komisyon onaylamış, birikmiş, birikmiş geliyor ve 146 tane firmanın aynı gün toplantı yaparak hepsini tek tek arkadaki fotoğraflara da göreceksiniz bakarak onayını veriyoruz. Yani 146 imza kasım ayında atılmış.
Kaldı ki aynı gün, kaldı ki kendisinin başvurularına ilişkin süreçler bile anlattıklarının doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Nisan ayında yaptığı 2 başvurusu eylül ayında kabul edilmiş. Yani nisan ayında başvurulmuş, araştırılmış, önüme gelmiş. Dolayısıyla o da eylül ayında kabul edilmiş. Eylül ayındaki o gün de 147 tane başvuru aynı gün incelenip onaylanmış. Sadece bir tane değil, 147 tanesi de eylül ayında onaylanmış. Bahsettiği haziran başvurusu ile diğer iki başvurusu ise kasım ayında toplu olarak karara bağlanmış. Bunlardan 2 tanesi kabul edilmiş, yani firma 3 tane başvuruda bulunmuş haziran ayında, 2'si kabul edilmiş, 1'i reddedilmiş. Reddedilme gerekçesi de tarihi alanlarda olduğu için reklam izni veremiyoruz diye. İddia edildiği gibi bir durum olsaydı lehine veya aleyhine ona uygun, ona özel bir uygulama görülürdü. Böyle bir uygulama yoktur. Özetle, nisan başvuruları eylül toplantısında, mayıs, haziran ve temmuz başvuruları da kasım ayında değerlendirilmiştir. Şöyle belirteyim, dün arkadaşın iddia ettiği kasım izni ona özel değildir. Hiçbir firmaya özel tutum yoktur. Uygulama herkese eşittir, makama arz ediyorum."
DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Atma'nın avukat sorgusunun ardından duruşmaya ara verildi.
"EL KONULACAK BİR MALVARLIĞINA BİLE SAHİP DEĞİLİM"
Tutuklu sanık Nihat Sütlaş'ın eski ortağı olan Uğurhan Atma, hakkında ne bir HTS kaydı ne bir MASAK raporu ne de hakkında bir ifade olmadığı halde onlarca yıl hapis cezası istemiyle yargılandığını belirtti.
7 yıldır aynı evde ve kirada oturduğunu belirten Atma, "El konulacak bir malvarlığına bile sahip değilim" dedi. Atma, beraatini talep ederken Sütlaş'ın da herhangi bir yolsuzluk niyetiyle hareket ettiğine şahit olmadığını ifade etti.
Uğurhan Atma'nın savunmasının ardından sorgusuna geçildi. Tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun, itirafçı sanık Gökhan Köseoğlu'nun "Reklamist firmasının gizli sahibi Murat Ongun'dur" sözlerini hatırlattı ve "Kendisini tanıyor musunuz?" diye sordu. Atma, "2020 yılında 2 kez toplamda 3'er dakikalık hakediş evrakı teslimi haricinde kendisiyle hiçbir irtibatım yok" dedi.
SAVUNMALAR ALINMAYA DEVAM EDİYOR
Muratlı'nın ardından savunma yapma sırası reklamcı Alihan Aydın'a geldi.
Alihan Aydın'ın savunmasının ardından avukatı Burak Akın'ın beyanlarının ardından reklamcı Alperen Aydın'ın savunmasına geçildi. Aydın'ın ardından sanık kürsüsüne reklamcı Uğurhan Atma geldi.
"HAYATIM KAMU KAYNAKLARINI KORUMAKLA GEÇTİ"
Eski İBB Kültür Daire Başkanı Hülya Muratlı, meslek hayatının kamu kaynaklarını korumakla geçtiğini belirtti. Muratlı, "Tüm süreçleri mevzuata uygun ilerleyen bir ihale sürecini ben sadece bir firma ihaleye girdi diye iptal edemezdim" dedi.
"HUKUK DIŞI RICADA BULUNMADINIZ"
Ali Ayçiçek'in sorgusuna geçildi.
İBB Spor Kulübü Fatih Keleş: Ben size bir talimat verdim mi, verebilir miyim, hukuk dışı bir ricada bulundum mu?
Ayçiçek: Siz bana talimat veremezsiniz, vermediniz, hukuk dışı bir ricada bulunmadınız.
GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Ali Ayçiçek, "3 yıldır hiç görüşmediğim kişilerle nasıl aynı eylemlerde bulunmuş olabilirim?" diye sordu.
Gözyaşlarını tutamayan Ayçiçek, "Bugün devlete hizmet etme duygusunun pişmanlığını yaşıyorum" diye konuştu.
