Muğla’da ‘Millet İradesine Sahip Çıkıyor’ mitingimizi gerçekleştiriyoruz. https://t.co/oebiqMr0sA
— CHP 🇹🇷 (@herkesicinCHP) February 15, 2026
Tutuklu İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlatılan "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 88'incisi Muğla Milas’ta Atapark Meydanı'nda gerçekleştiriliyor.
İMAMOĞLU'NDAN AKIN GÜRLEK MESAJI: HİÇBİR ŞEY OLAMAZSANIZ BAKAN OLURSUNUZ
CHP Muğla İlçe Başkanı Nail Kızıl, Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yazdığı mektubu okudu. İmamoğlu, mektubunda şu sözleri kaleme aldı:
Güzel Muğla'nın koca yürekli güzel insanları, kıymetli hanımefendiler, saygıdeğer beyefendiler, yiğit gençler, güler yüzlü çocuklar; her birinizi saygıyla, sevgiyle, hasretle selamlıyorum, gönülden kucaklıyorum.
Muğla'mıza gözü gibi bakan, Muğla'ya hizmet etmek için canla başla çalışan kıymetli Başkanım Ahmet Aras'a çok teşekkür ediyorum. Örgütümüzün güçlü ve yılmaz iradesini temsil eden İl Başkanımız Nail Kızıl'a ve onun nezdinde tüm örgütümüze şükranlarımızı sunuyorum.
Yaklaşık bir yıldır sizler gibi milyonlarca vatandaşımız meydanlarda toplanıyor ve aynı şeyi talep ediyor: Adalet, adalet, adalet! Biz adaletin değerini bilen bir milletiz. Adalet bizim için sadece bir hukuk meselesi değildir. Adalet bizim karakterimizdir. Herkes için her yerde adalet peşinde koşmak bizim davamızdır. Biz adaleti hep birlikte kardeşçe yaşayacağımız mutlu, huzurlu bir hayatın teminatı olarak görüyoruz. Biz adaleti bolluk ve bereketin, geleceğe güvenle bakmanın temeli olarak kabul ederiz. Onun için devletten en büyük beklentimiz adil olmasıdır.
Bugün milletçe adalet arıyoruz. Mahkeme salonlarında arıyoruz. Elde ettiğimiz gelirde arıyoruz. Ödediğimiz vergide arıyoruz. Eğitimde, sağlıkta adaleti arıyoruz. Hizmet alırken, işe girmek için başvururken 'Nerede bu adalet?' diye soruyoruz. Ülkemimizin nimetlerinden, devletimizin imkanlarından herkes adil bir biçimde yararlansın istiyoruz. Siyasi partiler, hatta spor kulüpleri arasındaki rekabette bile adalet arıyoruz. Milletçe hayatın her alanında adalet arıyoruz.
Çünkü bu iktidar ekonomik ve sosyal adaletin temellerini yıktı. Hakimlerin, savcıların özgür bir biçimde sadece kanuna ve vicdanlarına göre hareket etmelerine engelleyerek hukuki adaleti yerle bir etti. Adalet Bakan Yardımcısı olarak siyasi bir görev yaparken bağımsız bir yargı mensubuymuş gibi İstanbul Başsavcılığı'na atanan, sonra da Adalet Bakanı yapılarak ödüllendirilen zatın, ödüllendiren şahsın aslında yaşadığımız bütün adaletsizliklerin sebebini görebilirsiniz.
Öyle bir rejim kurdular ki, milletin verdiği görevi layıkıyla yaparsanız değil, sadece bir kişinin verdiği o işi hallederseniz makamınızı koruyup yükselebilirsiniz. Hiçbir şey olamazsanız bakan olursunuz. Öyle bir rejim kurdular ki, sadece bir kişiyi memnun ederseniz haklarınız, hürriyetleriniz, güvenliğiniz koruma altında olur. Böyle bir rejimde elbette yoksulluk olur, işsizlik olur, güvencesizlik olur.
Biz özgürlüğe, şeref ve haysiyetine düşkün bir milletiz. Vatandaşa değer vermeyen, milleti hiçe sayan, kurum ve kurallar tanımayan çürük çarık rejime tahammül edecek değiliz. Bu ülkenin yaşanan korkunç adaletsizliklerine dur demek için sandığa koşmak üzere gün sayan on milyonlarca demokratı, cumhuriyetçisi, vatanseveri var. Bir şahsın, bir grubun, bir partinin ortak aklı ve ortak değerlerin zaferleri için buluşacağız. Demokrasi ve Cumhuriyet, adalet ve hürriyet için bir araya geleceğiz. Huzur ve kardeşlik, refah ve bereket için el ele vereceğiz. Milletimizin ruhundaki o şaşmaz pusuladan, adaletten ayırmadan mücadele devam edecek.
Ne olacak biliyor musunuz? Başaracağız. Kurtuluş yok tek başına diyenler, kendisi için ne istiyorsa başkası için de aynısını isteyecekler kazanacaklar. Her şey çok güzel olacak."
Ekrem İmamoğlu
Silivri Zindanı

Vatandaşlara seslenen CHP Lideri Özgür Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
Şubat ayının ortasındayız ve söz verdiğimiz gibi; ne sıcaktan yılarak, ne soğuktan korkarak... Yağmura, doluya, kara, tipiye; bugün bu güzel meydanda bu rüzgara, bu fırtınaya... Ama ne olursa olsun mücadeleye, mücadeleye, mücadeleye hoş geldiniz!
