İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk iddiaları kapsamında açılan davanın 7’ncı duruşması başladı. Duruşmada uygulanan yeni kurallar çerçevesinde, tutuklu sanıkların yalnızca birinci derece yakınlarının izleyici olarak salona girmesine izin verildi; tutuksuz sanıkların yakınları ise içeri alınmadı.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 1 No’lu salonda görülen duruşmaya tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile avukatları katıldı. Bazı tutuklu sanıklar ise SEGBİS aracılığıyla duruşmada hazır bulundu. Salondaki izleyici bölümünün tamamen dolduğu gözlendi.
Duruşma öncesinde tutuklu sanıklar jandarma eşliğinde salona getirildi. Ekrem İmamoğlu’nun salona girişinde bazı sanıkların ayağa kalktığı, izleyicilerin ise alkış ve sloganlarla karşılık verdiği görüldü.
İBB davasında tutuklu iş insanı Şiroğlu: 7 ay yattım 7 yıl daha yatarım kimseye iftira atmam
İMAMOĞLU: KISITLAMALARIN FAYDASI YOK
Saat 10.30’da mahkeme heyetinin salona girmesiyle duruşma başladı. Günün programında Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas’ın özel kalem müdürü Murat Or’un savunmasının alınması beklenirken, Ekrem İmamoğlu duruşmanın başında söz talebinde bulundu.
Mahkeme başkanının onay vermesi üzerine İmamoğlu kürsüye çıkarak konuştu. 3 avukat kısıtlamasını eleştiren İmamoğlu, "Sınırlamaların ne size ne heyetinize ne de yargılama sürecine katkısı yok." dedi.
İmamoğlu'nun konuşması şöyle;
AİLE KISITLAMASINA TEPKİ
"Teşekkür ediyorum. Öncelikle Ramazan ayındayız. Tekrar hem Kadir gecenizi tebrik ederim hem de Ramazan Bayramı geliyor, inşallah herkesin ettiği dualar, eminim ki huzur içindir, barış içindir, adalet içindir, mutluluk içindir, geçim içindir. Hepsinin kabulünü de diliyorum. Ramazan Bayramı'na gireceğiz ve bugün son gün bayramdan önce. Dolayısıyla tabii ki bir olgunlaşma ya da birtakım süreçlerin işlediği karşılıklı müzakere ve diyalog süreçleri yaşandı. İstenmeyen şeyler oldu ya da insanların kendi birtakım sıkıntıları ve yaşadıklarından kaynaklanan talepleri oldu. Bu çerçevede benim gözlemlediğim, bir asimetrik burada gerçekten yaşanan bir sıkıntı var. Örneğin; ailelerden bir kişi alınıyor. Ben sabah… Telefon hakkım haftada 10 dakika. Eşimle konuştum. Aileden bir kişi! Şimdi zaten bu insanların aileleriyle görüşmeleri çok sıkıntılı. Buraya gelip gördükleri anda mutlu olanlar var. Umudu büyüyenler var. Ve bu insanların ‘bir kişi’ diye bir kısıtlamayla buraya gelmelerinin doğru olmadığını düşünüyorum.
"3 AVUKAT KISITLAMASI DA DOĞRU DEĞİL"
İkinci asimetrik… 107 tutuklu burada öncelikli yargılanıyor. Ve ‘Bu 107 tutuklunun üç avukatı gelebilir’ diyorsunuz. Bu şöyle eksik kalıyor: Zaten insanlar haftanın bir gününde görüşme günleri var ve o görüşme günlerini değiştirmediler. Ben mesela kendi adıma, ‘Ben her gün katılmak zorundayım’ dediğim için beni izinli olduğunuz güne, buranın olmadığı güne kaydırıyorlar. Dolayısıyla bu üç avukatla kısıtlılığın da doğru olmadığını düşünüyorum. Yani o kapsamda bu artık değil Türkiye'nin, dünyanın takip ettiği bir duruşma ve buradan umut eder ve dileriz ki yüzde 15’lere kadar düşen adalete inancın, bu mahkemede büyümesi olsun. Yani bu artık geriye dönüş başlatsın. Bu çerçevede meslektaşlarınızın, avukatların buraya gelip burayı dinlemek istemesi, takip etmek istemesi, barolar başta olmak üzere, farklı meslektaşların farklı destek grupları var… O bakımdan bunun da çok asimetrik bir kısıtlama şekline dönüştüğünü düşünüyorum.
"BURADAKİLER İTİBARLI, LİYAKATLI İNSANLAR"
Çok önemli bir konu, medya. Yani buradan gerçekten kuş bakışı 50-60 metre neredeyse arka taraftan buranın izlenmesi diye bir durumla karşı karşıya bırakılması, yine bu mahkemenin itibarını zedeleyen bir durum. Yani görüyorsunuz ki boşluklar var. Boşlukların öncelikli sebebi, kısıtlamalar. Yani bu basındaki insanların burayı izlemesi veya takip etmesi, olabildiğince sizin de heyetlerin de iyi tanınması anlamında daha doğru bir çerçeve. Bunun bu şekilde ele alınması... Sonrasında siyasetçiler veya belediye… Dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekili giremedi! Giremedi! Yani sonradan birtakım müzakereler olmuş ama giremedi. Yani bu vereye kadar var? Düşünün ki; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yöneticileri burada, Belediye Başkanı burada ve burayı izlemeye gelmek isteyen, sadece belediye başkanvekili değil Sayın Hâkim… Aynı zamanda genel sekreter yardımcıları gelmek isteyebilir. Çünkü konuştuğunuz her meselenin muhatabı yöneticiler bile… Bakın ben senede bir kez yöneticileri davet ediyorum Sayın Hâkim… Kaç kişi biliyor musunuz? Yönetici, müdür ve üstü… Yani dinlediğiniz müdür ve üstü… Mesela şef değil… 1300 kişi! Ben, 1300 kişiye senede bir kez toplantı yapar, tam gün onları ayırır. Ve kocaman bir oditoryumu ayırırız ve orada çalışırız. Burada konuşulan her konu, Büyükşehir Belediyesi'nin yöneticilerini ilgilendiriyor. Bunlar, çok affedersiniz ama… Bunlar ‘çete’ değil, ayıplı bir suçun peşinde koşan… Bunlar; itibarlı, liyakatli, burada olan ve olmayan geçmişi güçlü insanlar. Bunların buraya gelme arzuları var.
"SINIRLAMALARIN KATKISI YOK"
Yine aynı şekilde, iddianamede de biliyorsunuz ki, Cumhuriyet Halk Partisi ilk cümleden itibaren suçlu ve hani bu işte şüpheli, hatta Yargıtay'a şikayet edilecek kadar da işaret edilen… Yani kapatmaya gidecek kadar da işaret edilen bir pozisyonda. Cumhuriyet Halk Partisi'nin İl Başkanı’nın bile buraya girişi, sanki bir şeymiş, lütufmuş gibi ikram ediliyor. Bu doğru değil. Bu bağlamda, bakınız ben biliyorum… Benimle müzakere de ediliyor. İl Başkanımızdan notlar alıyorum, avukatımla bana bilgiler iletiyorlar. Büyük çaba şu: Jandarmamızla karşı karşıya gelmeyelim. Dışarıda en ufak bir müdahaleye asla sebebiyet vermeyelim. Özenli çalışalım. Ve herkes buraya medeni bir şekilde girebilsinler. Taahhüt ediyoruz ki, sizin de işinizi kolay yapmanız adına. Bakın bu kadar zor durumdaki yargı müessesesinin hak ettiği değeri elde edebilmesi adına, herkes sorumluluk almaya hazır. Ama bunun adı Cumhuriyet Halk Partisi olsun ama muhalif siyasi partiler olsun ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi olsun ama kurum kuruluşları olsun… İnanınız ki herkes sorumluluk almaya hazır. Bu çerçevede bütünüyle taahhüt ediyoruz ki lütfen bunu bayramda iyi değerlendiriniz. İstirham ediyorum. Bir bayram havasında bunu değerlendiriniz. Ailenizle otururken bile bir lütfen zihninizde olsun. Bu tür asimetrik sınırlamaların, kısıtlamaların ne size ne heyetinize, ne buradaki insanların adil yargılanma ve süreçlerine en ufak bir katkısı yoktur. Bunu tersine dönüştürebileceğinizi umut ediyorum. Ve gerçekten insanların buna ihtiyacı var.
"BU DAVA, ÇOK BÜYÜK BİR DAVA"
Son olarak… Öyle ilginç çıkışlar vardı ki tarihte; unutulmaz. Ben bunu söyleyerek sözlerimi toparlamak istiyorum. Bütün bunları revize ederseniz, müzakere kapınızı açık tutarsanız, kimse sizin makamınıza saygısızlık yapmaz. Bakın, yapmaz. ‘Yapamaz’ demiyorum bakın ‘yapmaz’ diyorum. Onun için müzakere kapısını açık tutarsanız; bu baro olabilir, benim avukatlarım olabilir, başka temsilciler olabilir, siyasi de… Bunun hiçbir şeffaflıktan kaybedeceğiniz bir şey olmaz. Açarsanız, burada çok daha makul, çok daha itibarlı, çok daha medeni bir hat çizersiniz. Ve gerçekten kazanan yüce Türk yargısı olur, yüce Türk milleti olur. Ben bunu istirham ediyorum. Lütfen bu olsun. En azından buradan, bakın biz naklen yayınlardan bu kısıtlamaya geldik. Naklen yayını herkes kabul ederken, bu kısıtlamalara geldik. Bu doğru bir evrilme değil. Ben bunu istirham ediyorum. Son olarak da sürprizler iyidir. Bu çıkışlarınız bu ülkeye çok şey kazandırır. Bu ülke 250 milyar dolar kaybetti bir senede. Birileri bu davayı… Öyle bir dava değil. Bu dava, çok büyük bir dava. Bu mahkeme, bu duruşma, çok büyük bir duruşma. Sorumluluğunuz çok büyük. Lütfen buna karşılık bu söylediklerimi dikkate almanızı istirham ediyorum. O ‘sürpriz’ dediğim, o çıkış dediğimin altında da şu yatıyor: Bayrama giriyoruz. Bayrama gidecek herkes. En güzel güzel günler, herkesin ailesinin, bu milletin her evladının olsun. Ama bazen öyle bir çıkış yaparsınız ki şuradan insanları serbest bırakır, evine yollarsınız, tutuksuz yargılama hakkını tanırsınız; tarih değişir. Bunu sadece size emanet ediyorum. Bu duygularımı sizinle paylaşmak istedim. Söz verdiğiniz için de teşekkür ederim.
