HABER: BURHAN KURTULMUŞ
Öymen, Birleşmiş Milletler sisteminin 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin temelini oluşturduğunu hatırlatarak, bu yapının artık etkinliğini kaybettiğini savundu.
“Birleşmiş Milletler sistemi işlemez hale geldi”
BM sistemine göre bir devletin ancak kendisine yönelik açık bir saldırı durumunda meşru müdafaa hakkını kullanarak savaş açabileceğini belirten Öymen, “Gerekçesiz bir saldırı söz konusu olduğunda Birleşmiş Milletler’in derhal ateşkes çağrısı yapması gerekir. Ancak maalesef bu mekanizma işlemiyor” dedi.
Uluslararası hukukun aşındığını ifade eden Öymen, savaş yöntemlerinin de değiştiğine dikkat çekerek, devlet liderlerinin doğrudan hedef alınmasının dünya tarihinde çok nadir görülen bir durum olduğunu ve bunun uluslararası hukukla bağdaşmadığını dile getirdi.
“11 Eylül sonrası bölgeye yönelik büyük bir plan devreye girdi”
Öymen, ABD’nin 11 Eylül saldırıları sonrasında bölgeye yönelik stratejik bir plan uygulamaya koyduğunu iddia etti. Pentagon’a yedi ülkenin hükümetinin değiştirilmesi yönünde talimat verildiğini öne süren Öymen, bu ülkeler arasında İran, Irak, Suriye, Lübnan, Sudan, Libya ve Somali’nin bulunduğunu söyledi.

Süreç içerisinde:
· Sudan’ın ikiye bölündüğünü,
· Libya’nın fiilen parçalandığını,
· Suriye’nin toprak bütünlüğünün tartışmalı hale geldiğini,
· Irak’ta “devlet içinde devlet” oluşumlarının ortaya çıktığını ifade etti.
Irak’ın kuzeyinde fiili bir yapılanmanın oluşturulduğunu belirten Öymen, bunun bölgeye yönelik uzun vadeli bir planın parçası olduğunu savundu.
“Yeni bir dünya savaşı riski göz ardı edilmemeli”
Uluslararası hukukun devre dışı kalmasının tarihsel olarak büyük savaşların habercisi olduğuna dikkat çeken Öymen, son olarak II. Dünya Savaşı öncesinde benzer bir tablonun yaşandığını hatırlattı.
“Yeni bir dünya savaşı çıkar mı bilinmez ancak uluslararası düzenin aynı yönde seyrettiğini görüyoruz” diyen Öymen, özellikle büyük güçlerin söylem ve hamlelerinin küresel istikrarı tehdit ettiğini ifade etti.
“Yurtta sulh, cihanda sulh Türkiye’nin en büyük güvencesidir”
Öymen, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli dış politika kazanımı olduğunu vurguladı. Türkiye’nin tarihsel olarak bölgesel krizlerde dengeleyici ve barıştan yana bir tutum sergilediğini belirtti.

Özellikle 1 Mart tezkeresi sürecinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aldığı kararla ABD’nin bölgeye müdahalesine izin verilmediğini hatırlatan Öymen, 1 Mart Tezkeresi kararının Türkiye’nin bağımsız dış politika refleksinin önemli bir göstergesi olduğunu söyledi.
İran-Irak Savaşı sırasında da Türkiye’nin tarafsız kalarak ateşkesten yana tutum aldığını belirten Öymen, bu yaklaşımın Türkiye’yi bölgede “barış unsuru” haline getirdiğini ifade etti.
“PKK’nın İran kolu PJAK üzerinden yeni bir senaryo mu?”
Öymen, ABD’de bazı çevrelerde dile getirilen iddialara işaret ederek, PKK’nın İran kolu olarak bilinen PJAK üzerinden İran’a yönelik bir kara harekâtı senaryosunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.

Bu tür bir gelişmenin Türkiye’ye doğrudan yansımaları olacağını belirten Öymen, Türkiye’nin bir yandan “terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda PKK’nın tüm unsurlarını silahsızlandırmaya çalıştığını, diğer yandan bazı küresel aktörlerin bu yapıları farklı amaçlarla kullanma eğiliminde olmasının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Geçmişte yapılan Oslo görüşmelerinde de yabancı ülkelerin terör örgütleriyle yürütülen süreçlerde aktif rol aldığına dikkat çeken Öymen, mevcut sürecin benzer müdahalelere açık olmaması gerektiğini söyledi.
“Ortadoğu’da Türkiye modeli oluşmadı”
Ortadoğu’da yaşanan tüm savaşlara rağmen Türkiye benzeri laik ve demokratik bir yapının ortaya çıkmadığını belirten Öymen, yeni oluşacak küresel düzende şartların hangi ülkelerin lehine işleyeceğinin iyi analiz edilmesi gerektiğini kaydetti.

Türkiye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumasının en büyük kazanım olacağını vurgulayan Öymen, petrol fiyatlarındaki artışın ekonomik etkilerine rağmen barış ortamının sürdürülmesinin hayati önemde olduğunu söyledi.
“Bu nasıl bir dünya?”
Suriye’de hangi toprakların kimin kontrolünde kalacağının tartışılmasını ve Irak’ın fiili olarak parçalanmasını eleştiren Öymen, Birleşmiş Milletler’in bu süreçlerde yeterince etkin rol oynamadığını savundu.
Türkiye’nin başka devletlerin peşine takılan bir ülke olmadığını vurgulayan Öymen, “Türkiye, kendi kararlarını kendi veren, gerektiğinde büyük güçlere karşı durabilen bir devlettir. İktidarda kim olursa olsun, Türkiye’nin bölge barışında önemli bir ülke olduğunu bilmekte ve bunu dikkate almaktadır. Türkiye, başka devletlerin peşine takılan bir ülke değildir. Nitekim 1 Mart’ta, ABD’nin bölgeye yönelik müdahalesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararıyla engellenmiştir. İran-Irak Savaşı sırasında da Türkiye tarafsız kalmış, ateşkesten yana tavır almıştır.
O dönemde taraf ülkeler, karşılıklı menfaatlerinin korunması konusunda Türkiye’ye güven duymuş ve bu yönde beklenti içine girmiştir. Bu durum, uluslararası alanda nadir görülen bir örnektir. Türkiye, bu yaklaşımı sayesinde bölgede bir barış unsuru olarak öne çıkmıştır. İran da Türkiye’nin bir Körfez ülkesi olmadığını, bağımsız ve dengeli bir politika izlediğini bilmektedir. Bu nedenle barışın tesisi konusunda Türkiye ile dostane ilişkilerini sürdürme eğilimindedir. Nitekim Körfez ülkelerindeki ABD üsleri hedef alınırken, Türkiye’ye yönelik benzer bir durum yaşanmamıştır.” dedi.
Açıklamasının sonunda Türkiye’nin son derece dikkatli olması gerektiğini yineleyen Öymen, bölgedeki gelişmelerin Türkiye’ye doğrudan yansımaları olabileceğini ve bu nedenle dış politikada temkinli, dengeli ve barış odaklı bir yaklaşımın sürdürülmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.