Bu meydana bakınca ben teslim olmayanları görüyorum. Bu meydana bakınca ben seçtiğine, seçme hakkına, iradesine sahip çıkanları... Bu meydana bakınca her türlü haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe karşı durmayanları, teslim olmayanları, evde oturmayan, meydana çıkan ve mücadele edenleri görüyorum.
"BİZ KAZANACAĞIZ"
Ben sizin, ben sizin bu azminizi, bu yüreğinizi, bu mücadele gücünüzü görünce diyorum ki: Hiçbir zaman karanlık kazanmaz, her zaman aydınlık kazanır. Hiçbir zaman kötülük kazanmaz, iyilik kazanır. Zulmedenler değil, zulme direnenler kazanır. Mücadele edenler kazanır. Ve sizi görünce diyorum ki: Biz kazanacağız, biz kazanacağız, biz kazanacağız!
"HEM FEVZİ TOPUZ HEM AHMET ARAS KENDİLERİNE GÖREVİN VERİLDİĞİ GÜNDEN İTİBAREN VAR GÜÇLERİYLE ÇALIŞIYORLAR"
Milas çok partili dönemde hep demokratları seçti. Milas, Muğla 15 kez belediye başkanı seçti; 9’u CHP’den, 3’ü diğer sosyal demokrat partilerden, 12 kez bizi seçti. Bu seçime gelene kadar çok kez kazandık. Bu seçimde komşunuzu, Bodrum Belediye Başkanımızı Büyükşehir adayı gösterdik; Ahmet Aras’la rekor oyla, %55’le kazandık.
Burada 89’da, 99’da, 2004’te belediye başkanlığı yapan, 23. dönemde milletvekilliğini yapan Fevzi Topuz’u hepiniz el birliğiyle, gönül birliğiyle yine göreve davet ettiniz; o da rekorlar kırarak kazandı. Onları kutluyorum, sizlere teşekkür ediyorum.
Ve Muğla’da, bu seçimlerde Muğla’da daha önce 6 olan ilçe sayımızı 13 ilçeden 11’ini kazanarak; ve 13 ilçenin 11’ini, coğrafyanın %90’ını, nüfusun %90’ından fazlasını kazanarak büyük bir rekora imza attık. Benim hemşerilerim, akrabalarım, Egelilerim hem kendi evlatlarına hem de genel başkanlarına sahip çıktılar. Buradan ayrı ayrı, ayrı ayrı her birinize teşekkür ederken özellikle şunu söylemek istiyorum: Seydişehir, Seydikemer ve Kavaklıdere; sizin de seçtiğiniz başımızın üstünde. Siz başka bir tercihte bulundunuz, kusur bizdedir. Sizin de gönlünüzü, sizin de oyunuzu alana kadar, o belediyeleri kazanana kadar çalışmaya devam edeceğiz. Hepinizi yürekten kutluyorum.
Hem Fevzi Topuz hem Ahmet Aras kendilerine görevin verildiği günden itibaren var güçleriyle çalışıyorlar. Muğla’da geçtiğimiz dönemlerde çok önemli hizmetler yapıldı. Geçmiş dönemde Muğla’mıza üç dönem il belediye başkanı, iki dönem Büyükşehir Belediye Başkanı olarak hizmet veren Osman Gürün’e bir yürekten teşekkür ve selam gönderiyoruz.
Muğla’da bu dönem altyapıya inanılmaz önem veriliyor. Ahmet Aras geçen yıl 4 milyar -milyon değil, milyar- altyapı yatırımı yaptı. Bu yıl 6 milyarlık yeni bir bütçe koydu. İki yılda 10 milyarlık altyapıyla; kışın olan nüfusu yazın 10’a katlanan, yani 1 milyonluk nüfus için para alan ama 2, 3, 4’e nüfusu katlanan, örneğin Milas’ta deniz kenarlarında 10’a katlanan yerde bu hizmetleri yapabilmek için, buraya gelenleri, misafirleri iyi ağırlamak, altyapıya onun getirdiği yükü göğüsleyebilmek için yapılan bu yatırımların her birisine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Ayrıca huzurevlerinden kreşlere kadar, parklardan yollara kadar, gelirken başkan gösterdi, hastanenin yolunu yapana kadar, köprüler yapana kadar; İlçe Belediyesi’nin, Büyükşehir Belediyesi’nin aslında yetkisini, sorumluluğunu hatta bütçesini aşan işleri, sırf birileri sizi ihmal edince geride kalmayasınız diye, eksik kalmayasınız diye yapan bu iki başkanıma, el ele çalışan iki başkanıma ve Muğla’daki tüm belediye başkanlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Onlara helal olsun!
Kadın yaşam merkezleri için, 'Kısa Mola' evleri denilen engellileri, dezavantajlıları unutmayan 5 yeni merkez için; 2’den 8’e çıkmış olan kreşler için; bir huzurevinin bitmesi, inşaatı süren iki huzurevi için; Bodrum, Marmaris, Ortaca katı atık merkezleri için; güneş enerjisi santralleri için; ve toplamda 131 km yeni içme suyu hattı için, 141 mahallede değişen içme suyu hatları için, 40 km yeni yapılmış kanalizasyon hattı için; Bodrum’da içme suyu hatlarının tamamının yenilendiği için, denizden içme suyu arıtma tesisinin son aşamasına geldiği için; üreticiye yerel tohum ve meyve fidanı dağıtımı için Ahmet Aras’ı bir yürekten alkışlayalım bakalım.