DURUŞMADAN ANLIK BİLGİLER
14:15 Sukas, İBB operasyonlarından önce sosyal medyada hedef gösterildiklerini belirterek “Gazete haberlerine tekzip gönderdik yayınlamadılar. Şikayet ettik sonuç alamadık” dedi ve yayınlanan haberlerin gizli tanık Gürgen’in ifadeleriyle aynı olduğunu söyledi.
13:45 Ağaç AŞ’nin kurulduğu günden bugüne kadar gelişimini anlatan Genel Müdür Ali Sukas, görevdeki süreç boyunca geçirdiği denetimlerde hiçbir yolsuzluğa rastlanmadığını söyledi. Sukas, “Ben tutuklanana kadar 120-200 arasında dosya gönderdim. Tutuklanma sürecine kadar istediği her dosyası gönderdim. İncelendiği ama herhangi bir tespit yapıldığına dair bir yazı gelmedi” dedi.
13:35 Ağaç ve Peyzaj AŞ Genel Müdürü Ali Sukas savunmasına, “Ömrü boyunca haram helal gözeten biri olarak tarafıma atılan suçlamaların şu an kısıtlanan özgürlüğümden daha ağır bir bedel olduğunu söylemek zorundayım” sözleriyle başladı.
13:30 İBB Davası’nda verilen ara sona erdi, tutuklu sanıklar duruşma salonundaki yerini aldı. Ekrem İmamoğlu “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarıyla karşılandı. Ali Sukas’ı savunmasının gün boyu sürmesi bekleniyor.
12:20 Mahkeme başkanı, Ekrem İmamoğlu’nun duruşma başlarken kullandığı ifadelere de yanıt verdi. Ailelerin duruşma salonuna girişine ilişkin kimseyi dışarıda bırakmayacak şekilde bir talimat verildiğini, avukatların CMK’ya uygun bir şekilde duruşmaya alındığını söyleyen mahkeme başkanı siyasilere bir kısıtlama getirilmediğini söyledi. Ancak CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP Milletvekili Mahmut Tanal ve İBB Başkanvekili Nuri Aslan’ın duruşma salonuna girişinde sorun yaşanmıştı
12:15 Hakim, savcı ve avukat sorgusunun ardından Murat Or’un avukatı Abdullah Üresin savunma yaptı. Müvekkilinin ailesinde ve kendisinde herhangi bir mal artışı olmadığını, gizli tanıkların yalan beyanları üzerine savunma yaptıklarını söyleyen avukat Üresin, müvekkilinin tahliyesini ve beraatini talep etti. Duruşmaya ara verildi, öğleden sonra Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas’ın savunması başlayacak.
11:45 İtirafçı Ümit Polat’ın avukatı Sevgi Dağdemir, sanık Murat Or’a “Gözünüzle görmemiş olsanız bile Ali Sukas’ın para aldığına dair ciddi şüpheleriniz oluştu mu?” diye sordu. Bu soru üzerine avukatlardan tepki yükseldi, itirafçının avukatının Or’u yönlendirmeye çalıştığı için soruya itiraz edildi.
11:30 İtirafçı sanık Ümit Polat'ın avukatı Sevgi Dağdemir'in, "Ali Sukas'ın para aldığını gördünüz mü?" sorusuna Murat Or'un yanıtı "Hayır" oldu. Or ayrıca, "Kimseden ne kurumum, ne kendim ne de Ali Sukas adına para talep etmedim ve almadım" dedi
11:00 Ekrem İmamoğlu’nun sözlerinin ardından Murat Or’un savunması başladı. “Çocuklarımı 9 ay görmedim, babalarını cezevinde görsünler istemedim” diyen Or, savcılıkta verdiği ifadeyi ilk kez iddianamede gördüğünü ancak söylediklerinin farklı aktarıldığını belirtti.
10:50 Getirilen kısıtlamaları eleştiren İmamoğlu şunlar söyledi:
Bu tür asimetrik sınırlamaların ne size ne heyetinize ne de adil yargılama süreçlerine bir katkısı yoktur. Bütün bunları revize ederseniz, müzakere kapınızı açık tutarsanız kimse size saygısızlık yapmaz.”
10:35 Tutuklu sanıklar getirildi. Mahkeme heyeti yerini aldı. Duruşma başladı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu söz istedi, heyet talebi kabul etti. İmamoğlu, herkesin Kadir Gecesi’ni kutlayarak söze başladı, üç avukat kısıtlamasının hatalı bir uygulama olduğunu söyledi.
10:20 Saat 10.00’da başlaması beklenen duruşma henüz başlamadı. Avukatlar, basın, aileler ve vekiller salondaki yerini aldı. Ancak henüz tutuklu sanıklar getirilmedi.
09:00 İBB Davası’nın 7. celsesi için bekleyiş sürüyor. Gazetecilerin, sanık ailelerinin henüz alınmadığı duruşma salonuna şu an için yalnızca avukatlar girebildi. Bayram tatilinden önceki son duruşma, Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas’ın özel kalem müdürü Murat Or’un savunmasıyla başlayacak. Or’un savunmasının bitmesi halinde sıra Ali Sukas’a gelecek.
İBB DAVASININ 7'NCİ DURUŞMASINDA ALİ SUKAS'IN ÖZEL KALEM MÜDÜRÜ MURAT OR SAVUNMA YAPTI. OR'UN SAVUNMASI ŞÖYLE;
Mahkeme Başkanı: Öncelikle ifadenin belli kısımlarında 29.09.2025 tarihli savcılık ifadenden bahsettin değil mi? Bu tutanağa geçmiş.
Murat Or: Evet
Mahkeme Başkanı: Maddi hataların olduğunu belirttin. Bu ifadeyi okumadın mı? Avukatınız, o günkü avukatın Abdullah Üresin'in huzurunda alınmış bu ifade. İki sayfa zaten hani böyle çok uzun bir ifade değil. Hani bu ifadeyi net okumadın mı? Okuma imkânı sağlanmadı mı sana ifadenin?
Murat Or: Şöyle ifade edebilirim; gene ben tabii o an yani çok da hayatımda ifade... İlk defa böyle bir olay yaşıyorum, karakola bile gitmişliğim yok işin esası.
Mahkeme Başkanı: Sen hani eğitimsiz bir insan değilsin, kimya mühendisisin. Şimdi orada avukatın var, iki sayfa bir ifade ne yazmış diye bir göz atar insan yani. İfadede bir hata varsa söylersin orada; "Savcı bey burada ben böyle demedim, böyle yazmışsınız" dersin.
Murat Or: Muhakkak. Şimdi uzunca bir süre ifade verdim. Bu hani iki sayfa gibi duruyor ama dediğim gibi diyalog şeklinde yani tek benim konuşmamla geçmedi. Uzunca bir süre ifade verdim ve nihayetinde de bazı kısımlarda zaten göreceksiniz; ben hani "Hepsi o değişir, bu değişir" diye bir iddiam yok. "Düşünüyorum" diye kullandığım kısımlar muhakkak var. Ama bazı kısımda... Şimdi bu "düşünüyorum", her yerde "düşünüyorum" demişim gibi burada da "düşünüyorum"... Şimdi o olayın gelişimini de isterseniz...
YARDIM KARTLARI VE POŞET MESELESİ
Mahkeme Başkanı: Sadece "düşünüyorum" ifadesi gibi değil. Mesela bak biraz önce ifadende dedin ki bu mesela kart olayından, bu yardım kartlarından bahsederken: "Ben" dedin, "bunların içerisinde kart olduğunu bilmiyordum. Poşetin içerisinde ne var açıp bakmadım. Poşet hatta" dedin, "kolay deforme olabilecek nitelikteydi o yüzden açıp bakmak istemedim, ne olduğunu bilmiyorum" dedin. Şimdi savcılık ifadende şu şekilde aynen yazıyor senin ifaden:
"2024 yılının Ramazan aylarında Ümit Polat içerisinde A101, BİM, ŞOK gibi market gruplarına ait gıda yardım kartları bulunan bir poşeti Ali Sukas'a getirmiş. Daha sonra Ali Sukas beni çağırarak bu yardım kartlarının bulunduğu poşeti Ziya Gökman Togay'a teslim etmemi söyledi. İBB iştirak şirketleri kendi arasında gruplandırmıştı. Ağaç A.Ş.'yi de ticari grup içerisinde konumlandırmış olup bu grup başkanını da aynı zamanda İSTAÇ'ın başkanı olan Ziya Gökman Togay olarak belirlemişti. O sebeplerden dolayı bu kartların ona gönderildiğini düşünmekteyim."
Şimdi hani açıkça kartlar olarak anlatıyorsun bunu yani. "İçinde ne olduğunu bilmiyorum" falan gibi bir ifade değil bu.
Murat Or: Doğrudur efendim, şöyle: Ben zaten orada demin belirttim size, kartı bulunan bir poşeti demişim. Ben orada bulunduğunu düşündüğüm... Hatta şöyle izah ettim, tabii o buraya geçmemiş. Yani ben orada diyalog halinde geçiyor, sonradan Savcı Bey işte katibe yazdırıyor. Savcı Bey'e de şunu alenen söyledim ya da ben hiç konuşmayayım isterseniz avukatım anlatsın hani neticede bunu birlikte yaşadık ama; ben dedim ki hatta: "Efendim" dedim, "aldım, poşeti götürmek için arabaya koyduğum zaman -ya zaten çok öyle bir ufak bir poşet- arabaya koyduğum zaman koyarken hissettim ki içinde" dedim, "sert karta benzeyen cisimler var. Oradan, Ramazan ayında da bu tarz işte gıda şeyi için desteği için kullanılan harcama kartları olduğunu bildiğim için, onların olduğunu düşündüm" dedim. Yani "O yüzden içerisinde bu kartların bulunduğunu düşündüm" dedim.
Ha diyeceksiniz ki; "Ya zaten Ümit ifadesinde bundan bahsetti." Ya Ümit'in ifadesi açıkçası beni bağlamaz efendim sayın başkanım. Benim neticede buradan, savcılıktan kaçmak gibi bir derdim olsa ifadede, ifadeye gitmezdim. Ben etkin pişmanlıktan yararlanmak gibi bir derdim de olmadı, herhangi bir bilgi kaçırmak gibi bir derdim de olmadı. İlk ifadede, tabii bu kadar yoğun...
Mahkeme Başkanı: Peki kolluk bir de orayı da sorayım. Mesela kolluk ifadende sana bu Fikret Baydemir'in beyanı sorulmuş. Sen cevap olarak emniyette demişsin ki: "Ben Fikret Baydemir isimli şahsı tanımam. Kendisinin neden hakkımda bu iddialarda bulunduğunu bilmiyorum. Bahsettiği olayla alakalı yakından uzaktan alakam yoktur. Ben kimseden elden ya da farklı yöntemle para almadım ve teslim etmedim. Benim bu konuda söyleyeceklerim bu kadardır."
Murat Or: Doğrudur efendim.
