Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunuyor.

Özel konuşmasına Akbelen'deki direnişe ilişkin mesajlarla başladı. CHP lideri Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) hukuka, akla, vicdana uygun bir karar vermesini beklediklerini söyledi.

Erzincan'ın İliç ilçesindeki altın madeninde 9 işçinin toprak altında kalarak yaşamını yitirdiği heyelana ilişkin davanın devam ettiğine dikkati çeken Özel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'a tepki gösterdi.

Özel, "İliç'in kanı Murat Kurum'un üzerindedir. AK Parti'nin kara düzeninin elinde İliç'in kanı vardır. Murat Kurum İliç'in de bütün beceriksizliklerin de sorumlusudur" ifadesini kullandı.

"O SENETLERİ YAKTIRACAĞIM"

Devamla Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin kendisini deprem bölgesine yönelik açıklamaları üzerinden hedef aldığını anımsatan Özel, "Sayın Bahçeli; bununla ilgili verilecek çok sert cevaplar var. Bir kelime edemeyeceğim. (Depremzedelere imzalatılan afet borçlandırma senedini gösterdi) Burada iftira varsa Murat Kurum'dadır. Burada hezeyan varsa 'ittifak ortağıyım' diyen şahsiyetinizin siyasetinin adıdır" dedi. Özel, şöyle devam etti: "Ya o senetleri size yaktıracağım ya da iktidar olup ben yakacağım!"

15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasındaki yargılama süreçlerinde mağdur olan askerler için de çağrı yapan Özel, adil yargılama çağrısını yineledi.

Bugün Türk Medeni Kanunu'nun kabul edilmesinin 100. yılı olduğunu vurgulayan Özel, buna karşın kadınların Türkiye'de kendini hâlâ güvende hissetmediğini kaydetti. Kadın cinayetleri ve şiddetin durdurulamadığına dikkati çeken Özel, iktidar politikaların kadına yönelik şiddet ve cinayetle mücadelede gerileme yaşanmasına neden olduğunu söyledi.

İstanbul Sözleşmesi'ni yeniden yürürlüğe getirme konusunda kararlılıklarını yineleyen Özel, "Bu kürsüye Türkiye Cumhuriyeti'nin iktidar partisinin genel başkanı olarak yeniden çıkacağım ve o gün göreceksiniz ki Meclis'e getireceğimiz ilk teklif İstanbul Sözleşmesi'nin yeniden getirilmesi olacak" dedi.

CHP lideri Özgür Özel, grup toplantısında Bahçeli'nin "boş senet iddiası hezeyandır" sözlerine belgeyle karşılık verdi. Depremzedelere imzalatılan 'Afet Borçlandırma Senedi'ni gösteren Özel, MHP liderine "Hezeyan varsa; ortağına inanıp, gidip bir depremzedeye sormayan şahsınızın siyasetinin adıdır" sözleriyle yüklendi.

Özgür Özel, üç kritik başlığın gölgesinde partisinin grup toplantısında konuşuyor. Bir yanda partisine yönelik 'butlan' ve 'yargı müdahalesi' iddiaları diğer yanda erken seçim gündemi... Gözler Özel'in yapacağı konuşmada.

Özel'in konuşmasından öne çıkan ifadeler şu şekilde:

Yoğun bir çalışma haftasının ardından hep birlikte Meclisimizin çatısı altında birlikteyiz. İstanbul Adalar'da 88., Muğla Milas'ta 89. eylemlerimizi tarihin en yüksek katılımlarıyla, büyük coşkuyla, büyük bir mücadele ruhuyla, geleceğe umutla yaptık. Yarın akşam Ataşehir'de, İstanbul'da 39 ilçenin 39. gece mitinginde, eyleminde hep birlikte olacağız. İstanbulluları, Ataşehirlileri o tarihi akşama katkı sağlamaya ve ayağa kalkmaya davet ediyorum.

"AKBELEN'DE 90 YAŞINDA NİNELER, DEDELER, GENCECİK TORUNLARIYLA BİRLİKTE DİRENİYORLAR"

Yıllardır doğası için direnen Akbelenlilerle kucaklaştık. Pazar günü Milas'taydık ve Akbelenlilerle birlikteydik. Ülkemizin cennet bir köşesini para hırsı için, bir yandaşa verilen bir sözün tutulması için -o yandaş firmanın ifadesiyle 'Biz maden ruhsatının peşinde değiliz, bize şu kadar milyar liralık yer sözü verdiler, tutmuyorlar. Paramızı versinler çekilelim gidelim' dedikleri bir yerde- milyonlarca zeytin ağacının katledileceği şekilde maden ruhsatlarının verildiği Akbelen'deydik.