150 bin metrekare sathi kaplaması, 165 bin metrekare parke taş döşemesi, kazandırdığı 11 iş makinesi, 30 hizmet aracı için; ihtiyaç sahiplerine yapılan yüksek sosyal yardımlar için; tarlada kalan kavunlardan tutun da belediyenin ürettiği portakalına kadar yoksulun mutfağına, sofrasına bunları koydukları için; Koru Ekin Ambarı Köprüsü için, otoparklar için, Ören sahil yolu için, Şehitlik Anıtı, Atatürk Bulvarı için ve Boğaziçi Kafe ile 7’ye çıkan hizmet alanları için de Fevzi Topuz’u alnından öpüyoruz Milas olarak!
"Muğla'dan kepçeyle almışlar çay kaşığıyla vermişler"
Şimdi tabii Muğla'ya biz çalışıyoruz, biz hizmet ediyoruz. Ama Muğla'da yerel seçimde yetkiyi biz aldık, vazife bizde. Ama Türkiye'de genel seçimde yetki Adalet ve Kalkınma Partisi'nde. Bir baktım, bir baktım ne yapmışlar Muğla'ya diye. Şunu söyleyeyim; taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun da toplamına bakınca ne çıkıyor bir bakın.
Muğla 2023'te Türkiye bütçesine 68 milyar lira vergi ödemiş. 68 milyar! Peki Muğla'ya bütçeden ne kadar para ayrılmış? 5.7 milyar. Muğla'nın verdiği vergi Muğla'da kalsa bunun 12 katı hizmet olur. Muğla'dan kepçeyle almışlar, çay kaşığıyla vermişler, çay kaşığıyla!
"TÜRKİYE'Yİ DOYURMASI GEREKENLER TOPRAKTAN EKMEK ÇIKARAMADIĞI İÇİN GİDİYORLAR"
Muğla 20 yılda 418 bin dekar tarım alanı kaybetmiş. Yani küçülme %17. Türkiye'dekinin % olarak tabii ki katı. Yani Türkiye'de tarım alanı kaybediyoruz ama Türkiye'de olanın iki katı, iki misli oranında Muğla'da kaybediyoruz. Zaten Başkan'a sordum; Milas diyor ki nüfus 152 bin. Şehir merkezi büyüyor, köyler küçülüyor. Sabahleyin buradan Bodrum'a 20 bin kişi çalışmaya gidiyor. Her köyden bir araç, iki araç, üç araç... Köyde kendi tarlasında, bahçesinde çalışması gereken ya da arıcılık yapması, bal üretmesi gerekenler, kendini doyururken Muğla'yı, Türkiye'yi doyurması gerekenler; 20 bin kişi topraktan ekmek çıkaramadığı için gidiyorlar Bodrum'da otellerde çalışmak durumunda kalıyorlar.
Elbette ki her emek kıymetlidir ama bir ülke çiftçisini kaybediyorsa, o ülkede ortalama çiftçi yaşı 58'e çıktıysa ve genç çiftçiler 'fırsat bulursam, asgari ücretli bir iş bulursam seneye köyde kalmam' diyenlerin sayısı 3 genç çiftçiden 2'sine çıkmışsa; işte burada çok büyük bir sorun vardır, çok büyük bir tehlike vardır.
"İLKİ GİBİ 'KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR' DİYEN BİR CUMHURBAŞKANINA İHTİYAÇ VARDIR"
Bunun için de, bunun için de bir kez daha bu sorunları gören, bu sorunları çözmek isteyen ve artık bu işlere enerjisi de olan, kararlılığı da olan yepyeni bir iktidara, yepyeni bir enerjiye; şikayet eden köylüye 'al ananı da git' diyen bir Cumhurbaşkanına değil, ilki gibi 'Köylü milletin efendisidir' diyen bir Cumhurbaşkanına ihtiyaç vardır.
Durmadık, durmayacağız. Yılmadık, yılmayacağız. Ne arkadaşlarımızı unutacağız ne bu mücadeleyi bırakacağız.
"ÇOK KAZANANIN DAHA YÜKSEK, AZ KAZANANIN DAHA AZ KİRA ÖDEDİĞİ..."
Bu şehirde en büyük sıkıntılardan bir tanesi yüksek kiralar. Muğla'da inanılmaz bir barınma sorunu var. Ortalama 30 bin lira kirayla, Allah ev sahibi olmayanlara, kiracılara... Bilhassa da bu şehre tayinle gelen devletimizin memurlarına yardım etsin.
Buradan ifade ediyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi'nin barınma sorununu çözmek üzere hazırladığı parti programındaki bölümde kiralık sosyal konut vardır. Biz bunu söyleyince Adalet ve Kalkınma Partisi, bunun bulduğu büyük karşılıktan sonra 'Biz de bunu yapacağız' dediler. Ancak buradan ifade ediyoruz: 100 konuttan 5 tanesinin kiralık olması asla yeterli değildir. Bizim önerimizde olduğu gibi %15, 20, 25'lik oranlarda en az kiralık sosyal konut olmalıdır.
Bu kiralar, dünyadaki iyi sosyal demokrat örneklerde olduğu gibi; bizim iktidarımızda gelire göre kira dönemi başlayacaktır. Çok kazananın daha yüksek, az kazananın daha az kira ödediği; hiç kazancı olmayanın temel vatandaşlık gelirini aldığı ve ücretsiz barındığı bir sistemi kurmak boynumuzun borcudur. Bu ülkeye namus borcumuzdur.