Mahkeme Başkanı: Şimdi yine 29.09'daki savcılık ifadende diyorsun ki: "Fikret Baydemir isimli kişinin alınan ifadesinde Ali Sukas'ın istediği parayı bana bıraktığını söylemiş. Ben ilk ifademi alırken bu konuyu hatırlamadığım için ifade edememiştim. 2023 yılının sonunda ya da 2024 yılının başında Fikret Baydemir özel kaleme geldi ve bana 'Ali Sukas'ın konudan haberi var, kendisi makamda değil benim de acilen şehir dışına çıkmam gerekiyor' deyip Ali Sukas'a verilmek üzere kargo poşetine sarılarak ayrıca bir poşetin içerisinde daha konulan şeyi masanın üzerine bıraktı. Ben içerisine ne olduğuna açıp bakmadım ancak görünüş ve paketleniş şekli itibariyle paraya benziyordu. Ali Sukas geldiğinde kendisine teslim ettim. Ben bu poşetin içerisinde para olduğunu düşünüyorum." Evet. Şimdi ilk ifadende hiç diyorsun ki "Ben böyle bir şeyi kabul etmiyorum."
Murat Or: İzah edeyim mi efendim?
Şimdi şöyle; ilk ifademde ben bu kişileri zaten, gelip giden kişilerin hiçbirini şahsen tanımam. Dışarıda hiçbir görüşmüşlüğüm, tanışıklığım yoktur. Sadece iş gereği gelip giderler. Ne kadar sık da gelip gitse şahsen tanımam. Bana Fikret Baydemir sorulduğunda ben şahsen tanımadığımı kastettim. Bir de ilk kolluk ifadesinde, şimdi takdir edersiniz bizi evden aldılar, bir gün içerisinde biz kollukta, savcılıkta ve sulhta ifade verdik. Ben şimdi bir sene önce olmuş olayı o anda hatırlayabilmemin imkânı ne kadar olabilir? Şimdi bana kollukta sorulduğunda şahsen tanımadığımı ifade ettim. Ona hani dikkat ederseniz birçok kişiyi de tanıdığımı söyledim ama sadece gelip gittiğinden dolayı bildiğimi söyledim.
Fikret Baydemir'in de bu olayıyla ilgili ikinci ifademde onu da izah edeyim efendim. Şimdi burada diyorum ya diyalog halinde geçti sayın başkanım, bir tek sadece benim konuşmamla gerçekleşmedi o savunma takdir edersiniz. Burada da Savcı Bey orada işte bazen soruyor. Diyor ki: "Ya hiç burada sen olayı yaşamışsın." Ben yaşadığımı ve hatırladığımı zaten bahsettim. E dedi: "Hiç mi şüphelenmedin? Adam demiş ki işte para getirdim, gelen işte şeyin içerisi paket..." Ben de gene ifademde görürsünüz -bu iddianameye yansımamış tabii ki ama- bir Rıfat Enis Ardiçli ile ilgili bir olay var. Bu olayın benzeri... Yani orada belki bir kişilik personelin ihtiyacıyla alakalı işte destek olmak amacıyla getirdi veya şeyse içerisinde para olabileceği noktasında "Tamam" dedim "bu olabilir ama ben içerisini, dışını görmedim." Yani orada görmediğim de yazıyor dikkat ederseniz.
Fakat sanki iddianamede ben içini görmüşüm gibi yansımış. İfademde hakikaten öyle yazmıyor. Fikret Baydemir'i tanımam sadece bizim oraya gelip genel müdürle arada görüşmek istemesinden kaynaklıdır. Hiçbiriyle zaten gelip gidenlerin dışarıda açıkçası böyle bir görüşmüşlüğüm, muhabbetim, sohbetim olmamaktadır. Bunlardan ibarettir efendim.
MURAT OR SAVCI SORGUSU
Savcı: Murat Bey, savcılıkta beyan vermişsiniz. Hangi tarihte? Evet, 29.10.2025 tarihli beyanlarınızın bir kısmında şöyle bir şeyden bahsetmişsiniz: 'Ağaç A.Ş. ile iş yapan bir kısım, tedavisi de gözaltına alındıktan sonra ‘Ali Sukas beni yanına çağırdı. Burada bana gizli bir tanık beyanı olduğunu ve ikimizinde bu beyanların da yer aldığını söyledi. Ben de konunun benimle ne alakası var diyerek kendisine çıkıştım. Bu olaydan 1-2 gün sonra tekrardan beni yanına çağırdı ve Ali İhsan Mengir ve Yücel Mengir'in tutuklandığını; bu şahısların ifadelerinde kendisine teslim edilmek üzere bana para bırakıldığını söylediğini, benim de ifadeye alınmam vermem durumunda bu paraların Kerem Cemil Uzuner'in çalıştığı birimdeki sağlık sebebiyle ihtiyacı olan personele verilmek üzere aldığımı söylememi istedi. Ben de kendisine karşı çıkarak bu olayı kimseye anlatmayacağımı ve bunun doğru olmadığını söyledim.' Bu beyanlarınızı açıklar mısınız? Bu olay nasıl gerçekleşti? Ali Sukas niye böyle bir talepte bulundu size.
Murat Or: Hani niye talepte bulunduğunu bilemem açıkçası ama şöyle ifade edebilirim. Şimdi zaten gizli tanık ifadesi, hani bir gizli tanık ifadesi görmedim ben. Fakat gizli tanık ifadesinden bahsetmişti. Benim de adımın geçtiğinden bahsetmişti. Hani sonrasında da bu İhsan Mengir'lerle ilgili olayı bahsedince, 'Ya,' dedi, 'kulağıma geldi böyle bir konu,' diye bana bahsetti. Dedim ki: 'Ben böyle bir şey yaşamadım.' Yani yaşamadığım bir olayla ilgili de şunu kabul edeyim, bunu yapayım; böyle bir derdim zaten olmaz. Başkan'ım, size de ifade ettim. Ben bu 3 olaydan zaten hatırladığımı sonra savcımızın sorması itibarıyla da 'Ya olabilir ama ben içini görmedim,' diye beyan etmişim. Yani bir şey kaçıracak olsam onu niye beyan edeyim Sayın Başkan? Ama bu İhsan Mengir'lerin olayı, tamamen ifadelerini kuvvetlendirmek amacıyla kattıkları belli. Ha Ali Bey,
Savcı: Ondan bahsetmiyorum. Ali Sukas size böyle bir beyanda bulundu, doğru mu?
Murat Or: Doğru.
Savcı: Tamam, niye böyle bir beyanda bulundu. Ortada Bir para var mı ki? Size,
Murat Or: 'Bana niye böyle...'
Savcı: Kerem Cemil Uzuner kim mesela?
Murat Or: O bizim fidanlık müdürümüz.
Savcı: Tamam, bak beyanda şunu söylüyor: 'Bu paraları,' diyor, ' Kerem Cemil Uzuner'in çalıştığı birimdeki sağlık sebebiyle ihtiyacı olan personele verilmek üzere aldığımızı söylememi istedi' Yani ortada bir para var mı ki? Yok. Böyle bir panik hâlinde Ali Sukas gelip size bu beyanı böyle ver dedi. Niye söylemiş olabilir?
Murat Or: Ortada benim gördüğüm bir para yok.
Savcı: Ali Sukas niye böyle bir söylemde bulundu size?
Murat Or: O, kendi kulağına geldiğini ve böyle bir söylemle karşılaşabileceğimi söyledi. Sonrasını niye kendisine sorsanız daha iyi. Sonrasını bana niye söylediğini ben açıkçası şu anda kesinlikle 'şöyledir, böyledir' diyemem.
Savcı: Bu olay yaşandı yani kabul ediyorsunuz.
Murat Or: Evet, bu olay yaşandı.
Hakim: Ali Sukas'ın beyanını alırken sorarız zaten.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR
Av. Sevgi Dağdemir: Ümit Polat müdafii Avukat Sevgi Dağdemir. Müvekkilim Ümit Polat’ın rüşvet aldığına ya da rüşvete aracılık ettiğine ilişkin herhangi bir duyumunuz oldu mu?
Murat Or: Yok. Ben zaten kesinlikle duyumla hareket etmem. Yani 8 sene boyunca bu görevi yaptım. İşin esası duyumlarla, dedikodularla hareket etsem, dedikodulara itibar etmediğim herkes tarafından bilinir.
Av. Sevgi Dağdemir: Gözünüzle görmeseniz de Ali Sukas’ın para aldığına ilişkin ciddi şüpheleriniz oldu mu?
Murat Or: Olmadı. Onu da söyledim.
Şimdi ben bunu zaten böyle bir şey görmediğimi ve böyle bir şüphem oluşması için bir şeylerin görmem gerektiğini söyledim. Ben bir şey görmedim. Orada işte gene söylediğim gibi "Böyle şüphelerim olmuştur" kısmı hani maddi hata oluşmuş, belki yanlış yazılmış.
Yani benim böyle bir ciddi şüphem olmuştur, kesinlikle para almıştır gibi bir şey yok açıkçası.
Av. Sevgi Dağdemir: Bazı firmaların direkt Ali Sukas ile görüştüğünü biliyor musunuz? Bu firmalar kimlerdir?
Murat Or: Hani bilmemem gibi bir imkân var mı? İfademde zaten belirtmişim. Ben bu kurumun özel kalemiyim. Yani bu zaten görevim gereği randevu düzenini veya işte orada görüşme yapılacaksa görüşmeyi, toplantıyı ayarlayan benim.
Av. Sevgi Dağdemir: Tamam. Biraz önce Fikret Tanhanım dediniz. Hangi firmalardı bunlar? İfadenizde geçiyor gerçi ama burada söyleyebilir misiniz?
Murat Or: Ya ifademde belirttiğim gibi. Ha burada ifademde belirttiğim firmalardan gerçi muhtemelen işte bakıyorum...
Mahkeme Başkanı: İfadenin o hususları doğru mu?
Murat Or: Doğru. Efendim sadece...
Mahkeme Başkanı: Tamam, bizim için yeterli zaten, tek tek burada saymanıza gerek yok.
Murat Or: Bir husus var, onu dile getirebilirim ama. Söyleyeyim mi başkanım onu?
Mahkeme Başkanı: Buyur.
Murat Or: Şöyle; burada Evren Bey'i, dedim ya diyalog halinde geçmişti, Evren Şirolu'yu sayın başkanım, sayın savcı sonradan sordu bana. Yani Evren Şirolu ile ilgili birkaç soru sordu. Ben de "O da gelip gidiyordu" dedim. "O da gelip gidiyordu" deyince bu işte orada ismini zikrettiğim firmaların arasına, aşağıdaki firmaların arasına da dahil olmuş. Onu söyleyebilirim yani hakkaniyetli konuşmak gerekirse. Ama diğerleri hani burada söylediğim gibi.