Orada ifade ettim, burada bir kez daha ifade edeyim: Yandaş kanalları izleyenler, hepimizin vergileriyle maaşların ödendiği ama iktidarın sesi olmuş, muhalefeti duymayan, köylüyü duymayan, çevrecileri duymayan, katliama direnişi duymayan TRT'yi izleyenler sanabilirler ki; Akbelen'de birileri bağırıyor çağırıyor, acaba ne yapıyor? Bilmiyor olabilirler.

Akbelen'de köylüler; elinde bastonlu 90 yaşında nineler, dedeler, gencecik torunlarıyla birlikte direniyorlar. Sebebi; dünyanın en güzel coğrafyasına verilen maden ruhsatı ve o ruhsatın genişletilmesi, milyonlarca ağacın yeniden kesilecek olması. Bu nasıl yapılır? Zeytin ağacı üzerindeyken olmaz, kanun koruyor.

"ANAYASA MAHKEMESİ'NİN HUKUKA, AKLA, VİCDANA UYGUN BİR KARAR VERMESİNİ BEKLİYOR"

Geldiler burada kanun çıkardılar. Dediler ki Akbelen'in koordinatlarını vererek 'Burayı verdik' dediler. Kanun olunca, kanun kanunla çatışınca fırsattan istifade 'E burası verildi, burayı kesmeye başlayalım.' Akbelenliler buna direniyor. Biz de bu kanunu Anayasa Mahkemesi'ne götürdük. Anayasa Mahkemesi'nin önünde bekliyor. Anayasa Mahkemesi'nin önünde beklerken gözü yaşlı Akbelenli teyzelerim, ninelerim, amcalarım Anayasa Mahkemesi'nden haber bekliyor.

Akbelen ormanlarındaki 100'ün üzerindeki farklı bitki, 200'ün üzerindeki hayvan ve kuş türü kulağını kabartmış; Anayasa Mahkemesi'nin hukuka, akla, vicdana uygun bir karar vermesini bekliyor. Biz bir yandan Anayasa Mahkemesi'nden bir an önce bu kanunu görüşmesini ve şüphesiz anayasaya apaçık aykırı kanunu durdurmasını.

Yapacak mı? Büyük ihtimalle yapılır. Çünkü vicdanı olan, insafı olan, okuryazarlığı olan hiç kimse böyle bir katliama sessiz kalmaz, Anayasa Mahkemesi üyelerinin de kalmayacağını ümit ediyoruz. Ama bir yanda acelesi olanlar var. Ne için? Ağaçları kesmek için, sincapları kuşları öldürmek için, o güzelim Akbelen’i kabak gibi kazıyıp altındaki madeni almak için, kömürü çıkarmak için. Peki, bu şirketin acelesi mi? Yok, daha çok Tayyip Bey'in acelesi.

"MİLLETİMİZE RECEP TAYYİP ERDOĞAN'I ŞİKAYET EDİYORUM "

Bakın, bu ülke neredeyse kurulduğu günden beri Bakanlar Kurullarına, Cumhurbaşkanına verilmiş yetki var. Diyor ki; acele kamulaştırma yetkisi. Yurt savunması ve milli güvenliği ilgilendiren pek acil konularda, olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı tarafından acele kamulaştırma kararı verilebilir, fiyat takdiri hariç geri kalan bütün işlemler sonra yapılır. Bu ne biliyor musunuz? Karşıdan düşman ordusu geliyor. Sen ülkeyi savunmak için bir yere ihtiyacın var, diyor ki 'Dayı burası benim tarlam giremezsin.' 'Dayı al parayı çekil kenara' maddesi bu. Al parayı çekil kenara. Neden? Milli güvenlik, yurt savunması.