"TEKER TEKER ÇÖZECEĞİMİZE DE SÖZ VERİYORUM"
4 yılda %560'lık kira artışı ile, %480'lik konut fiyatı artışı ile Muğla bu konuda en zor durumda olan illerimizden bir tanesi. Bunun için de özel olarak bu konuda Muğla'ya ayrıca bir katkı sağlamak boynumuzun borcu. Antalya ve Muğla; kışlık nüfuslarını yazın 2'ye, 3'e, 5'e, 10'a katlayan ilçelere sahip. Öyle olunca da başta söylediğim gibi burada hem altyapı hem belediyelere ayrılan kaynak hem de orada yaşamak zorunda olan, orada turist olarak değil oranın gerçek sahibi olanların sorunlarını görmek lazım, çözmek lazım. İşte ben bu meydanda o sorunları yaşayanları görüyorum ve o sorunları teker teker çözeceğimize de söz veriyorum.
"MİLAS'TA OLMAMIZIN EN ÖNEMLİ SEBEPLERİNDEN BİR TANESİ HÜKÜMET ELİYLE AKBELEN'E YAPILANLAR"
Tabii Milas'ta olmamızın en önemli sebeplerinden bir tanesi de maalesef hükümet eliyle Akbelen'e yapılanlar. Demokrasilerde millet vekalet verip de çekilmez arkadaşlar. Tam olarak da bugün buraya bunu yapmaya geldiniz, bunu yapmaya geldik.
Muğla'nın, Milas'ın köyü İkizköy. Şimdi Büyükşehir olunca mahalle, kırsal mahalle. İkizköy'e bağlı Akbelen Ormanı, 2018 yılında bir maden şirketine verildi. O tarihten itibaren İkizköy boşaltılmaya ve İkizköy İkizköylülerin elinden alınmaya çalışıldı. 2019'da orman için kesim kararı çıkardılar. O günden itibaren de Akbelen direnişi başladı. O günden beri çevreciler, Muğla'yı sevenler, Milas'ı sevenler ve Türkiye'nin dört bir yanından bu mücadeleye gönül ve destek verenler Akbelen'de oldular. Biz olduk, milletvekillerimiz oldu, örgütümüz oldu, sizler oldunuz. Öncelikle Akbelen direnişini saygıyla selamlıyorum ve bir kez daha sahipleniyorum.
"ŞİMDİ KÖTÜLÜĞÜ BEŞ KATINA ÇIKARMIŞLAR BİR KEZ DAHA GETİRİYORLAR"
Şimdi meselenin ne olduğunun bütün Türkiye tarafından duyulması, canlı yayında duyulması, bunun konuşulması çok kıymetli. Buradan vicdanı olan, insafı olan, Allah'a inanan, doğayı seven herkese sesleniyorum. Bakın, bu konuda bu yapılanlara karşı Akbelenliler direndiler, karşı çıktılar. Ancak Adalet ve Kalkınma Mahkemesi buna karşı seçimden önce, 11 Mart 2024'te bir adım attı; kendi partilileri ayağa kalktı 'eyvah seçimi kaybederiz' diye geri çektiler. Şimdi kötülüğü iki katıyla birlikte, ne iki katıyla beş katına çıkarmışlar, bir kez daha getiriyorlar.
"AKBELEN'DEKİ MÜCADELEYİ KENDİLERİ KIRAMAYINCA BU İŞE MECLİS'İ ALET ETTİLER"
Adalet ve Kalkınma Partisi, 10 Ocak'ta Resmi Gazete'de yayınlanan kararla 679 parsele acele kamulaştırma kararı çıkardı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda -daha doğrusu şöyle ifade edelim- Akbelen'deki mücadeleyi kendileri kıramayınca bu işe Meclis'i alet ettiler. Meclis'e bir kanun getirdiler. Kanunda buradaki normal şartlarda zeytinlik olan yerlerin korunmasına ilişkin kanun ortada duruyorken; kendilerince bir numarayla zeytinlik olan yerlerin koordinatlarını tarif ederek buraları madenciliğe açtılar.
"BU KÖTÜLÜKTEN HABERDAR OLMAYAN İNSANLARA BUNLARI ŞİKAYET ETMEK FARZ"
Aslında şirket diyor ki, o acımasız şirket: 'Ben orman kesmenin peşinde değilim. Bana 4 milyar dolarlık bir söz var, paramı versinler vazgeçeyim' diyor. Ne için verdilerse, ne zaman bu sözü verdilerse o şirkete buradaki madenleri vererek bu işi halletmek istediler. Biz buna karşı çıkınca olmayacak bir iş yaparak koordinatlarıyla buraları tarif eden kanun çıkardılar. Hatırlarsınız, kanunu öyle 60 gün içinde değil, saatler içinde Anayasa Mahkemesi'ne götürdük. Ve dedik ki Anayasa Mahkemesi'ne: 'Bu haksızlığı durdur, bunu iptal et.'
Şimdi başvurumuz Anayasa Mahkemesi'nin önünde duruyor. Bunlar Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı vermesinden endişe ederek tuttular 10 Ocak günü Cumhurbaşkanı imzasıyla acele kamulaştırma kararı aldılar. Buradan şimdi vicdan sahibi... Bir dur, yuhalama, burayı anlatayım. Ben de çok yuhalamak istiyorum da önce bu AK Parti'ye oy veren, MHP'ye oy veren, şimdi önümüzdeki günlerde mübarek Ramazan'da oruç tutacak olan, günde beş vakit namaz kılan ve bu kötülükten haberdar olmayan insanlara bunları şikayet etmek farz.