ÜMİT POLAT VE ADEM YAVUZ İLE İLGİLİ HUSUSLAR
Av. Sevgi Dağdemir: Diğer sorum müvekkilimle alakalı. İfadenizde geçtiği için soruyorum: Ümit Polat’ın özel kalem müdürü olarak sizin yanınızda Ali Sukas’ı şikâyet ettiğini, sizin de bunu "Bana söylemeyin, geçin kendisine söyleyin" dediğiniz hususu da doğru mu? Yoksa yine savcı hatası mı?
Murat Or: Doğru. Şöyle; dediğim gibi ben dedikoduyla hiçbir zaman hareket etmedim yoksa 8 yıl boyunca dedikoduya göre hareket edip herkesi suçlamamız gerekirdi. Yani orada da Ümit Bey geldi, bana böyle bir konu işte bu konudan bahsetti. "Adı şuna çıktı, şununla ortak oldu" dedi. Dedim ki: "Yani bana bahsetme Ümit Bey" dedim. "Kendisi içeride. Git kendisine bahset çünkü ben bir dedikodu mercii veya işte yorumlama yapacak bir merci de değilim." Kendisine bahsedecek, kendisiyle konuşup bu konuları açıklığa veya neyse kavuşturacaktı.
Av. Sevgi Dağdemir: Tamam. Bir diğer sorum; müvekkilim yine "Sorar mısınız?" dediği için: "Adem Yavuz husumet besleyen birisiydi, kendisiyle de Ağaç A.Ş.'de bizim tartışmalarımız olmuştu. Kendisini ben hatta Ağaç A.Ş.'den kovmuştum, bunun şahidi de Murat Or'dur" dedi. Bu hususla alakalı bilginiz var mı?
Murat Or: Zaten Adem Yavuz ile ilgili ben de fikrimi beyan ettim. Onunla ilgili ekstra bir şey söylememe bence gerek yok. Kovduğu kısmına tam birebir de hatırlamıyorum ama ihtimaldir. Biraz insanı çünkü rahatsız eder derecede görüşmeye çalışıp işte fikirlerini sunmaya çalışan bir yapısı vardı. Buna bıkmış olabilir, odasından kovmuştur ama inanın şimdi birebir de hatırlamıyorum. Sadece olması muhtemeldir.
FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA
Avukat Baran Kaya: Fatih Keleş müdafi avukat Baran Kaya. Öncelikle geçmiş olsun. Bir süredir siz de tutuklusunuz.
--Çok teşekkürler.
Avukat Baran Kaya: Size bu az önce bahsettiğiniz "sohbet halinde geçti ifademiz" kısmıyla ilgili, daha birazcık daha netleştirmek için soracağım. Zaten ifade tutanağınıza baktığımızda herhangi bir soru görelim; sanki siz "sorulduğuyla" başlıyor, siz böyle...
---Ya ben şimdi şöyle ifade edeyim: Bir akış içerisinde sizler hukukçusunuz; yani Sayın Başkanım da, Sayın Savcı da sizlerle. Ya bunu defaatle konuşmanın da çok bir anlamı yok. Zaten bir sorgunun mantıken tek taraflı olamayacağı bellidir, değil mi? Yani ben nasıl oturup da bir de konudan konuya atlanıyor, ne yapacağım? Ben kafama göre o konuları... Burada tabii ki her bir konu başlığında soru soruldu mu? Şimdi onu hatırlayamıyorum. Ama uzunca bir ifade verdik. Alt katında bunu gene bahsedecektir. Burada muhakkak sorular soruldu. Ha, bu sorular neticesinde işte ben zaten ifademi inkar etmiyorum; sadece bir iki maddi hatadan bahsediyorum. Onların işte o düzelttiğim haliyle dikkate alınmasını Sayın Başkanımdan rica ettim savunmamın da. Onun haricinde tabii ki diyalog halinde. Yani şey mesela dediniz ki; hani bazı yerler aslında söylediğimden biraz daha farklı geçti, bazı yerler ibareler vardı.
Avukat Baran Kaya: Peki sohbet esnasında hani "uzun bir ifade verdim" dediniz ama burada üç sayfalık bir ifade görüyoruz biz. Şeyleri çıkarttığımızda iki sayfalık bu metinde, orada geçmeyen yerler de oldu mu sizin sohbetinizde yer alan?
---- Fakat yok, o biraz da şeyden kaynaklı; dediğim gibi hayatımda ilk defa böyle bir olay yaşıyorum. Hani iyi ki zaten savcılık ifademde ilkinde şoke olmuş bir şekildeydik. Olaylardan hiçbir haberim yok veya işte kesinlikle hatırladığım bir durum yok; o öyle geçti. Sulh desek öyle. Şimdi ikinci ifademde ya muhakkak orada, yani sağ olsun savcım da hani çok böyle aşırı böyle bunaltıcı şekilde davranmadı ama sorması gerektiği sorular vardı, muhakkak sordu. Ben de bazılarına işte gecikmeli cevap vermiş olabilirim ama yani on beş dakikada bitmiş bir ifade değil de öyle geçti.
Avukat Baran Kaya: Ben sadece şunu merak ettim: Hani sohbet ediyorsunuz, bazı şeyler soruyor ya da bazı şeylerle ilgili kendi de yorum yapıyor, siz de yorum yapıyorsunuz. Öyle geçen bir sohbet havası var. Burada bu tutanağa geçmemiş şeyler oldu mu? Mesela siz söylediniz...
--- Bazı yorumlar oldu Avukat Bey. İfademi zaten sağlıklı okumadım dedi. Hani bir şeyin olup olmadığı konusunda vereceği cevap çok yani... Sonra şey fark etmiş olabilir diye, anladım demek istediğini. Zaten bakın öyle bir dedim ya ben hani her şey; bu soruşturmaya açıkçası katkı sunabileceğim bir şey varsa onu söylüyorum. Burada da zaten dediğim gibi; işte "bulunduğunu düşündüğüm" demiştim, burada "düşünülebilir" demiştim fakat bu şekilde geçmiş diye söylüyorum. Bunun haricinde bir şey olsa onu da söylerdim.
Avukat Baran Kaya: Peki A101 kartlarına konu nasıl geldi? O kartlarla ilgili konu gündemde olan bir konuydu muhakkak. Bana ikinci ifademde de tekrar gündem olunca onunla ilgili ben de... Nasıl gündem oldu, işte sohbet oraya nasıl geldi?
---- Yani bilmiyorum.
Avukat Baran Kaya: Sizi şimdi şu arada gördüğümüz kadarıyla herhangi bir soru yok. Açıkçası sormak istediğim şey şu; siz burada hani açık sorarsanız... Oraya şimdi size herhangi bir soru yok ve siz bir anda ayrıca 2024 yılının Ramazan ayı A101 kartı gelmişti diyorsunuz. Sanki bir anda aklınıza gelmiş gibi...
--- Şimdi açık konuşayım: İlk ifademde sorulduğunda hatırlayamadığım için, ikinci ifademde tabii bu kartlarla ilgili konu muhakkak gelecek biliyorum. Şimdi savunmamızda da gelecek, onu ben kendim zaten söyledim. Bu kartlarla ilgili bir konu sormuştunuz; geldiği için söylediniz sohbet esnasında şeye geldiği için, yani direkt soru-cevap şeklinde değil. Ben aklıma geldiği için kart konusunu çünkü biliyorum, geçmişti ama hatırlayamadığım... Sonrasında işte ha tamam dedim böyle bir olay olmuştu, bu bu olabilir ancak diye bahsettiğim bir konuydu.
Avukat Baran Kaya: Ha, siz burada "böyle bir şey vardı, belki bu bahsettiğiniz kartlar olabilir" dediniz?
--Evet, ama ilk ifademle... Tamam, anladım.
AVUKAT ALİ RIZA DİZDAR
“Serdar Taşkın müdafiyim ben. Bu sorularımı kısa cevap vermenizin nedenini söyleyeceğim. Siz dediniz ki buradakiler hukukçu, ben kimyacıyım dediniz. Öyle dediniz değil mi?
Murat Or: Doğrudur. Doğru.
Avukat: Peki, Kaç senedir Belediyede çalışıyorsunuz?
M.O: on ikiden yirmi dörde kadar 12 sene diyebiliriz.
Avukat: Belediyelerin kaç türlü denetimi var biliyor musun?
M.O: Şöyle bizim tabii muhatap olduğumuz denetimler var ama belediye biz iştirakız çünkü.
Avukat: Çok güzel, Belediye iştirakler kime bağlıdır? Denetlemeyi en çok iştiraklerin denetimini kim yapar? Dış denetimdir o. Onun adına dış denetim denilir.
M.O: Net sorarsanız şimdi Sayıştayı var, Belediye denetimi var.
Avukat: Çok güzel. Belediye denetimi var. Çok tane siz belediyenin iç denetiminden beş bin üç yüz doksan üç, beş bin on sekiz altmış seksen beş sayılı yasaya tabi olduğunuzu biliyorsunuz değil mi?
M.O: Yasaları bilmem
Avukat: Tabii. Iç denetim ve dış denetim olduğunu biliyoruz.
M.O: Gelindiği zaman işte oradan biliyorum.
Avukat: Belediyelerinin iştirak firmalarının Sayıştay tarafından denetlendiğini bildiğinizi zannediyorum.
M.O: Muhakkak biliyorum.
Avukat: Sayıştay eğer bir suç unsuru bulmuş olsa idi ne yapardı? Sayın Başkan bugün bunları şunun için soruyorum. Burada hep rüşver ve bireysellikten gidiliyor. Halbuki bir. Suç örgütünden başlandı. Suç örgütünü buraya oturtturuldu. Yani ben bireyselliği Ceza Kanunu'na tabi, rüşvet var mı, yok mu? Kim memur, kim memur değil. Kim irtibat kuruyor? Onun hukuki tahsilatı var ama buradan gitmek istiyorum. Peki siz on iki senedir çalıştığınıza göre evet. Kadir Toptaş zamanında girdiniz. Değil mi? Belediyeler sizce suç örgütü mü? Bunu biliyor musunuz?
Başka türlü sorayım. Yani iç ve dış denetim sizin ilk girdiğinizde rahmetli Kadir Toptaş zamanında olduğu gibi devam ediyor mu? Yani hep bu iç ve denetim, içeride denetim
M.O: Rahmetli Kadir Topbaş zamanında 2017’de göreve geldim, özel kalem görevine. Ondan öncesi zaten laborada olduğum için bizi tek tek denetleyen Tarım Bakanlığıydı. O laboratuvarı akreditasyonuyla ilgili geliyordu. Fakat o bulunduğum süreçte iki bin on yediden, iki bin on dokuz işte seçimlerine kadar bir buçuk iki sene gibi bir süreç. O zaman muhakkak benim de hem iş öğrenmen işte biraz da o olaylara vakıf olmam. Hani bu o zaman bir denetim olduğu fakat onu tam hatırlamıyor olabilirim.