Bu yetki, bu yetki Kıbrıs Barış Harekatı'nda falan kullanılacak yetki. Bu yetki topraklarımız tehdit altında veya bir tepe var Türkiye'yi koruyacak uçaksavarlar füzeler ancak oraya konacak, 'Vermem de vermem, satmam da satmam.' Zaman dar, 'Al parayı çekil kenara' yetkisini Recep Tayyip Erdoğan; bu anayasal, bu kutsal, bu çok nadir, bu çok istisnai yetkiyi Anayasa Mahkemesi bozmadan evvel 'Ver parayı çekilsinler kenara yandaş şirket kessin ağaçları' diye kullandı. Duymayan kalmasın, bilmeyen kalmasın ki Erdoğan verilen bu yetkiyi bir şirket AYM kararı çıkmadan bütün zeytinleri kessin, eşek ölsün ortaklık bitsin diye kullandı. Bunun için buradan hem milletimize Recep Tayyip Erdoğan'ı şikayet ediyorum hem de Anayasa Mahkemesi'ne; geciktiğiniz her gün ölen hayvanlar, kesilen ağaçlar, ortadan kalkan bitki örtüsü ve talan edilen doğa demektir, lütfen elinizi çabuk tutun diyorum.

"EN GÜZEL YERLERİ MADEN RUHSATINA AÇMIŞ BİR TALAN GİRİŞİMİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ"

80 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca 1360 maden ruhsatı verilmişken, son 20 yılda 365 bin; yani 365 katı maden ruhsatı vermişler dörtte biri zamanda. Bir gözü dönmüşlükle karşı karşıyayız. Ordu'nun, Giresun'un %70'ini, 80'ini, Muğla'nın %65'ini maden ruhsatına açmış, en güzel yerleri maden ruhsatına açmış bir talan girişimiyle karşı karşıyayız.

Bahçeli'den CHP'ye yemin töreni tepkisi
Bahçeli'den CHP'ye yemin töreni tepkisi
İçeriği Görüntüle

"MURAT KURUM İLİÇ FACİASINDAKİ SORUMLULUĞUNU HEP İNKAR ETTİ"

Değerli konuklarımız, maalesef grup toplantımızdan dört gün önce, 13 Şubat 2024 tarihi Erzincan İliç maden faciasının beşinci ay dönümüydü. 9 işçimizi yitirmiştik korkunç bir şekilde. O faciada da para hırsı için, maden şirketi daha çok para kazansın diye kapasiteyi arttırmışlardı. Ve insanlar demişti, 'Buraya bir felaket geliyor' diye. Onu dinlemediler. Resmen üst üste yığılan maden liçi kaydı, dağ kaydı ve 9 işçimizi yok etti, yuttu gitti. Aylar sonra cenazelerine ulaşabildi aileler. Oradaki hukuk mücadelesi sürüyor. Bugün mahkeme var Erzincan'da. Genel Başkan Yardımcımız, Parti Meclisi üyelerimiz, milletvekillerimiz oradalar; o hukuk mücadelesine Erzincan Adliyesi'nde destek veriyorlar.

"İLİÇ'İN KANI MURAT KURUM'UN ELİNDEDİR"

Buradan AK Parti'nin kara düzeni, yani Akbelen'de madenciyi sincaba tercih eden kara düzen, bugün İliç'te yaşananların baş sorumlusudur. Hatırlayın; Murat Kurum, o dönemin bakanı, sonra İstanbul'a gidip orada AK Parti'nin adayı olmuştu ve Ekrem İmamoğlu tarafından 1 milyon 150 binin üzerinde bir farkla mağlup edilmiş; İstanbullu 'Yahu İliç'e ne yaptığını gördüm, ne işin var senin İstanbul'da, çek elini İstanbul'dan' deyip Murat Kurum'u defetmişti. O Murat Kurum, o Murat Kurum, İliç faciasındaki sorumluluğunu hep inkar etti. Ve bakın, bakın şimdi Murat Kurum'un 'Benim sorumluluğum yok, kapasiteyi ben arttırmadım, benimle ne alakası var' dediği... İkinci kapasite artışı faciayı getiren... İkinci kapasite artışı ve flotasyon tesisi projesiyle ilgili olarak hazırlanan ÇED raporu, ÇED yönetmeliği kapsamında kabul edilmiştir. Makamlarınızca uygun görülmesi halinde söz konusu projeye ait 'ÇED Olumlu' kararının verilmesi hususunu takdir ve tensiplerinize arz ederim. Altında imza: Olur... Murat Kurum. İliç'in kanı Murat Kurum'un elindedir. AK Parti'nin kara düzeninin elinde İliç'in kanı vardır arkadaşlar.