Ayçiçek, hazırlanan bilirkişi raporunda emsal alınan taşınmaz tutarlarının sahibinden adlı internet sitesi üzerinden alındığını ve sitede isteyenin istediği fiyatı verdiğini ifade etti.
"MÜFETTİŞ OLARAK GÖREV YAPMAYA DEVAM EDİYORUM"
İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Ali Ayçiçek, kariyerini kamuda liyakat sahibi biri olarak geçirdiğini ve hala İBB'de müfettiş olarak görev yaptığını söyledi.
"BIRAKIN DA ANLATALIM"
Eski İBB Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy, lehine olan delillerle ilgili konuşurken mahkeme başkanı, "Evraklar dosyaya sunuldu, inceledik" diyerek müdahale etti. Ulusoy, "13 ay yattık, bırakın da anlatalam" dedi. Mahkeme başkanı, "Devam edin" dedi.
İMAMOĞLU İLE TANIK ARASINDA DUURŞMAYA DAMGA VURAN DİYALOG
Ekrem İmamoğlu ile İBB eski Genel Sekreter Yardımcısı Cemal Ufuk Karakaya arasında dikkat çeken bir sistem diyaloğu yaşandı.
İmamoğlu: Örgüt, sistem gibi bir kelimeyi duydunuz mu benden?
Karakaya: Ben böyle bir kelimeyi sizden duymuş olsaydım çalışmaya devam eder miydim? Böyle bir örgüt duymadım böyle bir sisteme hiç tanık olmadım ve çalışmaya da devam ediyorum.
İmamoğlu ile Karakaya arasındaki soru cevap kayıtlara şöyle geçti:
Ekrem İmamoğlu: Ufuk Bey, geçmiş olsun. Hoş geldiniz. Sağlık diliyorum size de. Esasen genel sekreterimize soru soracaktım. Pek bürokratlarımızı da yormak istemiyorum. Ona da gerekli soruları sordum. Bir de etkin pişmanlıktan faydalanan kişilerin nasıl ruh hallerini burada yaşadığını gördüğüm için onlara da soru sormamaya karar verdiğimi beyan etmiştim ama bugün size soru sormamın en önemli sebebi, iddianamede "160 milyarlık yolsuzluk" diye Başsavcılık tarafına bu dosyanın tabiri caizse lansmanı yapıldı. Ve 160 milyarlık yolsuzluk denen yerde, bunun 50 milyarı dış kredilerin bir şekilde, sözüm ona bir örgütsel yapı içerisinde firmalara aktarılması şeklinde lanse ettirildi ve buradan da bir 50 milyar türetildi. Ben de açıkçası iddia makamından, hazır burada siz bulunmuşken, size bu sorunun sorulmasını beklerdim. 50 milyarlık bir çapın olduğu yerde size soru sorulmadı. Niçin size sorulsun beklerdim? Ufuk Bey, siz mali hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısısınız, öyle değil mi?
Ufuk Karakaya: Evet Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Dış krediler ve bu tüm konulardaki görüşmelere katılan genel sekreterden sonra en önemli ikinci kişisiniz, öyle değil mi?
Ufuk Karakaya: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Dolayısıyla bir dış kredi nasıl alınır? Dış kredinin ödemeleri nasıl yapılır? Fonlara nasıl başvurulur? Bu hususları tabiri caizse içimizdeki bu çalışma sürecindeki organizasyon şemamızdaki, en önemli neredeyse ikinci kişisiniz, öyle değil mi Ufuk bey?
Ufuk Karakaya: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Ben bu vesileyle tabii daha sonra Togay Bey de gelecek ama tam da burada daha iyi anlaşılması için, aslında siz bir hükümeti ele alırsak, buradaki çalışma düzenimizin tabiri caizse maliye bakanısınız. Böyle tarifleyebiliriz. Bu bağlamda yani iddia edildiği şekliyle dış kredilerin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi, sadece bizim 5,5-6 yıllık dönemimizde 1600 kez tefti,ş denetim ve birçok incelemede, resmi incelemede geçmiş bir kurumun o dönemki kurlara göre 50 milyarlık yolsuzluk diye iftira atılan bir mekanizmanın işletilebilmesi, öyle bir kredinin yıllarca banka, BDDK gibi bu ülkenin çok önemli kurumlarına hizmet etmiş de bir insan olarak, böyle bir akışın imkanı, mümkünlüğü var mıdır? Bırakın 50 milyarı, bırakın 5 milyarı, 5 milyonun dahi bu kredilerden bu şekilde aktarıldı diye tarifin yapılabilmesi mümkündür? Bunu sizin bilginize dayanarak size sormak istedim.