Avukat: Onu sormadım zaten. Denetimler oluyordu değil mi?
M.O: Sıklığını soruyorsunuz değil mi?
Avukat: Evet evet yani disiplini
M.O: Sayıştay denetimi sıklığı arttı mı derseniz, ben o iki senelik dönemde bir Sayıştay denetimi zaten görmedim. Bir buçuk sene.
Avukat: Ama biliyorsunuz.
M.O: görmedim.
Avukat: Belediyelerde Sayıştay denetimi oluyor.
M.O: Sayıştay muhakkak oluyor.
Avukat: Sizden almak istediğim muhakkak kelimesi, muhakkak Sayıştay denetimi vardır. Peki siz Sayın Ekrem İmamoğlu zamanında da görevde miydiniz?
M.O: Tabii ki. He? Iki bin on yedide dediğim gibi göreve geldim. AK Parti döneminde. Iki bin on dokuzdan itibaren de gözaltına alınana kadar devam etti.
Avukat: Siz suç örgütü tarifinin ne olduğunu biliyor musunuz? Suç örgütü nedir sizce?
Mahkeme Başkanı: Avukat Bey gerekli soruları sorun
Avukat: Efendim neden biliyor musunuz, iddianamenin başında…
Mahkeme Başkanı: Suç örgütü tanımını kimya mühendisi bize anlatmasın
Avukat: Sayın Başkan bunun sorumu açayım mı? Haklısın. Bakın sorumun başını açayım.
İddianamenin başında İmamoğlu suç örgütü tabiriyle. Başlıyor. Yani bir suç örgütü tabiriyle başlıyor. Yani belediyeler bir suç örgütü mü? Sorusunu onun için sordum. Siz herhangi bir suç örgütünün ne olduğu hususunda bilginiz var mı?
M.O: Şimdi sorunuz şuna benzedi. affınıza sığınarak, kollukta bana Sayın Ekrem Başkanımı gösterip tanıyor musunuz diye sordular. Yani bu sorunuzu da biraz ona benzedi herhalde.
Avukat: Hayır ona benzemez.
M.O: Belediye bir örgüt üyesi tabii ki olamaz.
Avukat: Çok güzel.
M.O: Ama bu Iddianamenin sadece benimle ilgili kısmını yani tamamını bilemiyorum. Dediğim gibi işte Ekrem İmamoğlu'nu nasıl tanıyorsunuz sorusu gibi.
Avukat: Sadece şunu da belirtmek isterim hukuki olarak.
Önemli olan. Delillerle desteklenmeyen ifadelerin gerçek yeri Yargıtay da bunu kabul eder. Anayasa Mahkemesi'ni kabul eder. Burada söylenen sözler doğrudur. Bu tanığın burada söylediği söz doğrudur. Onun için ben örgüt var mı yok mu? Eğer duyumunuz var mı, yok mu? Onun için sordum kendisine. Bir örgütten hiç bahsedilmiyor. Olmayan bir örgütten dolayı insanlar rüşvetten yargılanıyor. Bir şeyden yargılıyor.
M.O: Benim duyumum tabii ki olmadı”
MAHKEME BAŞKANI SORUSU VE ALİ SUKAS’IN DİĞER AVUKATI BEYZA NUR ACAR SORUYOR
Mahkeme Başkanı: Gelen tedarikçilerle onun ilişkisi ne durumdaydı? Bir bilgin var mı? Dün Hüsnü Yüksel Tuna'nın ifadesinde de onunla ilgili bir beyan vardı; o yüzden soruyorum.
Murat Or: Şöyle şimdi, tanımamazlıklardan kasıt zaten şu başkanım, Muhakkak gelen kişiyi ister istemez aynı katta olduğumuz için ben zaten kendisi müsait olmadığında misafir edip bekleme salonu var ama orada müsaitlik olmadığı zaman bazen benim odama gelip bekledikleri oluyordu muhakkak. Bu her yerde benzer bir durumdur. Ahmet Bey de şoför olması itibarıyla aynı katta; çünkü her an çıkabilmeye müsait yakınında duruyor duruyor. Aynı katta gene orada işte bir odada bekliyordu. Karşılaşmıştır, selamlaşmıştır; bu boyutta. Yoksa Ahmet Bey'in kimseyle yakın bir ilişkisi...
Mahkeme Başkanı: Yakın ilişkisi olduğuna şahit değilim diyorsun.
Ali Sukas Müdafii Avukat Beyza Nur Acar: Az önce size bir soru yöneltildi: 'Firmalardan gelip giden olur muydu? Bu saydığınız firmalar mıydı?' diye. Siz kendiniz zaten belirttiniz; ben kalem müdürü olmam sebebiyle zaten sık sık firmalar ziyarete gelir giderdi. Burada belli başlı firma isimleri verilmiş. Bunu sorma maksadını az çok biliyoruz ama ben yine de şunu sormak istiyorum: Bu sadece bu firmalara özgü bir husus muydu? Yoksa bütün tedarikçi firmalar iş gereği gelip Ali Bey'le görüşüp giderler miydi?
Murat Or: Anladım. Hemen hızlıca cevap vereyim. Şöyle; bizim zaten yanlış hatırlamıyorsam 100'den fazla çalıştığımız tedarikçi var. Yani hepsi aynı konuda değil başkanım, çeşitli konularda. Kimisi bu toprak oluşumuyla ilgili materyallerin alımı, kimisi ağaç, kimisi sulama sistemleri gibi... Yani çok daha fazla. Kendi tuvalet kağıdına kadar aldığımız bir sürü şey var, kalem var haliyle. Şimdi insanlarda da bir kurumda çalıştığı zaman ister istemez o kurumun yöneticisiyle konuşma, görüşme talebi oluyor. Bundan dolayı zaten çok fazla talep geliyordu. Bu taleplerden en fazla görüşebilen veya sıklıkla görüşebilenden kastım; iş hacmine göre, yaptığı işin niteliğine göre... Mesela sahada çalışan bir insan; sahadaki iş kritik. Sahadaki işi herkes zaten gelip yapamıyor. Sahadaki iş kritik olduğu için sahadaki tabii ki bizim yöneticilerimiz var, genel müdürle iletişim halindeler. Ama bazen bazı durumlarda daha sık görüşmeleri gerekebiliyor. Veya işte bu bitki tedarikçileri... Tekrardan gelip muhakkak bitki aldığımız dönemler oluyor veya para ödeyemediğimiz dönemler oluyor., sıkışık olduğumuz dönemler oluyor. Bunlarla ilgili de görüşme sıklığı; mali niteliğine, hacmine göre —uzatmayayım başkanım— değişiyor yani. Sıklığı olanlar daha sıktı. Teşekkür ediyorum."
ALİ SUKAS MÜDAFİSİ AVUKAT KAPTAN YILMAZ
Binali Sarıtaş ile ilgili bir bölüm var ifadenizde. Diyorsunuz ki: "Binali Sarıtaş Ağaç A.Ş.'ye pasta türü şeylerle gelirdi. Müdürümüz de personele dağıtmak için bana verirdi, dağıtılırdı." Şimdi bu pastadan para mevzusuna nasıl gelinir? İfadenizde konu şöyle geçiyor, diyorsunuz ki: "İşte bazen eve bir şeyler götürürdü. Bize dağıtmadan yani Ağaç A.Ş.'nin içinde servis etmemizi ister, eve götürürdü. Bunun içinde para olabilir." Biraz önce şunu söylediniz, "bir diyalogla geçti" dediniz. Hatırlıyor musunuz bu arada?
M.O: Bir şeyi bir keresinde ifade edeyim. Habire bir şey geliyordu da "bazılarını götür" diye bir şey yok. Zaten genelde o gelen şeyler, yalan söylemeyeyim, kurabiyeler zaten dağıtılırdı. Onu kimsenin evine götürecek hali yok. Orada yeniyordu veya ikram ediliyordu. Burada da böyle bir süreçten veya şüphelendiğin için bir süreç oldu mu mantığıyla sorulduğunda; ya ben hatırladığım, bildiğim genel müdür gelen şeyleri evine götürüp kurmazdı ama bir keresinde böyle bir olay olmuştur. Bakın orada "bir şeyi" diyorsunuz, "bazen olurdu" değil. Tamam, düzeltmiş olayım.Bir şeyle ilgili böyle bir şey olmuştu ama içerisinde para vardır yoktur bilemem.
Avukat: Siz direkt cümleyi böyle mi kurdunuz? Yoksa Cumhuriyet Savcısı "İçinde para var mıydı, para olabilir miydi?" sorusuna binaen mi bir durum oldu? Tamam, yaşadıklarımı düşündüğümde şüphelenecek bir durum yok ama böyle bir olay yaşanmıştı. Onun da içeriğinde ne olduğunu bilemem diye kendisine ifade etmiştim. Cumhuriyet Savcısı'nın "Para olabilir miydi?" sorusu mu oldu ki siz "Para olabilir" dediniz?
---Orada Sayın Cumhuriyet Savcısı'nın öyle bir sorusu açıkçası tam olarak yoktu. Biraz da bu sanıkların ifadeleri var. Hatta Binali Sarıtaş farkındaysanız sanık olarak bile çıkıyor. Ben dedim, burada bana tabii benimle ilgili konularla ilgili soruldu. Diğer gözaltında olanları duymuştuk da muhakkak, bazılarını cezaevine girmemden avukatımın araştırıp söylediği kadarıyla biliyorum. İşte ilk cezaevine gidenler var, çıkanlar var. Yaşamadığım bir olayı anlatamam dediğim gibi, bende böyle bir usul yok. Haliyle onlarla ilgili böyle bir durum gerçekleşmedi. Fakat Binali Sarıtaş ile ilgili böyle bir şey bir kez olmuştu. Bu arada onu da ifade edeyim hanımefendi, hakkınızı helal edin isminizi unuttum, Ümit Polat'ın müdafisi hanımefendi dün "Binali Sarıtaş'ın bir çanta getirdiğini, o çantayı da genel müdüre..." dedi. Ben çanta falan demedim. O ifademde zaten belli, orada bir hata var, onu da düzeltmiş olayım. Bir şeyi götürdü. Yok, siz "çanta" dediniz. "Çanta gelip gidiyor, zarf gelip gidiyor" dediniz mi o yüzden? Bakın iyi bakın, orada ben "bazı çantaları da götürdüğü bir şeyi" diyorum.
Avukat: Murat Bey, odanızın, genel müdürün odasının ve yönetim katının yapısını bize bir anlatır mısınız? Bunu şunun için soruyorum; malum iddialardan bir tanesinde para dolu poşetlerle sizin makam odanıza gelindiği iddiası var. Siz orada o dosyada sanık değilsiniz ama...