"ERDOĞAN BU YETKİYİ AKBELEN ORMANI'NU LİMAK ŞİRKETİNE VERMEK İÇİN KULLANDI"
Çünkü şöyle: Bakın, acele kamulaştırma yetkisi Cumhurbaşkanı'na verilmiş bir yetkidir. Çok eski zamanlardan beri ve doğru bir yetkidir. Neden? Bakın ne yazıyor: 'Yurt savunması ihtiyacı ve aceleciliğine Cumhurbaşkanı'nca karar verilecek hallerde, olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere.' Ne bu biliyor musunuz? Düşman karşıdan geliyor, buraya düşmana karşı orduyu koyacaksın ya da uçaksavar için tek doğru yer bu burun, oraya koyacaksın; ülke savunması için acil ve alternatifsiz bir durum olacak. Oradaki de diyecek ki 'ben yerimi vermem', orayı parasını ödeyip acele kamulaştıracaksın. Bu kadar istisna bir durum bu.
Örneğin, Kıbrıs'a çıkartma askeri yollayacaksın; adam diyor ki 'benim tarladan çıkartma gemisi kapak attırmam', 'al paranı çekil kenara'. Bu kadar istisnai bir şey bu. Duyuyor musun beni Hacı amca? Hacı teyze duyuyor musun beni? Yurt savunması ve acil durumda sadece Cumhurbaşkanı'nın kullanacağı yetki bu. Savaş, olağanüstü durum, milli menfaat... Bu Cumhurbaşkanı, bu Erdoğan bu yetkiyi Akbelen Ormanı'nu Limak şirketine vermek için kullandı. İşte bu kadar!
"HERKESE ŞİKAYET EDİYORUM"
Ormanı şirkete vermek için kullandı. Bu yetkiyi düşmanı savmak için kullanmıyor. Bunu ormanı madene açmak için kullanıyor. Bunu bütün vatandaşlarımızın, bilhassa AK Parti seçmeni olan ama ormanı seven, doğayı seven, ağacı seven, bitkiyi seven herkese şikayet ediyorum. Bunu duyun, bunu bilin ve biz buna itiraz ediyoruz.
Bakın, 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde, 80 yıllık Cumhuriyet hükümetleri 1186 madene ruhsat verdiler. Toplam 1186. O 80 yıldan sonraki 20 yılda AK Parti 386 bin madene ruhsat verdi. 80 yılda verilenin 20 yılda 350 katını verdi.
"MUĞLA’NIN %60’INI MADENE AÇTILAR"
Bakın Muğla’nın %60’ını madene açtılar. Muğla’nın %60’ı maden ruhsat alanıdır. Bu Muğla, bir ilçesini Allah göstermesin vermeyi kabul etsen, Almanya’nın tapusunu üstüne yaparlar; öyle bir yer bu Muğla. Bir ilçesini, bir ilçesini tut şuradaki bir ilçesini 'Vereyim mi sana?' de, Almanya’nın tapusunu verirler sana. Hollanda’yı verirler sana. İngiltere’nin yarısını verirler sana. Bu Muğla’nın %60’ını maden ruhsatına açtı bunlar. %60’ını!
"GÜNAHKAR ERDOĞAN’A 'DUR' DEYİN"
Biz Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Anayasa Mahkemesi bekliyor. Anayasa Mahkemesi’nin saygıdeğer başkanına, değerli üyelerine sesleniyorum: Bizim Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen başvurularımız var. Arkadaşlarımızın hak ihlalleri için, arkadaşlarımızın sağlıkları için, özgürlükleri için ya da çok farklı konularda... Hiçbiri için, hiçbiri için beklemeye tahammülümüz yok ama Allah rızası için; şu kadarcık, şu kadarcık oradaki kızılçam ormanları için, meşeler, kestaneler için, zeytinler için, orada yaşayan o zavallı küçücük tilki yavrusu için, porsuklar için, tavşan için, saka kuşu için, arı kuşu için, orada hayatın devamını sağlayan arı kolonileri için, 200 tür bitki için, 100 farklı tür kuş türü için Anayasa Mahkemesi’ne burada Milas meydanından çağrıda bulunuyorum. Ve bu canlılar için ve bu güzel memleket için Anayasa Mahkemesi’ne 'Lütfen' diyorum. Sizlere rica ediyorum; bu milletin sesini duyun, bu ormanın sesini duyun, bu hayvanların, bu kuşların, bu ağaçların günahına girmeyin, bu günahkar Erdoğan’a 'Dur' deyin, 'Dur' deyin!
"80 YAŞINDA BASTONUYLA DİRENEN TEYZEYİ, ONUN AKITTIĞI GÖZYAŞINI DÜŞÜNÜN"
Anayasa Mahkemesi’nin sayın üyeleri; bu gece başınızı yastığa koyduğunuzda o orman köylüsünü düşünün. Onun için mücadele eden 80 yaşında bastonuyla direnen teyzeyi, onun akıttığı gözyaşını düşünün. Oraları maden olduğunda yok olacak olan o hayvanları, o güzelim ağaçları düşünün. Ve bir tane zeytinin bile kıymetini düşünün ve 1.5 milyon zeytin ağacının kesimine 'Dur' demek sizin yetkinizde. Bu gece onları düşünün ve artık bu başvuruyu öne çekin, görüşmesini yapın, bu katliama 'Dur' deyin. Sizden bunu bekliyoruz.