Ufuk Karakaya: Başkanım, bu söylediğiniz şeyi Can (Can Akın Çağlar) üstadın çok güzel anlattığını düşünüyorum. Çok güzel açıkladığını düşünüyorum.
Ekrem İmamoğlu: Tekerrürde fayda var.
Ufuk Karakaya: Tamam. Burada zaten tek hesabı anlatacağım. Başkanım biz orada 50 milyarı bir yere aktarılsa, gitse bu hatlar nasıl açıldı? Seymenler nasıl? 3-4 yıl oldu ben Seymenler çalışalı.
Ekrem İmamoğlu: Seymenler Çöp Atık Tesisi... Bilinmez diye kusura bakmayın. Belki 500-600 milyon dolarlık yatırımdan bahsediyoruz. Belki daha fazla.
Ufuk Karakaya: Yani bütün bunlar tamamlandı. Eminönü-Alibeyköy tamamlandı. Bir sürü hatlar açıldı. Ya bu para alınıp başka bir yere harcansa, bu hatları nasıl açtık? Onu da geçtim; Başkanım, en büyük kalemlerden birisi ilk çıkan 580 milyon Euro mu? Geride. Bu para bir yere gitmedi. Bu para içinde kullanıldı, hatlar açıldı, çalışıyorlar ve Eurobon da kuruşuna kadar geri ödedi.
Ekrem İmamoğlu: Ufuk Bey, teşekkür ederim. Tekrar ifade edeyim. Bir hükümeti ele alırsak, bir maliye bakanı pozisyonundasınız ve burada tabiri caizse, yine ifade edelim ki, bir hükümet gibi burada da Türkiye'nin en büyük kamu kurumu belediyesi olan ve en büyük kamu kurumlarından 3-5 taneden birisi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin de mali hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısınız. Genel sekreterimiz Can Bey'e de sordum. Ne ondan önceki ile ne ondan sonraki ile nasıl tanıştığımızı ve daha öncesinde hiçbir irtibatımızın olmadığını ifade etmiştik. Yani hani sizinle de bu soruyu niçin sorduğumu bir sonraki soruda daha iyi anlayacaktır Sayın Başkan ve sayın heyet.
Sizin ilgili de göreve başlamadan önce böylesi önemli bir programa, neredeyse 8-10 milyar dolarlık çapı olan böylesi büyük bir kurumun, tabiri caizse kasasını, emanetini, milletin parasını, millet bütçesinin teslim edileceği insan olarak size teslim ederken geçmişteki deneyimleriniz, kurumlardaki tecrübelerinizin dışında bir arayla mı davet edindiniz? Ben sizi tanıyor muydum? Göreve başlamadan önceki bir görüşmemizin dışında benden sizinle de detaylı teferruatlı hiçbir görüşme yaptım mı?
Cemal Ufuk Karakaya: Sayın Başkanım, daha önce hiç tanışmıyorduk, hiç karşılaşmadık. Yani ismen biliyorduk tabii ki sizi. Ben o zaman işe başlangıcımı kısaca anlatayım. Biz, Can Üstat'la, Genel Sekreterimiz Can Akın Çağlar'la, hani okul deriz, ocak deriz işte, Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu; ben Hazine'de başladım, kendisi de Hazine'de başladım. Benim üstadımdır, yıllar önce başlamıştı zaten, ben başladığımda kurumdan ayrılmıştı. İkincisi; Can Üstat'la belediyede çalışana kadar Can Üstat'ı tabii ki biliyorduk, Ziraat'in genel müdürlüğünü yapmış, çok önemli bürokratik görevlerde bulunmuş, BDDK'da çalışmış ama hani çay içmişliğimiz, oturduğumuz yoktu. Ama işte dediğim gibi, okuldan, ocaktan dolayı bir referansla beni görüşmeye çağırdı. İlk önce Can Akın Çağlar Genel Sekreterle görüştüm. Daha sonra Yiğit Oğuz Duman'la görüştüm. Sonra Yiğit Oğuz Duman, Ertan Yıldız ve Murat Ongun'un katıldığı bir Zoom toplantısı yaptım ve son olarak da sizinle tanıştırmak için getirdiler. Bunun dışında benim işe başlamamda yani kimseyi tanımıyordum gibi bir şey değil.
