. Özel, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de Bahçeli'ye duruşmaların canlı yayınlanmasından neden vazgeçildiğini sordu.
CHP Lideri Özel, İYİ Parti Lideri Dervişoğlu'nu ziyaret etti. Ortak basın toplantısında Erdoğan ve Bahçeli'ye önceden yeşil ışık yakılan duruşmaların TRT'den naklen yayınlanmasından neden vazgeçildiğini soran Özel şu şekilde konuştu:
-
ERDOĞAN VE BAHÇELİ'YE CANLI YAYIN TEPKİSİ! "NEDEN VAZGEÇTİNİZ?"
salı günü kimlik tespitleri yapıldı. Dün ilk yargılamalar başladı. ve hem maalesef hem nihayet belediye başkanlarımız bu kadar iftiranın, suçlamanın karşısında kendi durumlarını ortaya koyabilecekleri savunmalarını yapmaya başladılar. Ancak geçen bu kadar zamana rağmen Sayın Bahçeli'nin desteklemesine bizim başta talep ettiğimiz TRT'den bir kanaldan ve isteyen tüm kanallardan canlı yayın talebimize Sayın Bahçeli'nin destek vermesine bunun Sayın Erdoğan'a sorulduğunda onun da olumlu görüş bildirmesine rağmen, yani ülkenin ana muhalefeti ve iktidardaki partileri böyle söylüyor. Meclisteki hiçbir partide bunların yayınlanmasına karşı çıkmıyor. Ama burada yargılamalar başladı ve canlı yayın yok.
Maalesef TRT'den, devletin televizyonundan, tüm yandaş kanallardan ve bütün imkanlar kullanılarak 9 ay boyunca iftiralar atıldı. Gerçeklerin yanıtlarının verilmesi noktasında bir canlı yayından mahrumuz. Öncelikle bu konuyu ortaya koymak ve Sayın Bahçeli'ye, Sayın Erdoğan'a bunu bir kez daha hatırlatmak lazım. O günlerde canlı yayın diyordunuz da bugünlerde neden caydınız bu canlı yayından? Verile siz iddianamelerde ne olacağını sanıyordunuz?
Koskoca Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanının belediye başkanlarına bu kadar güvenmesinin altında blöf mü var sandınız? Yoksa yapılan şantaj boşa mı çıktı? İşte iddianameler ortada. Sorular soruluyor, cevaplar veriliyor.
Kusuru, hatası olan varsa ne onun yargılanmasına ne cezalandırılmasına hiçbirimiz karşı çıkmayız. Ama 9 ay boyunca koskocaman bir yalanı Anadolu Ajansı ve TRT'yi de alet ederek bu iki güzide kurumu, Cumhuriyet kurumunu alet ederek köpürttükleri yalanların hiçbirisinin iddiasının dahi konulmadığı bir iddianame var ortada. Yaz boyunca koca bir yaz televizyonlarda gece gündüz tartıştıkları hiçbir şeyi bırakın ispatlamayı, söyledikleri video kayıtlarını, ses kayıtlarını bırakın ortaya koyup bizim mahcup etmeyi, iddia dahi edemediler. İddia dahi edemediler. Adeta Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan iddianameleri gördüklerinden beri savcının ve iddianamenin arkasından da çekildiler.
Savunacak hiçbir şey bulamıyorlar. Ben ne durumdayım? İlk günkü gibi başım, alnım açık, başım dik. Ben o salondayım. O salonda duyup da beni mahcup edecek bir şey olsa ben o salona girebilir miyim? Beni o yolda yürütürler mi? Nerede o A Haber'in, ATV'nin, TGRT'nin o muhteşem 4 saat boyunca bir iftiranın üstünde tepinen bir köpürtenlerinin. Nerede mikrofonları? Nerede kameraları? O iddialar doğru olsaydı Ekrem Başkan ve arkadaşlarımızın bulunduğu boş valizlerle girip dolarlarla çıktıkları toplantıların görüntüleri olsaydı ben sokakta yürüyebilir miydim? Parkeyi kaldırıp da İBB'de parkenin altından 2 milyon euro, herhalde buradaki parkenin altına sığmaz, çıkan görüntüler olsaydı ben o mahkemeye gidebilir miydim?