"LİMAK’A 'DUR' DEYİP BU TEYZEMİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMENİZİ BEKLİYORUZ"
Bakın şimdi içimiz Akbelenliler'i çekiyor, Akbelen köylülerini... Anayasa Mahkemesi’nin sayın üyeleri, şu büyük pankartı bir indir... İndir büyük pankartı. Eldeki 'cimicib' Akbelen’e git, yaklaş. Bu teyzemleri görüyor musun? Onların hatırı için iptal bekliyoruz, onların hatırı için! Hadi Anayasa Mahkemesi, Limak’a 'Dur' deyip bu teyzemin yüzünü güldürmenizi bekliyoruz.
Değerli Muğlalılar; bu iktidar doğaya iyi gelmedi. Tarıma iyi gelmedi. Baktığınızda kimseye iyi gelmedi. Ne çocuklara, yeni doğan bebeğe de iyi gelmedi. Çocuğa da iyi gelmedi. Kadına iyi gelmedi. Yoksula iyi gelmedi. Orta direğe iyi gelmedi. Memura, işçiye gelmedi. Çiftçiye de iyi gelmedi.
"çiftçilerin düşürüldüğü durum bu"
Muğla Planlama Ajansı'nın hazırladığı bir rapor... Buraya çalışırken önüme geldi. Çiftçilerin Muğla'da, çiftçilerin %69'u 'gelirim giderimi karşılamıyor' diyor. Var mı burada çiftçiler? 'Gelirim giderimi karşılamıyor' diyor, doğru mu? Bir çiftçiler el kaldırsın göreyim meydan. Vay vay vay... %63'ü 'başka bir imkanım olsa çiftçiliği bırakırım' diyor. Doğru mu? En kötüsü de bu; %75'i, dört çiftçiden üçü diyor ki 'evladım benim gibi çiftçi olmasın, başka bir işi olsun' diyor. Doğru mu? İşte 58 yaş ortalamasına gelen çiftçilerin düşürüldüğü durum bu.
2024 yılı bütçesi yapıldı. Bütçe, Cumhuriyet'in bize kazandırdığı en büyük haktır. Bir ülkede tek adam varsa her şeye o karar verir. Ama o ülkede parlamento varsa bütçe hakkı vardır ve bütçeye milletin temsilcileri karar verir. Bu sene parlamentoya bütçe geldi. Gelen bütçede çiftçi için ayrılan para, destekleme için sadece 168 milyar lira. Oysa kanun Gayrisafi Milli Hasıla'nın %1'i olacak diyor. Yani 772 milyar lira. Çiftçi 5 hak etmişken bütçeye 1 koydular. Kanuna aykırı bütçe getirip geçirdiler. Çiftçi %1'ini hak ediyorken binde 2'sini, hakkının 5'te 1'ini verdiler.
"BU ÜLKEDE TARIM BİLİNÇLİ OLARAK BİTİRİLİYOR"
Açık açık konuşalım; bu ülkede tarım bilinçli olarak bitiriliyor. Türkiye yurtdışına bağımlı hale getiriliyor. AK Parti çiftçinin değil, yurtdışından gıda ve hayvan ithal edenlerin menfaatini düşünüyor. Bakın, düne kadar bu otobüsün üstünden ve deprem bölgesinde de bir hafta boyunca 55 kez şunu söyledim: Çiftçiler kredi kullanırken 'borcu yoktur' kağıdı isteniyor. Bu kadar sıkıntı var; vergi borcu, SGK yani Bağ-Kur borcu olmayan çiftçi nasıl olsun? Bu kağıdı istersen nasıl kredi kullanabilsin? Nihayet dün akşam, bu gece 400 bin liraya kadar kullanılacak kredilerde 'borcu yoktur' kağıdından nihayet vazgeçtiler.
Bu Erdoğan'ın çiftçiler için isteyerek attığı bir adım değildir. Bu meydanların gücüdür. Sizin gücünüzdür. İtirazın ve ısrarlı tekrara verilen desteğin gücüdür. Bugün bu geri adımı attırdık, yarın çok daha büyük adımları hep birlikte atacağız. Çiftçisine sahip çıkan bu meydanlara yürekten teşekkür ediyorum.
"100 KERE SÖYLEDİM; AFET KONUTUNDA FAİZ OLMAZ!"
İkincisi; buradan deprem bölgesine bir kez daha selam olsun. Biliyorsunuz deprem bölgesine bir hafta gittim, 55 tane orada program yaptık. Her programda şunu anlattım: Dedim ki depremden sonra bu milletten Motorlu Taşıtlar Vergisi'ni iki kez istediniz, verdiler. KDV'yi ikide katladınız, ses etmediler. ÖTV'leri arttırdınız, 'deprem için' diye ödediler. Yurtdışı çıkış harcından tutun her harcı arttırdınız. Toplam bağış kampanyalarıyla birlikte 71 milyar dolar toplandı. Ne yaptılar? 40 milyar dolarla 'konutlar bitti' diye hesap yaptılar, onların yalancısıyız. Yani konutlara lazım olan para toplandı ve 31 milyar da fazlası var. Ama depremzedeye anahtar vermeden önce senet imzalatıyorlar. Ve 'nokta nokta nokta TL borçluyum, nokta nokta nokta faiz ödeyeceğim'. 100 kere söyledim; afet konutunda faiz olmaz!
