İstanbul depremi tartışmalarında Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara Denizi içindeki kolları ve beklenen büyük deprem senaryoları gündemdeki yerini korurken, Jeoloji uzmanı Prof. Dr. Osman Bektaş’tan dikkat çeken bir Çınarcık Çukuru uyarısı geldi.
Bektaş, Marmara Denizi’nde İstanbul’un güneyinde yer alan Çınarcık Çukuru’nun, yalnızca ana fay hattı üzerinden değil, havzayı oluşturan fay sistemi üzerinden de incelenmesi gerektiğini belirtti. Bektaş’a göre, bölge iki farklı yönden gelen gerilme aktarımının ortasında kalıyor olabilir.
‘KIRILMA MEKANİĞİ ÇINARCIK ÇUKURU DİYOR’
Prof. Dr. Osman Bektaş, değerlendirmesinde İstanbul depremi tartışmalarında gözden kaçan kritik noktanın Çınarcık Çukuru olduğunu belirtti.
Bektaş’a göre, Kuzey Marmara’da 1912, 2011, 2012, 2019 ve 2025 deprem dizisi gerilmeyi batıdan doğuya aktarırken; 1935 Marmara Adası ve 1999 İzmit depremlerinin de doğudan batıya doğru gerilme aktarımı yapmış olabileceği düşünülüyor.
Bu modele göre Çınarcık Çukuru, iki yönlü gerilme aktarımının ortasında kalan ve gerilme değişimlerine duyarlı bir yapı olarak öne çıkıyor.

ÇINARCIK ÇUKURU NEDEN ÖNEMLİ?
Çınarcık Çukuru, Marmara Denizi içinde Kuzey Anadolu Fayı ile ilişkili çek-ayır havza yapıları arasında değerlendiriliyor. Bilimsel çalışmalarda Marmara Denizi’nin, Kuzey Anadolu Fayı ile bağlantılı denizel çek-ayır havza niteliği taşıdığı; Çınarcık Havzası çevresindeki deniz tabanı fay izlerinin de bölgedeki tektonik hareketliliği anlamak açısından önemli olduğu belirtiliyor.
Bektaş’ın vurguladığı nokta da burada yoğunlaşıyor: İstanbul’un güneyindeki bu alan yalnızca beklenen büyük deprem senaryoları açısından değil, havzayı sınırlayan ikincil ve zayıf fayların üretebileceği orta büyüklükteki depremler açısından da izlenmeli.
2025 SİLİVRİ DEPREMİ VE ARTÇILAR HATIRLATILDI
Bektaş’ın değerlendirmesinde, 2025 yılında Marmara Denizi’nde meydana gelen Silivri depremi de gerilme tartışmasının bir parçası olarak ele alındı. AFAD’ın raporuna göre 23 Nisan 2025’te Marmara Denizi’nde, Silivri açıklarında Mw 6.2 büyüklüğünde deprem meydana gelmişti. Depremin ardından bölgede çok sayıda artçı sarsıntı kaydedilmişti.
Bektaş, 1999 ve 2025 depremleri sonrasında artçıların Çınarcık Havzası’nın kenarlarında yoğunlaşmasının, söz konusu gerilme modelini destekleyen gözlemsel bulgulardan biri olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.
‘1963 ADALAR DEPREMİNE BENZER SARSINTILAR ÜRETEBİLİR’
Bektaş’ın uyarısında öne çıkan bir diğer başlık ise 1963 Adalar depremi oldu. Kandilli Rasathanesi’nin büyük depremler listesinde 18 Eylül 1963’te Çınarcık merkezli 6.3 büyüklüğünde deprem kaydedildiği, bu depremde 1 kişinin yaşamını yitirdiği ve 230 yapının hasar gördüğü bilgisi yer alıyor.
Bektaş’a göre, Çınarcık Çukuru’nu sınırlayan zayıf faylar, geçmişteki 1963 Adalar depremine benzer orta büyüklükte depremler üretebilir. Ancak Bektaş’ın değerlendirmesi, doğrudan belirli bir tarih, yer ve büyüklük tahmini değil; bölgenin bilimsel olarak daha ayrıntılı izlenmesi gerektiğine işaret eden bir hipotez niteliği taşıyor.
‘TARTIŞMANIN ODAĞI ÖLÇÜLEBİLİR VERİLER OLMALI’
Bektaş, Marmara’daki deprem tartışmalarında varsayımlardan çok ölçülebilir verilere odaklanılması gerektiğini vurguladı.
Bilimsel tartışmanın merkezinde deniz tabanı jeodezisi, GPS ölçümleri, sismisite verileri ve Coulomb gerilme modellemeleri gibi araçların bulunması gerektiğini belirten Bektaş, Çınarcık Çukuru’nun bu yöntemlerle daha yakından araştırılması gerektiğini ifade etti.
DEPREM TAHMİNİ DEĞİL, ARAŞTIRMA ÇAĞRISI
Bektaş’ın paylaştığı değerlendirmede, Çınarcık Çukuru’nun “gelecekteki depremi öngören” kesin bir işaret olarak değil, Marmara’daki gerilme birikimini anlamak için kritik bir araştırma alanı olarak ele alınması gerektiği vurgulandı.
Bu nedenle uzman görüşü, İstanbul depremi tartışmalarına yeni bir başlık eklerken, asıl ihtiyacın panik değil; deniz tabanı ölçümleri, fay haritalaması, artçı deprem analizi ve gerilme modellemeleriyle desteklenen bilimsel veri üretimi olduğunu ortaya koyuyor.





