Yazısında üç tür kanser aşısından bahseden Dr. Burak, bunları "koruyucu," "tedavi edici" ve "kişiselleştirilmiş" şeklinde gruplandırdı. Koruyucu kanser aşılarının doğrudan kanseri değil, kansere yol açabilecek enfeksiyonları engellediğini söyleyen Dr. Burak, kanserlerin yüzde 15-20’sinin viral enfeksiyonlarla ilişkili olduğuna dikkati çekerek HPV ve hepatit B gibi virüslere karşı geliştirilen aşıların, hastalık daha ortaya çıkmadan kanser riskini önemli ölçüde azalttığını vurguladı.
Dr. Burak, tedavi edici kanser aşılarının ise mevcut tümörü hedef alarak bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı harekete geçirmeyi amaçladığını belirtti. Burak'a göre, kanser hücrelerinin bağışıklık sistemi için “yabancı” olarak kolayca ayırt edilememesi ve her tümörün farklı özellikler taşıması süreci zorlaştırıyor. Bilim insanlarının bu hücrelere özgü belirteçleri daha iyi tanımlamasıyla kişiye özel tedavilerin geliştiğini aktaran Burak, prostat kanserinde kullanılan Sipuleucel-T ve mesane kanserinde uygulanan BCG aşısını bu alandaki önemli örnekler arasında gösterdi.
Dr. Burak, kanser tedavisinde öne çıkan kişiselleştirilmiş aşıların da, hastanın kendi tümörüne özgü olarak tasarlandığını söyledi. Bu aşıların, yalnızca kanser hücrelerinde bulunan “neoantijenleri” hedef alarak bağışıklık sistemine net bir hedef sunduğunu vurgulayan Burak, böylece sağlıklı dokulara zarar verme riskinin azaldığını ifade etti. Bu yöntemin daha nokta atışı ve daha az yan etkili bir yaklaşım sunduğunu aktaran Burak, özellikle melanom, pankreas ve akciğer kanserinde umut verici sonuçlar elde edildiğini kaydetti.
"Belki tek bir 'kanser aşısı' yok" diyen Dr. Burak, "Ama artık kanseri daha iyi anlıyor ve her hasta için daha doğru, daha hedefe yönelik çözümler geliştirebiliyoruz. Asıl değişim de tam olarak burada; hastalığın değil, hastanın merkeze alındığı yeni bir tıpta" diye ekledi.