"O BOŞ SENETLERİ YA YIRTIP ATACAKSINIZ, YA YIRTIP ATACAĞIZ"
Neymiş efendim, dükkan olursa kapsam dışıymış, rezerv alan kapsam dışıymış... Dedik ki faiz olmasın. 10 gün sustular, toplumda yükselen baskıyı görünce dün açıkladı 'faiz almayacağız' diye. İşte bu tekrarın, mücadelenin ve bu meydanların gücüdür. Şimdi diyor ki; '2 yıl ödemesiz, 18 yıla böleceğim, peşin verene 5'te 1'ine vereceğim, birkaç milyona ev vereceğim'. Ya bu evlerin parasını bu aziz millet vergi olarak ödedi, bağış kampanyalarıyla ödedi. Buradan daha ne parası? Buradan Erdoğan'a sesleniyorum; o boş senetleri ya yırtıp atacaksınız, ya yırtıp atacağız. Başka çaresi yoktur!
"ERKEN SEÇİM SANDIĞINI İSTİYORUZ"
Bundan sonra artık bu mücadele Erdoğan'dan bir şey isteme mücadelesi değildir. Ben 20 bin liralık emekli maaşını Erdoğan'ın eskiden olduğu gibi 1,5 asgari ücret olan 42 bin liraya çıkarmasını ya da bizim söylediğimiz gibi emekli asgari ücreti 39 bin lira yapmasını beklemiyorum.
Biz Erdoğan'dan asgari ücrete zam, emekliye zam, depremzedeye bedava konut, öğrenciye yurt, yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa istemiyoruz. Erdoğan'dan bir şey istersem yazıklar olsun. Ondan bir tek şey istiyoruz: Erken seçim sandığını istiyoruz, erken seçim sandığı!
"ERDOĞAN'DAN DA SADECE VE SADECE SEÇİM SANDIĞI BEKLİYORUZ"
İktidara geldiğinde 8 çeyrek altın alan en düşük emekli maaşı bugün 1,5 çeyrek altın alıyor. 7 çeyrek altın alan asgari ücret 2 çeyrek altın alıyor. Ortalama çiftçi geliri 19.700 lira. Asgari ücret sefalet ücreti ve maalesef ortalama ücret noktasına geldi. Oysa asgari ücret ilk bir yıl alınan, kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan en düşük ücretti.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar olduğumuzda bugünkü şartlarda asgari ücreti 39 bin lira, en düşük emekli maaşını önce bir asgari ücret, sonra Erdoğan öncesi gibi iki asgari ücret yapmaya geliyoruz. Biz Erdoğan'dan zam değil, zam yapmak için milletten yetki, Erdoğan'dan da sadece ve sadece seçim sandığı bekliyoruz.
"MİLLET SİZİ YOLLUYOR, GİDİYORSUNUZ"
Erdoğan çıktı dedi ki, konuşurken konuşurken döndü, 'bu gidişi durduramayacaksınız Özgür' dedi bana. Valla bozuk saat günde iki kere doğruyu gösterirmiş ya; Erdoğan'ın doğruyu söylediğini son zamanlarda ilk kez duyuyorum. Ve şunu bilsin; hiç niyetim yok, bu gidişi durdurmayacağım. Millet sizi yolluyor, gidiyorsunuz, bunu durdurmayacağız.
"TÜRKİYE İTTİFAKI'NIN İKTİDARINI DURDURAMAYACAKSIN"
Ama sen de şunu bil; bu gelişi durduramayacaksın! Cumhuriyet Halk Partisi'nin gelişini durduramayacaksın! Türkiye İttifakı'nı durduramayacaksın! Sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, liberal demokratları, sosyalist demokratları... Türkiye İttifakı'nın iktidarını, ay yıldızlı al bayrağı elinde taşıyan Türkiye İttifakı'nın iktidarını durduramayacaksın!
Şunu bilsin herkes: Bu bayrakla sorunu olmayan, ülkenin bölünmez bütünlüğüyle sorunu olmayan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'le sorunu olmayan herkes bizdendir, herkes bizimledir. Türkiye İttifakı budur. Biz kazanacağız, biz kazanacağız!
"VATAN EVLATLARI KAZANACAK"
Ve bu mücadele bir dönemi kapatıp bir döneme açacak. Artık bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Artık Limak'ın devri bitecek, Akbelen köylülerinin devri başlayacak. Artık yandaş müteahhitler değil, bu aldığı 20 bin lira sefalet maaşıyla bu meydanda itiraza koşan emekliler; yandaş müteahhitler değil bu meydanı dolduran emekçiler, çiftçiler kazanacak. Halk kazanacak, halkın evlatları kazanacak, vatan evlatları kazanacak.
"19 MART DARBESİNDEN BERİ TAM 333 GÜN GEÇTİ"
Bugünün, bugünün özel bir anlamı var. 19 Mart darbesinden beri tam 333 gün geçti. O gün demiştim ki, o gün... Hangi gün hatırlayalım; 47 yıl sonra partimizi birinci parti yapıp Türkiye'de %65'e hizmet götürmeye milletten yetki alıp, bütün Türkiye'de çok büyük başarılara imza atıp AK Parti'yi de tarihinde ilk kez ikinci bırakıp birinci parti olduğumuzda; Adalet ve Kalkınma Partisi bizi tebrik etmek, bizimle hizmette rekabet etmek, eğer genel seçimleri de kazanırsak bize ülkeyi teslim etmek yerine başka bir şeye kalkıştı.