---Hepsini okudum, tamam.
"Bu miktar parayla nasıl buraya geliyorsun ulu orta? Git bunu dolara çevir ama geri getir" diyorlar.Sizin bulunduğunuz odanızın önü bekleme salonuna, sekreteryanıza, çay vesaire işlerinizi yapan personele açık mıdır, kapalı bir alan mıdır? Orada konuşulanı kim duyabilir? Bitişikte yanda oda var mı?
-----Adem Yavuz'un ifadesinden bahsediyorsunuz, o şöyle bahsediyor, hatırladığım kadarıyla ifade edeyim: "Geldim" diyor, "o esnada Murat konudan haberim var, parayı bana bırak dedi" diyor. Sonrasında müsait olmadığı için misafiri çıktı diyor. Çıktığı zaman da genel müdürü görünce ona bu konudan bahsettiğini söylüyor. Şimdi zaten kendi ifadesinden anlaşıldığı üzere olay tam olarak içeride değil; kendince bahsettiği olay dışarıda geçmiş gibi bahsediyor. Haliyle bizim orada bir koridor var. Genel müdürün odasına girildiği anda oradan hiçbir şey duyulamaz, çünkü mesafe uzak. Ama eğer odadan dışarıda bir yerde konuşulduysa; asistan, çaycı yakında değilse duyamayabilir ama temizlik görevlisi veya çaycı yakındaysa herkesin duyabileceği ve kameranın da çektiği bir alandır dışarısı. Ben o bahsettiğinden kasıtla söyleyemem. Gelir kendisi "Yok, ben odayı kastetmiştim" der, onu bilemem.
Avukat: Teşekkür ederim. Bir diğer sorum; siz kalem müdürüsünüz, gelip giden kişileri kaydettiğiniz resmi bir ziyaret defteriniz var mı? Bunlar muhafaza edilir mi?
-----Ziyaret defterimiz değil ama güvenliğin kendi kayıt tuttuğu bir defter var. Bizde şöyle bir durum var; Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı gibi yukarıda birkaç birim var. O deftere girişler kaydediliyor. Kayıtlar sağlıklı oluyor mu? Sanırım sanıklardan Evren Şiroğlu'nun da öyle bir talebi vardı. İsgtüven var, Güvenlik A.Ş., belediyenin kurumu. Onun kendi matbu şeyleri üzerine kayıtlar gayet sağlıklı tutuluyor. Bir de orada farklı birimler olduğu için oradaki birimlere gelen kişiler para istemek için farklı bir birime de gelebiliyor. Genel müdür yardımcısına da gelip sadece genel müdüre gelmiyor. Hatta çok basit ifade edeyim; genel müdürün katında genel müdür yardımcılığı da vardı. İşletme genel müdür yardımcısı da bizim kattaydı. Ama her gelen sanki genel müdürü görmek zorundaymış gibi davranıyordu. Artık biz bunalmıştık, yönetemez hale gelmiştik. Haliyle genel müdürün kendisi de ifade eder, o genel müdür yardımcılığının yerini değiştirdi ki bu trafik azalsın. Ama aşağıda olduğu için yine ona gelenler aynı deftere kaydediliyor, Mali İşler'e gelenler yine aynı deftere kaydediliyor. Birden fazla gelmiş gözüküyor olabilir ama o hangi birime gelmiştir, o oradan çıkmaya başlar.
Teşekkür ederim. Son bir soru Sayın Başkan. Özel kalem müdürlüğüne ilk hangi genel müdürle başladığınızı hatırlıyor musunuz? 2017 diyorsunuz.
---Hatırlıyorum tabii.
Gelince sizi tercih ederek mi çağırdı, yoksa bir görev değişikliği mi oldu?
----Şöyle oldu, onu uzunca bahsetmiştim. Rahmetli Kadir Topbaş Bey kurumumuza bir ziyaret gerçekleştirdi. Orada laboratuvarda tabiri caizse kıdemli bendim, "sunumu sen yap" dediler. Ben de Kadir Bey ile canlı yayında bir sunum gerçekleştirdim, bu da çok beğenilmiş. Önceki genel müdürü de tanımıyordum, aynı kurumda olmamıza rağmen görüşmüşlüğümüz bile yoktu çünkü laboratuvardaydım. O da özel kalem arayışındaymış demek ki; benim yöneticime sormuş, yöneticim de "bir görüş" diye beni yollayınca görüştük. Sonrasında 2017'de özel kalem görevine kendisiyle başladım.
Ali Bey geldiğinde devam ettiniz.
----Ali Bey geldi, yine dediğim gibi; ben iş noktasında elimden gelen gayreti gösterme çabasında olmuşumdur. O disiplinli duruşu, dürüst davranışlarımı gördüğü zaman devam ettirdiğini düşünmekteyim. Onu da kendi ifade eder muhakkak, beni niye tuttuğunu.
En yakınındaki kişisiniz. Daha öncesinde görüşmüşlüğünüz, kendi ifadelerinden de çıkar, genel müdür olduktan sonra tanıdınız ve siz eski genel müdürün özel kalem müdürü olarak sizinle devam etti. Doğru. Peki, şoförünü tanıyor musunuz Ahmet Bey'in
---Ahmet Bey'i iş arkadaşım olması dolayısıyla tanıyorum.
Ahmet Bey daha önceki genel müdürün de şoförü müydü?
---Doğrudur, orada çalışıyordu genel müdürlükte ama ne kadar uzun süre olduğunu bilmiyorum.
----Ama neticede Ali Bey hem özel kalem müdürü olarak sizinle hem de bir önceki müdürün şoförüyle çalışmaya devam etti, değiştirme ihtiyacı duymadı.
----Duymadı, doğrudur.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Ağaç A.Ş. Genel Müdürü. Bu firma ziyaretleriyle ilgili biraz önceki bir sorudan dolayı hem teyit almak hem de konunun açıklığa kavuşturulmasını istiyorum. Sanki bazı firmalar, Ağaç A.Ş. ile çalışan firmaların bir kısmı sadece genel müdüre ziyarete geliyormuş. Bunu Murat'a sormak istiyorum. Yani Ağaç A.Ş.'ye bana ziyarete gelen firmalar sadece bana mı geliyordu? Yoksa şirkette başka birimlere de gidiyorlar mıydı?
Murat Or: Demin ifademde de yine belirtmiştim ya Sayın Başkanım; bu defterden de az çok anlaşılacaktır. O kadar sık... Aynı gün içerisinde iki üç defa girişi bile olabilir. Bir kişi ziyaret edilemez. Tabii ki sadece genel müdüre gelmiyordu. HTS kayıtlarından
Mahkeme Başkanı: Başka birime gelen "Müdüre de uğrayalım," demiştin.
Murat Or: Öyle de olabiliyor veya başka birime geldiği için deftere kayıt olmuş ama bize hiç uğramamış da olabilir. Sadece genel müdüre geliniyor gibi bir durum yok.
FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİS İNCİ
Avukat: Murat Bey siz iki kez ifade verdiniz değil mi? Bir yirmi dokuz Eylül tarihinde bir de on bir Temmuz tarihde
M.O: Doğru.
Avukat: Bu ifadeleri verirken Ümit Polat'ın ifadesinden ve Ertan Yıldız'ın ifadesinden haberdar mıydınız? Öncesinde?
M.O: Yok değil. Haberdar mıydınız, derken içeriğini mi kastediyorsunuz? Ifade vermiş olma durumunu mu kastediyorsunuz?
Avukat: Her ikisini de kastediyorum.
M.O: İçeriğinden haberdar muhakkak değildim.
Avukat: 29 Eylül tarihli ifadenizde Ümit Polat'ın ifade verdiğinden size bahsettiği yönünde bazı bayanlarınız var.
M.O: O kendi beyan. Şimdi. Tabii ki bahsetti de. Eee bu ne demektir? Nasıl ben istediğimi söyliyim, kime ne söylersem söyleyeyim buradaki ifadem işte Sayın Başkanım da diyor ya madem öyle niye böyle söyledin? Ben de işte bazı yerlerde maddi hatalı olduğunu izah ettim. Aynı bunun gibi.
Başkanım işte burada dediğim gibi Ümit Polat geldi. Bir ifade verdiğinden bahsetti. Çok aşırı bir detay bahsetmedi o esnada. Ya ben ilk bana o işte yüzde oncuydu, ortaklıydı demesi gibi ya bunları dedim ben benlik bir durum değil. Yani bana bunları bahsetme. Zaten işte kendisi de söylüyor. Oraya şikayet ettim diyor. Buraya şikayet ettim. Bunun yetkili mercileriyle ilgileniyor. Ben kolluk muyum Sayın Başkan? Veya ben görevimin orada sadece işte randevuları oluşturmak oradaki yönetimdeki aksama olmasın diye toplantılar olur. Ben gidip de. Bir oradaki satın alma süreci bilmem, ihale süreci bilmem ki oradaki bir yanlıştı ve eksikliği düzeltecek bir soruşturma başlatayım, bir şey yapayım. Zaten anlamam. Hani bu detayları bilmem esasen.
Avukat: 11 Temmuz 2025 tarihinde ikinci ifadenizi veriyorsunuz. Bu ifadenizden bahsederken az önce anlatırken çeşitli maddi hata, seffen yapılan hatalı yazım gibi kelimeler kullandınız. Ancak bu iki ifadeniz esasında ve çekirdeğinde birbirinden büyük değişikliklere sahip. Yani sadece bir kelime hatası, maddi bir hata gibi görünmüyor.
M.O: 2 ifade arasında değil o. Şimdi etkin pişmanlıktan faydalanma gibi bir derdim zaten hiçbir zaman olmadı. Ilk ifademde hayatımızda ilk defa böyle bir şey yaşıyoruz, siz hukukçular anlarsınız dememden kastım o, siz kaç defa ifadeye girmişsinizdir. Işte abi ben ilk defa böyle bir şey görüyorum ve belli ithamlarla karşı karşıyayım. Belli iddialar var. Ben bu iddialarla ilgili. Tabii orada ya zaten ilk ifademde hem hatırlamıyorum olayları hatırlama gibi bir ihtimalim yok. Bize de bir hatırla Murat, iki günde Vatan’da yat da hatırla diyen olmadı. Yani biz sulhtan sonra direkt getirildik buraya. Haliyle bunu tabii ki bir düşünme için. bir süreç oldu. Düşündüm. Sonrasında dedim ya ben böyle bir süreçte işte kolluktan kaçacak savcılıktan kaçacak bir insan değilim. Böyle bir işte intiba oluşturamam. Ama insanlara görmediğim bilmediğim hakkında bir şeylerle ilgili de işte. İftira atacak bir insan da değilim. Bunu sayın savcıma da belirtmiştim. Etkin pişmanlıktan faydalanma gibi bir derdim olmadı ama savcılıktan ve ifadeden kaçmayacağım için de kendisine gittim. Yaşadıklarım işte o anda kendi yorumlamalarımı söyledim bazı şeyleri. İki ifade arasındaki fark dediğiniz bu olabilir yani.