O iddianameler olsaydı eklerinde bu videolar olsaydı delillerin yüklendiği portallara söyledikleri gibi 1200 tane cep telefonunun alınıp delegelere dağıtıldığı olsaydı, 560 milyar yolsuzluk olsaydı ben o salona gidebilir miydim?
****
Hadi o salona bir AK Parti milletvekili gelse ya, o iddiaları dinleyip de gördünüz mü, bakın neler olmuş dese, hiçbiri yok arkadaşlar. O yüzden artık bugünden sonra gördüğümüz hiçbir şeye şaşırmayacağız. Dün fiziken netleşti. Milletin kapısından milletin seçtiği belediye başkanları ve milletin son seçimde 1. parti yaptığı CHP'nin genel başkanı giriyor.
Diğer kapıdan ise Tayyip Bey'in atadıkları giriyor. Bu iftiraları iddianameye bile koyamayanlarla onun itirafçısı aynı kapıdan girip çıkıyorlar. Kapılar net. Dün İyi Parti'nin, Gelecek Partisi'nin, Deva Partisi'nin ve çeşitli siyasi partilerin milletvekilleri ve temsilcileri bizden aynı kapıdan gelip adalet arayışında ve haysiyet suikastine karşı direnişte aynı yerlerde oturdular. Selamlaştık, genel başkanlarımızın selamını aldık. Aziz İhsan Aktaş da Erdoğan'ların kapıdan girdi.
Sayın Erdoğan'ın atadıklarının kapısından girdiler, aynı yerde oturdular, o kapıdan çıktılar gittiler. Benim oraya gittiğim, benim oraya gittiğim araba partime ait. Aziz İhsan Aktaş'ın oraya geldiği arabanın kime ait olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve Aziz İhsan Aktaş'ın etrafında ana muhalefet partisini koruyan, ana muhalefet partisi'nin genel başkanı devletin verdiği korumalardan çok koruma vermişler, Aziz İhsan Aktaş'ı koruyorlar.
Kimi kimden koruyorsunuz? Kimi hangi kapıdan sokuyorsunuz arkadaşlar? 770 yılla yargılanan ve iddianamede suç örgütü lideri olarak tanımlanan kişinin etrafında 15 tane devlet korumasının işi nedir? Bu kişinin hakim savcı kapısından girmesinin gerekçesi nedir? Gerekçe şu. Biz Erdoğan'ın kendine hasım gördüğü tarafız. Onu iktidardan edeceğiz diye bizi düşman bildi, bize saldırıyor. Kendisine dost gördükleri o kapıdan giriyorlar. Erdoğan kapısı orada, millet kapısı burada. Biz milletin kapısını aşındırmaya, onlar da devletin kapısını utandırmaya devam etsinler. 770 yılla yargılanan, en çok da rüşvet verdiği kişi olarak iddia ettiği kişi Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti'ye geçti diye o salonda olmayan Aziz İhsan Aktaş'ı korumaya, kollamaya, hakim savcı kapısından sokmaya devam etsinler. Millet kendi kapısını kulananı da, ihanet kapısını, iftira kapısını, şantaj kapısını kulananı da görüyor.