"BU MİLLETİN SEÇTİKLERİNİ İÇERİ ATIP BU MİLLETE AYAR VERMEYE, BU MİLLETİ SİNDİRMEYE VE GERİYE ÇEKİLMEYE ZORLADILAR"
19 Mart tarihinde 'millete hayır, sen değil benim dediğim yönetecek' dedi. Milli irade beni seçerse millidir, beni seçmeyince kirlidir dedi. Milli iradeye mundar oldu da dediler, bir sürü sözler de söylediler. Geçmişle seçimler iptal ettiler yine kazandık, bir daha kazandık. Bu sefer AK Parti bizi gençlik kollarıyla, kadın kollarıyla, ana kademesiyle yenemeyeceğini anladığı için yargı kollarını kurdu. Hiçbir partide olmayan, demokrasiye yakışmayan ve darbeyi tankla topla değil cübbeyle yaptıran bir işe kalkıştılar. Bu milletin seçtiklerini içeri atıp bu millete ayar vermeye, bu milleti sindirmeye ve geriye çekilmeye zorladılar.
"VALLAHİ DE BİZ KAZANACAĞIZ ÇÜNKÜ BİZ MİLLETİN TARAFINDAYIZ, ARKAMIZDA MİLLET VAR"
Şunu söyleyeyim; bu ülke devletini sever. Çağırır askere gider, ister vergi verir, laf söyletmez gün gelir onun için canını verir. Ama sen devleti milletin karşısına dikersen, sen devleti bir partinin ilan edersen, sen kendi çıkarın için devleti işin içine sokarsan, alet eder onun lehine kullanırsan bu millet buna dur der.
İşte 31 Mart'ta bu millet; valilerin AK Parti İl Başkanı gibi çalışmasına, kaymakamın ilçe başkanlığı görevini üstlenmesine, uzman çavuşlarımızın emir altında hiç gitmedikleri ve bir daha hiç olmayacakları illerde ilçelerde zorla oy kullandırılmasına, seçimdeki baskılara, haksızlıklara... Yani devleti partinin, partiyi devletin sahibi gören AK Parti'nin kara düzenine karşı dimdik durmuştur. Ne zaman devletle millet yarışır, millet kazanır. Biz Tayyip Erdoğan arkasına devleti almış, devletin gücünü almış, Trump'ı almış bize meydan okuyor. Vallahi de biz kazanacağız çünkü biz milletin tarafındayız, arkamızda millet var!
"BUNA MİLLETLE DİRENMEK LAZIM"
İşte bu şartlar altında 19 Mart günü, 19 Mart günü bu darbeye maruz kaldığımızda şunu söyledik: Her darbenin bir hedefi var. Bu darbe öncekilerden farklı. Öncekilerde darbe iktidara yapılıyordu, bu sefer darbeyi iktidar yapıyor. Kime yapıyor? Kendinden sonraki iktidara. Kim yaptırıyor? Cumhurbaşkanı. Kimin için yaptırıyor? Kendisi için. Kime yaptırıyor? Kendinden sonraki Cumhurbaşkanına yaptırıyor.
Burada mademki devletin savcısı AK Parti'nin yargı kolları başkanı olmuştur; mademki devlet AK Parti'yi, AK Parti devleti kendisiyle iç içe geçmiş olarak Erdoğan'ın elinde bulmuştur, o zaman buna milletle direnmek lazım.
"DARBENİN HEDEFİ BİR SONRAKİ İKTİDARDIR"
Darbenin hedefi bir sonraki iktidardır, sembolik hedefi Saraçhane binasıdır. O zaman orayı kayyıma vermemek, teslim olmamak, milletle bir savunmak lazımdır. Çağırdık! 'Saraçhane'ye gelin' dedik. Biz bunu söylediğimizde anında İstanbul Valiliği, beş gün boyunca üç kişinin bir araya gelmesini yasakladı. 'Oraya gelemezsiniz' dedi. Yetmedi; otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, metroları yasakladılar, vapurları bağladılar ve 'o meydana bir kişi bile giremeyecek' dediler.
Arkadaşlar dedi; 'Eyvah ne olacak?'. Dedim ki; 'Ne olacaksa bu akşam olacak. Ya bu millet gelip Cumhuriyet'e sahip çıkacak, demokrasiye sahip çıkacak ya da onlar kazanacak.'
O gün Vatan Emniyet’in önünde 4 bin Cumhuriyet Halk Partili, İstanbul Üniversitesi'nin önünde 2.500 üniversite öğrencisi bu çağrıdan sonra önündeki bariyerleri yıktılar, Saraçhane'ye geldiler. Böyle oranın balkonundan onlara konuştum. Dedim ki; 'İstanbul'u buraya çağırın. Bugün akşam 8.30'da bu otobüsün üstünden konuşacağım.'
O akşam o çalışmayan, bağlı vapurlarla; kalkmış köprülere ya da çalışmayan trene, metroya aldırmadan 16 kilometre yürüyenler, 15 kilometre yürüyenler bir şekilde geldiler ve Saraçhane Meydanı'nda bu ülkenin demokrasisine sahip çıktılar. Tam 110 bin kişi! Tam 110 bin kişi!
O gün bugün 89. kez bu otobüsün üstündeyiz, bu otobüsün üstünde. O gün bugündür diyoruz ki; öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz, emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz, çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz!