Avukat: Bu 29 Eylül tarihli ifadeyi verirken yani etkin pişmanlıktan faydalanmadım bildiğim hususları anlatmak istedim diyorsunuz.
M.O: Hatırladığım, O üç konudan zaten dedim ya birini hatırladım. Diğer ikisi yaşanmamış olaylar,
Avukat: İfadeyi vermek için nasıl bir müracaatta bulundunuz? Yani cezaevinden bir dilekçe mi yazdınız? Avukatınız mı savcılıkla görüştü? Cezaevinden sevkiniz nasıl sağlandı.
M.O: Ben cezaevine bir dilekçe verdim kendim. Sonrasında Savcı Bey beni zaten çağırdı.
Avukat: Bu ifade anlamı sırasında siz Ertan Yıldız'ın ve Ümit Polat'ın beyanlarından haberdar olmuş muydunuz? 29 Eylül tarihli. Girerken biliyor muydunuz o ifadeleri?
M.O: İçeriğinden bir haberim yoktu. Haberlerde çıktığı kadar işte, yani haberlerde çıktığı kadar belli şeyler görmüşümdür ama zaten benim iddia işte ifademde Ertan Bey'le ilgili herhangi bir şey yok. Hani. niye soruyorsunuz? Onu anlayamadım da. Ümit Bey'le ilgili de açıkçası ben onun hakkında işte bu bir şey duyduğum veya bir dedikodu üzerine dediğim gibi hareket etmem. Ve ben bildiklerimi anlattım.
Avukat: Haberlerden gördüğünüzü söylediniz. Doğru mu anlıyorum.
M.O: Haberlerde gördüğümüz kadar gördük tabii ki.
Avukat: Tamam. Peki savcılık ifade alımı sırasında size bu ifadelerin detaylarından bahsetti mi? Hatırlattı mı bu ifadeleri size. Yani Ümit Polat'ın ifadesinden veya Ertan Yıldız'ın. İfadesinden.
M.O: yok canım
Avukat: Peki siz 3G alım yöntemiyle, istisnai yöntemlerle yapılan alımlarla ilgili herhangi bir toplantıya katıldınız mı?
M.O: Toplantıya katılmadım. Eğer kastınız orada işte ifademde geçen kısımsa, başkanım izah et derseniz onu izah edebilirim.
Avukat: Önce şöyle yapalım. Benim soruma cevap verin. Sıra sırayla gidelim. Böyle bir toplantıya katıldınız mı daha önce?
M.O: Yok katılmadım.
Avukat: Peki ifadenizde geçen ve Ümit Polat ile Ali Sukas arasında 3G alımlarına ilişkin gerçekleştiği iddia alınan toplantıdan siz nasıl haberdar oldunuz? Birlikte toplantı yapar mıydınız bu isimlerle?
M.O: Yok o iş, o zaten ifademde de belirtmiştim. Onu şöyle söyleyeyim ben size. Şimdi orada. Sayın Savcı demişti. Bu Ali Güner ve işte Yüksel Tunar'la ilgili hani bir şeye şahit oldun mu diye. Dediğim gibi ben zaten yaşadığımı anlatıyorum bir şey kaçırmak gibi bir derdim yok. Ben Ümit Bey'le Ali Bey bu konularla Ilgili işte bazen toplantılar yapılıyor. Ben satın alıcı veya ihaleci değilim Sayın Başkanım ama işte belli süredir doğru dürüst çalıştığım için az çok bir şeyleri muhakkak biliyorum usullerle ilgili.
Şimdi o 3G usulüyle ilgili içeride konuşuyorlardı ve ben içeride toplantı. Halindeler ben katıldım gibi bir durum değil. Ben bir şeyi arz etmek için içeri girmiştim. Görevim gereği. Zaten acil olmadığı sürece içeri de girmem. Bölmem hiçbir şey. Içeri girmiştim. Orada bu tabii alım yöntemlerinde de bir yani yaklaşık maliyeti oluşturulduğunu biliyorum, bu sahada iş yapacak kabiliyette her firmanın olmadığını, gözümüzün önünde cereyan ediyor olaylar. Şimdi bazı şeylere hakimim. Haliyle bu önceliklendirme konusu. Yani zaten onu ben demedim ki onlara işi vermek için konuştular. Önceliklendirdiklerini niye söyledim? Bu ihalelerin başta belli yerlerden yaklaşık maliyet oluşturulmak için belli yerlerden teklif alma usulüyle olduğunu biliyorum. Ha bildiğim kısmı o kadar. Farklı bir usulü daha vardır. Işte açıkta daha farklıdır. Yirmi ikide de daha farklıdır. Bu ayrı. Benim önceliklendiriliyor dediğim kasıt oydu zaten.
Avukat: Ben anlayamadım. Öncelendirilmekten kastınız nedir? Yani Ali Sukas veya Ümit Polat burada nasıl bir cümle kurdular da siz burada çünkü detaylı bir anlatım var. Diyorsunuz ki. Anadolu Yakası'nda şu firmanın Avrupa Yakası'ndaki bir firmanın önceliklendirildiğini konuştular diye uzun bir beyanınız var. Ne kadar yanlarında kaldınız? Bu bir toplantı mıydı? Önceliklendirmeden anladığınız nedir?
M.O: Bu toplantı değil. Dediğim gibi içeri girdiğimde Anadolu Yakası ve Avrupa Yakası'nda işlerin tam olarak ne olduğunu hatırlamıyorum. Işte çapadır, ottur. Neyse onu tam hatırlayamıyorum ama Anadolu Yakası Avrupa Yakası'nda belli işlerin yapılacağı ve o işlerle ilgili şimdi orada. Sadece işte Ali Üner, sadece Hüsnü Yüksel Tunar konuşulmamıştır. Ama o esnada bana sorulan o olduğu için ben onlara cevap verdim. Yani orada neticede belli firmalardan gerçek fiyatlar oluşturması için maliyet oluşturuluyor bildiğim kadarıyla.
Avukat: Bu iki tane firmanın adını değil de başka birinin adını söyleseydi. Ahmet veya Mehmet'le ilgili soru sorsaydı. O zaman da mı aynı cevabı verecektiniz?
M.O: Hatırlasaydım söylerdim tabii ki.
Avukat: Rıfat Enis Ardinç kimdir?
M.O: Bu da bir bitki üreticisi veya tedarikçisi.
Avukat: Şimdi burada anlayamadığım bir husus var ifadenizde. Sayın Başkan'dan beklemiştim aslında bu hususu sormasını ama atlanmış olabilir. Kerançeli uzunlar geldi diyorsunuz. Ali Sukas ile görüşmek istedi. Oradaki konuşmamızda İbrahim isimli bir çalışanın düğün davetiyesi getireceğinden bahsediyordu.
M.O: Doğrudur.
Avukat: Sonraki gün Rıfat Enis Erdinç isimli kişi kapalı sarı zarf içerisinde olan parayı masama bırakarak Ali Sukas’a teslim etmemizi söyledi diye bir beyanınız var. Şimdi mahkeme huzurunda az önce verdiğiniz ifadede dediniz ki ben özel kalemim bazen çeşitli paketler, evraklar vesaire gelir. Ancak ben bunların hiçbirinin içini açmadım dediniz.
M.O: Doğrudur açmadım.
Avukat: Açmadınız. Peki kapalı bir sarı zarf içerisinde bulunan şeyin açıkça kapalı sarı zarf içerisinde olan parayı masama bıraktı diyorsunuz. Açmadığınız bir şeyin içerisini nasıl gördünüz?
M.O: Görmedim. Şöyle izah edeyim. Dediğim gibi şimdi o zaman o. arkadaşın işte bir müdürü gelip düğün davetiyesi getireceğini ve düğünü olduğunu bahsetti. Sonrasında zaten genel müdürle görüştü müdür gitti. Akabinde bu olay gerçekleşince ben de şöyle düşündüm. Içerisinde demek ki o düğünü olduğu için o kişiye işte bir kişi yardım veya destek olmuş, olmak istemiş olabilir. Mantığıyla ben zaten içini görmedim. Bunu ısrarla söylüyorum. Yani içini görmedim. Ama bu mantıkla olabileceğinden içerisine para olduğunu düşünüyorum dedim. Hani bu yaşadığım bir olay kesinlikle içini gördüğüm bir şey değil. Bu mantıkla olabileceğinden. Yani bana çünkü deniyor ki böyle bir şey gördün mü? Ya ben böyle bir şey görmedim. Içerik görmedim. Fakat burada olabileceğini düşündüğüm bir şey varsa bu da odur. Bu da bu amaçlı yapılmıştır. Zaten bu zarf hani işte kocaman büyük bir zarf ufacık bir şeydi yani
Nergis İnci: Bu olayları anlatırken ifadenizin sonu şöyle devam ediyor, en son kısmında, diyorsunuz, "Ekrem İmamoğlu 3 kez Ağaç AŞ’ye geldi. En son geldiğinde Ali Sukas ile baş başa görüştü. Önceki görüşmelerinde yanında İBB’de de sekreterleri vardı. Öncekilerde sunum yapılmıştı. Son görüşmelerinde ne konuşulduğunu bilmiyorum," diyorsunuz. Burada merak ettiğim husus şu, Burada bir unsur veya anlatılacak ya da iddianamedeki bir olayla ilgili bir şey görmediğim için soruyorum. Savcılık size bu soruyu mu yöneltti? Yani "Ekrem İmamoğlu Ağaç A.Ş’ye gelir miydi?" sorusuna verdiğiniz cevap mı bu?
Murat Or: "Ziyarete geldi mi?" diye sordu. Ben de onun akabinde zaten Sayın Ekrem İmamoğlu’nun Belediye Başkanımız olduğunu ve kurumları ziyaret ettiğini, biz de bu minvalde göreve geldiğinde bir kez, sonrasında da ikinci kez tekrar gelmişti, bir de son kez geldiğini hatırlıyorum. O zaman da yanlış hatırlamıyorsam bu Genel Sekreter yardımcılarıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Genel Müdürle de muhakkak bizim kuruma geldiği için kısa bir süre odasında görüştü. Zaten biz Ekrem Başkan geldiğinde, yani o kendi ekibi de geldiği için o katta her şeyi biz takip ediyoruz veya biz izliyoruz gibi bir durum yok. Yani ekibi daha çok o süreçleri yönetiyor. Durum bundan ibaret.