Ekrem İmamoğlu: Teşekkür ederim. Buradan yani şunu özellikle ifade etmek isterim ki biz bir örgüt, suç örgütü diye nitelendiriliyoruz ve burada yolsuzluk ve mali suçlarla ilgili boyutu bu işin birinci boyutu. Ve ben böylesi bir sistemde tümüyle bu milletin evlatlarıyla çalışma prensibimden kaynaklı sizin gibi bana göre kıymetli bir insan evladıyla, yurt evladıyla çalıştım. Ve biz sizinle bu şekilde mesaiye başladık. Ufuk Bey, örgüt, sistem diye bir kavramı, bir kelimeyi toplantılarımızda, diyaloglarımızda, benim olduğum ya da olmadığım herhangi bir ortamda duydunuz mu, kulağınızda var mı? Gerçekten merak ediyorum.
Cemal Ufuk Karakaya: Sayın Başkanım, o zaman ben şöyle bir soru sorayım size: Eğer böyle bir örgütü, sistemi duymuş olsaydım ve ben burada çalışmaya devam eder miydim? Yani siz de beni tanıyorsunuz. Ben burada kalır mıydım? Böyle bir yapıda yer alır mıydım? Ben yani inanmıyorum ki böyle bir durum olsun. Böyle bir örgütü duymadım, böyle bir sisteme hiç tanık olmadım ve hâlâ da bildiğiniz gibi çalışmaya devam ediyorum.
Ekrem İmamoğlu: Evet, neyse... Başkan hani "Soru sorma hakkınız yok." diye müdahale edebilir diye ben uyaracaktım ama zannettim o uyarıyı yapacak, ama soruyla bir cevap verildi. Burada bir şeyi daha söylemek isterim. Algoritmadan, bir sistemle çalıştığınızdan bahsettiniz. Bu kadar deneyimle birlikte çalıştık. Sizden öncekine de soracağım. Tek bir kez, yani nasılsın, hiyerarşiye ve kurumsal işleyişe saygı gösterdiğimi ve sizin gibi iyi yetişmiş, bu ülkenin evlatlarına güvenerek görev yapma arzusunda olduğumun eminim bir ispatıdır. Lütfen hassasiyetle cevap veriniz. Tek bir kez sizi veya Can Bey'i, ya da sizinle birlikte Can Bey birlikte görev yaptığınız için söylüyorum, çağırıp "Şu ödeme listesini bir getirin, şu ödeme listesine bakalım, şuradan bir kime öncelikli ödeme yapılacakmış veya şununkini önce yapın, şunu sonra yapın" ya tek bir kez dahi böyle bir çağrım, böyle bir toplantımız, böyle bir gündemle birlikte yaptığımız bir toplantı olmuş mudur? Hatırlıyor musunuz? Ya da sizin olmadığınız bir ortamda Can Bey'le böyle bir toplantı yaparak bir mekanizma işlettiğime şahit oldunuz mu?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır, olmadım. Hiçbir talebiniz olmadı Sayın Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Peki, son sorum da şu; kesinlikle olmadı, bunu kendime hadsizlik kabul ederim. Yani benim işim de değil. O zaman "Siz niye oradasınız?" diye görürüm. "Can bey niye oradadır?" diye bakarım. Bütün yönetici arkadaşlarımla böyle çalıştım. Sırtımı onlara dayadım. Bundan da bahtiyarım. Bu memleketin bütün insanlarına, yüce Türk milletine helal olsun ki ben bu milletin evlatlarıyla çalıştım. Başka hiç öyle seçilmiş bir grup veya bir zümre burada yoktur, olmamıştır. Son olarak şunu söylemek isterim ki bu da sizinle ilgili. Bu kadar çalıştık. Yani sanki burada bir nezaket, Yüce Mahkeme huzurunda nezaket konuşması ya da dili tercih ediyorum diye anlaşılabilir. Ufuk Bey, sizinle çalışmamızda bu nezaket dilinin dışında bir emir kipi, "Şunu şöyle yapın, derhal şunu götürün veya indirin, kaldırın, ödemeyin, ödeyin" tarzında bir emir kipiyle konuşmamız, çalışma biçimimiz sizinle geçen o 3-4 yıl içerisinde hiç şahitliğiniz olmuş mudur?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır, hayır, olmamıştır Başkanım. Hiç böyle bir muameleyle karşı karşıya kalmadım.
Ekrem İmamoğlu: Dolayısıyla benim emir dahi vermediğim bir yerde, hiyerarşik düzenin dışında sizi bir başkasına bağlayıp "Ondan emir alacaksınız" diye size bir tarif yapmamın mümkün olabilmesi, yani size böyle bir şey yaşatmış olmam mümkün müdür?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır.
Ekrem İmamoğlu: Evet, sorularım bunlardır.