Biz boyun eğseydik, dedikleri gibi dönseydik, Ankara'ya gelseydik, partinin başında otursaydık, onların istediği gibi bir muhalefet çizgisinde olsaydık onlar rahattı. Biz meydanda olmaya, milletin gönlünde olmaya, milletin kapısından gelip gitmeye devam edeceğiz. İftiracıları da bildikleri kapıdan getirsinler. Diğer sorunuza cevabım net, dün de söyledim. Hakim var, heyet var, Erdoğan'ın Ak Troller Çetesi tarafından dizayn edilmiş. Yani doğal hakim ilkesi yok. Zaten bu mahkemeye düşecek iki mahkeme numarası veriyorlardı, ikisinden birine düşecek. Düşünün 40 mahkemeye düşebilir, ikisini ayarlamışlar. Nasıl geçmişte benim sey yar giyotin dediğim yöntemde Akıngürlek hangi mahkemeye konuyorsa kritik davalar o mahkemeye düşüyordu. İki tane mahkeme vardı, o iki mahkemeden dediklerine düşürdüler. Önceden heyeti de ayarlamışlar. Savcı zaten ellerinde ve burada bir yargılama yapıyorlar ve bu yargılamayla iddianame tel tel dökülüyor. Bu yargılamayla da adalet aradıklarını söylüyorlar.
Ben de Erdoğan'a diyorum ki bu davanın siyasi olduğuna milletin %60'ı inanmış. Ekrem Başkanı'yı da bir şekilde bu şekilde yargılamaya çalışacaksın. Gel şöyle bir şey yapalım. Hani diyor ya bunlar İstanbul'u iyi yönetmediler billboardlara koyuyorlar. Millete diyor ya senin ömründen gidiyor. Diğer taraftan diyor ya efendim bunlar çaldılar çırptılar ama bulamıyoruz, ispatlayamıyoruz falan. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tüm iştirakleri ve kendisinde bir kuruş, bir kuruş kamu zararı olmadığı resmi belgelerle de ortaya çıktı. Halen daha diyor ki bir sürü iftira atıyor ve bizi suçluyor.
Ben de diyorum ki o zaman yapacağımız iş basit. Ben erken seçim istiyorum, ona yanaşmıyorsun. 360 milletvekili lazım. O rakamımız yok. Ya da kendisi karar vermesi lazım. Onu da yapmıyor. Ama benim elimden bir şey gelir. Eğer Erdoğan varsa ben İstanbul'da bütün belediye meclis üyelerimi istifa ettirmeye, Erdoğan'la eş zamanlı olarak ve İstanbul seçimlerinin yenilenmesine varım. Cesareti varsa kararı İstanbullular versin.
"GELSİNLER O SEÇİMİ YENİLEYELİM"
Eğer Erdoğan'a inanıyorlarsa, Ekrem Başkan'ın suçlu olduğuna inanıyorlarsa Erdoğan'ın gösterdiği adaya oy verirler. Ben o gün siyaseti bırakacağım. Mart ayının 28'inde pazar günü, 29'unda pazar günü yapılacak bir İstanbul yerel seçiminde adayım Ekrem İmamoğlu'dur. İstanbullular 2 sene öncesine göre farklı düşünüyorlar. Ekrem Başkanı seçmezlerse ben siyaseti bırakıyorum. Ekrem Başkan siyaseti bırakıyor ve buyursunlar oynasınlar. İddia ediyorum 1 milyon değil, 1,5 milyon farkla o seçimi kazanacağız. Gelsinler o seçimi yenileyelim.
Bir tek şartım var. Eğer İstanbul seçimini biz kazanırsak yakamızdan düşecekler. Hemen getirecekler erken seçim sandığını Türkiye'de yönetimi devralmaya hazırız. Erdoğan iddia koyan bir siyasetçiydi. Eskiden yıllarca gireceği her seçimden önce ben 1. parti olacağım, olmazsam siyaseti bırakırım diyordu. Rahmetli Türkeş'ten görevi alan oraya çöreklenen Devlet Bahçeli'ye söylüyorum diyordu. Sen 1. parti olamazsan bırakacak mısın? Dönüyordu Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanına sesleniyordu. Bırakacak mısın? Şimdi söylüyorum. Ben 1. partiyim. 29 Mart Pazar günü İstanbul'da seçimleri yenileyelim. Elimde olan belediyeleri sana teklif ediyorum. Gel yarışalım. Seçimi sen kazanırsan ben yokum, ben kazanırsam erken seçime gidelim. Var mısın? Bu kadar net bir soruya Erdoğan'dan net bir cevap istiyorum.