MURAT OR AVUKATI ABDULLAH ÜRESİN
“Efendim öncelikle belirtmek isterim ki müvekkilim burada zaten detaylı bir şekilde ifadesinde, ikinci ifadede daha doğrusu eksikleri, maddi hataları düzelteceğiz. Yaklaşık dört saat civarı sürmüştü o gün ifade. Ben de sağlık sorunlarından dolayı müvekkilime okumak istiyorum. Tabii o hem benim rahatsızlığım hem de ifadenin gerçekten de biraz fazla uzun sürmesi, çünkü her şeyin çok fazla sohbet tarzında geçmesi etkili oldu. Yaklaşık tutuklanmasından iki ay sonra bu ifadeyi verdi. Biz bu iki ay boyunca kendisiyle sürekli görüştük. Anlatabileceği, suçsuzluğundan emin olduğum için, anlatabileceği bildiğimiz noktalarda ne varsa hızlı bir şekilde karar verip suçsuzluğunu kanıtlayıp hızlı bir şekilde açıkçası tutukluluğunu bitirdiğimiz kanaatindeyim. Çünkü dosya başından sonuna kadar sadece gizli tanık beyanları, suçluların kurtulmaya yönelik tanık beyanları tarzında ifadelerden oluşuyor.
Müvekkilim zaten detaylı olarak her şeyi anlattı. Biz bu süre zarfında kendisiyle hani eksik kalmaması için bütün hususlara çalışmıştık yeterince. Kendisine ikna edilmeyen olaylarda dahi bildiğiniz her şeyi anlattı. Yani burada zaten kendisinin herhangi bir delil karartma, delil saklama vesaire gibi unsurları olmadığını açıkça belirtir. Müvekkil hakkında iddianamede ayrıca büyük yönetim hususları efendim, görgüye değil varsayıma dayalıdır. Müvekkil hakkında gizli tanık ve tanık beyanlarına dayanarak rüşvet suçu işlemiş olduğu belirtilse de bu suçun unsurlarından hiçbirinin gerçekleşmemesidir. Müvekkil yönünden anlaşma, aracılık fiili, kast ya da göreve ilişkin işlem bulunmamaktadır.
HTS ve baz kayıtları diğer sanıklarda olduğu gibi müvekkil yönünden de net bir şekilde belirtilmemiş. Sadece şu tarihlerde şu kişilerle bulunduğu belirtilmiş. O üç yüz metre çapındaki diğer baz kayıtlarındaysa zaten müvekkilin diğer sanıklarla ya da diğer suça ilişkin olaylarda hiçbiriyle beraber bulunmadığı aşikardır. Ayrıca mal varlığına ilişkin müvekkilin herhangi bir şekilde ailesinin, birinci derece yakınlarının hiçbiri tarafından da aleyhine bir rapor düzenlenmemiştir. Ayrıca müvekkil yönünden cezaların şahsiliği ilkesi de ağır bir şekilde ihlal edilmiştir. Şöyle ki; müvekkilin olduğu tüm eylemler görev kapsamı içerisindedir. Müvekkilin içeriğini bilmediği, bilme ihtimalinin olmadığı paketleri açma ihtimali de bulunmamaktadır. Söz konusu paketlerin ve benzeri herhangi bir materyalden menfaat elde ettiği veya bilgisi olduğuna dair somut bir delil bulunmamaktadır.
Müvekkile verilmeye çalışılan ceza şahsından ya da eylemlerinden ziyade bulunduğu konumdan kaynaklanmaktadır. Bugün müvekkilim Murat Or yerine başka bir şahıs aynı özel kalem görevinde olsaydı, gizli tanık Mimoza ve Gürgen aynı şekilde bir yalan beyanda bulunacaktı. Aynı şekilde sanıklar da suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarını vermek için aynı şekilde bir beyanda bulunacaktı ki zaten somut delillerle hiçbir şekilde iddia ettikleri şeyleri ispatlayamamışlardır. İddia makamı dahi soyut bir şekilde müvekkilin yalnızca bu durumu bilebilecek bir konumda olduğunu ileri sürmektedir. Ancak ceza hukukunda bilebilme ihtimali değil, bilmenin kesin ve somut delillerle ispatı esastır. Dosyada müvekkilin rüşvet aldığını veya aracılık yaptığına dair somut bir delil bulunmamaktadır.
Ayrıca biraz önce belirttiğim o hususu da iddianamede açık bir şekilde kendi beyanı olarak belirtmiştir. İddianamenin 3043. sayfasında belirtildiği üzere örgüt üyeliği yönünden somut bir delil bulunamamıştır. Ancak iddia edilen diğer suçlamalardan da herhangi bir delil yoktur. İddianamede ve diğer sanık beyanlarında da belirtildiği üzere tanıkların yargılamadan ve gizli tanıkların beyanlarından haberleri olduğu belirtilmiştir. Bu durum da gizli tanık beyanlarının güvenilir olmadığını kanıtlar niteliktedir. Ancak müvekkilimize yalnızca beyanla ceza verilmeye çalışılmaktadır.
Efendim yani bizim şu anda yapmaya çalıştığımız savunmalar yalnızca beyan ve ifade üzerine; onun haricinde yapabileceğimiz hiçbir savunma yok. Yani bir para olsaydı, bir mal varlığı olsaydı vesaire hiçbir unsur yok. Yapabileceğimiz tek savunma gizli tanıkların ve diğer tanıkların yalan beyanlarına yönelik bir savunma yapmaya çalışmaktır. Ayrıca tanık beyanları tutarlı olmalı efendim, hayatın olağan akışına uymalı ancak tanık beyanları hayatın olağan akışına uygun değildir. Aynı şekilde sanık beyanlarının da bu şekilde olması gerekmektedir.
Müvekkilimin de belirttiği üzere Adem Yavuz ihbarı getiriyor. Getirdiği parayı Ali Bey'e vermeden önce herkesin gözü önünde, kameraların bulunduğu bir ortamda bunu TL'ye çevir, pardon dolara çevir, dolar olarak getir deniliyor. Yani bu da efendim hayatın olağan akışına aykırı. Nasıl müvekkilim için "bazı şeyleri bilmesi gerekiyor, bilmemesi hayatın olağan akışına aykırı" deniyorsa, böyle bir olayın yaşanmış olma ihtimali de hayatın olağan akışına aykırıdır aynı şekilde. Aynı şekilde Fikret Baydemir'in kendi ifadesinde; "Paketi makam odasına teslim edecektim, odanın dolu olduğu söylenilince Murat Or'a teslim ederek oradan ayrıldım. Bunun haricinde benden başka da bir talebi olmadığı gibi parayı neden eksik getirdiğim hususunda da kimse bana bir şey söylemedi" şeklinde beyanda bulundu. İddia makamı kapalı paketlerin içeriğini bilmesi gerektiğini söylüyor. Bence içeriğini biliyorsa, anlaşma varsa, bunun kesinliğine ilişkin hiçbir şey dememesinin sebebini söylemiyor. Yani efendim, anlaşma yapmış, rüşvet aracılığı yapıyor, bu şekilde bir para ticaretini biliyor, rakamları biliyor ama kendisi diyor ki para eksik getirildiğinde hiçbir cevap verilmiyor. Müvekkilimin hiçbir şekilde cevap almamasının bir mantık zeminine oturtulması gerektiği iddianamede bu şekilde bize belirtiliyor. Ama burada da bir tezatlık var; yani hem anlaşmayı yaptığı iddia ediliyor hem de para eksik getirildiğinde hiçbir şey söylememesi bekleniyor. Burada da aslında müvekkilin getirilen paketlerin içeriğine yönelik herhangi bir bilgisinin olmadığını açıklar niteliktedir. Aynı şekilde bu beyanlarımız müvekkilimin kendisini veya birini suçtan korumaya yönelik beyanı değil, tamamen kendi yaşadığı olayları anlattığı hususlardır.
Ayrıca Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da ceza mahkemesinin yalnızca soyut ve desteklenmeyen tanık beyanlarıyla karar verilmemesi yönünde görüş birliği mevcuttur. Yani dediğim gibi efendim, bizim yapabileceğimiz tek savunma beyanlara yönelik savunmadır. Onlar da somut bir delil bulabilseydi biz de somut bir şeye karşı çıkardık ki şükür ki herhangi bir somut delil yok. Aslında acelesi yok efendim ama iki tane küçük çocuklu babasının çocuklarına kavuşması için biraz acelesi var. Tüm açıklanan sebeplerle müvekkilin tahliyesine ve beraatine karar verilmesi gerekir.
Ancak öncelikle şunları talep etmek istiyorum Sayın Başkan; müvekkil yönünden tüm deliller toplanmıştır, müvekkilim sabit ikametgah sahibidir, iki çocuk sahibidir, delil karartma ihtimali bulunmamaktadır. Bu yönlerden tahliyesine, adli kontrol kararı verilmesini, ayrıca adli kontrol kararı verilene kadar tutukluluk halinin devam etmesi halinde -şu anda müvekkilim suçlar kapsamında tutukluluğu devam ediyor- bu şekilde haftada bir gün ailesiyle görüşebiliyor, bu durumun da düzeltilmesini talep ediyoruz. Bu şekilde efendim.
DURUŞMA SONU KISITLAMALARA İLİŞKİM İMAMOĞLU - HAKİM DİYALOG:
Hakim: Avukatlara dışarıda bir şey uygulamıyoruz zaten. Tedbir
Ekrem İmamoğlu: Hani uyardınız ama. Uygulandı
Hakim: Onu o gün baro başkanımızla görüştük. Oradan sonra bir daha devam etmedik zaten uygulamaya da. Diğer... Onu da gerekli görüşmeyi yaparım. Medya konusundaki talebinizle ilgili de zaten ben arkadaşlarla sürekli görüşme talebinde bulunuyorlar. Biz orada gerekli her türlü şeyi sağlıyoruz. Yani elektrik imkanları olmadığını söylediler. Yazacak masa olmadığını, hepsini sağladık. Hoparlör konusunda da gerekli şeyi sağlayacağız. Yani orada herhangi bir şeylerimiz yok. Ben hani o anlamda yardımcı olayım. Siyasilerle ilgili gelen zaten günlük talepleri söylüyorlar. Biz şu ana kadar engel olmadık. Sadece Başkan Bey'le ilgili dün önce bir durum olmuş, öğleden sonra onun için de giriş imkanı aldık. Hatta yabancı temsilcilerle ilgili de günlük geliyor talepler. Biz hepsinde de aldık içeriye. Yani bu anlamda da bir şey uygulamıyoruz. Ben anlıyorum durumu hani...
Ekrem İmamoğlu: Biraz daha esnek olabileceğini.... Sonuçta İBB bürokratı vesaire benim bahsettiğim şeyler bunlar.
Hakim: Gelen talepleri değerlendiririz.