"MURAT KURUM İLİÇ’İN DE SORUMLUSUDUR! BÜTÜN BECERİKSİZLİKLERİN DE SORUMLUSUDUR"

Değerli arkadaşlar, değerli konuklar; bu Murat Kurum, bu Murat Kurum şimdi deprem bölgesinde, ilk üç gün orduyu dışarı çıkarmayanların, üç gün çadır yok diye 1999’da eleştirdikleri hükümetten sonra 33. gün daha çadır dağıtamayanların, millet çadır sırasındayken Kızılay’a çadır sattıranların, bir yılda konutları vereceğiz deyip de bu konutların bir yılda %2’sini bile vermeyenlerin, 3 yılın sonunda %70’e gelince de buradan bir başarı hikayesi anlatmaya çalışanların, övmeye köpürtmeye çalıştığı Murat Kurum İliç’in de sorumlusudur. Bütün beceriksizliklerin de sorumlusudur.

"BAHÇELİ'YE 'SİYASİ NAMUS' YANITI"

Son olarak da bugün Sayın Devlet Bahçeli deprem bölgesiyle ilgili -ki ne iyi bir iş yapmışız, bütün grup hep beraber gittik deprem bölgesinde büyük bir çalışma yaptık ve neyi ortaya çıkardık?- faizsiz verilmesi gereken deprem konutlarının bazılarından faiz almaya niyetlendiklerini, deprem bölgesindeki yapılan dükkanlardan faiz almaya niyetlendiklerini, evlerle ilgili de boş senetlere imza attırdıklarını... Biz bunu söyledik, biz bunu söyledik. Neden söyledik? Hatay milletvekillerimiz dedi ki: 'Koşun gelin, millete boş senete imza attırıyorlar.' Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep milletvekillerimiz dedi ki: 'Doğru, senete imza atmayana anahtarını vermiyorlar.'

Biz altı günde 55 çalışma yaptık. Konteyner kentleri gezdik. Evi alanı, alamayanı dinledik. Boş seneti gördük ve dedik ki: 'Boş senete imza attırmak tefeci işidir bunu yapmayın, faizi çizene anahtar vermiyorsunuz; faiz almayacağınızı açıklayın ve boş senetleri yırtın atın.' O kadar çok yalan attılar, o kadar çok kendi televizyon kanallarında lafı yuvarladılar ki üzülerek takip ettim Sayın Bahçeli bugün 'Konutlarına kavuşan vatandaşlarımıza boş senet imzalatıyorlar demek yalnızca bühtan değil siyasi namusla çelişen bir hezeyandır' demiş.

Sayın Bahçeli, bununla ilgili çok siyaset içinde verilecek çok sert cevaplar var; bir kelime demeyeceğim, bir kelime demeyeceğim. Alın bunu, alın bunu: 'Afet Borçlandırma Senedi.' Madde 1 Tanımlar, Madde 2 Borç Tutarı: 'Bankaya toplam nokta nokta TL, yalnız bu kadar borçlandığımı... Borçlunun beyanı: Nokta nokta oranında akdi faiz ödemeyi, bankaya olan borcun nokta nokta yıl vadeli olduğunu kabul ederim.' İmzası atılmadan anahtar verilmiyor.

Burada bühtan varsa Murat Kurum’dadır. Burada iftira varsa Murat Kurum’dadır. Hezeyan varsa da 'ittifak ortağım' diye onlara inanan, bir tane depremzedeye gidip de sormayan şahsınızın siyasetinin adıdır. Buyurun!

Cumhuriyet Halk Partisi bir siyaset yapıyorsa, bir eleştiri yapıyorsa, bir şey söylüyorsa Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir ayağı bu kürsüdeyse bir ayağı Hatay’dadır. Bir ayağı, bir ayağı Gaziantep’tedir, İslahiye’dedir, Nurdağı’ndadır, Adıyaman’dadır, Yaylakonak’tadır. Ve Cumhuriyet Halk Partisi bir şey söylüyorsa Murat Kurum gibi palavradan değil yürekten, sahadan söylüyordur.

Ben Sayın Bahçeli'den, Sayın Bahçeli'den büyüğümüzdür, özür beklemiyorum bu lafları için. Sayın Murat Kurum'dan Bahçeli'ye 'Kusura bakmayın, sizi bu hale getirdim' diye özür telefonu bekliyorum. Sayın Bahçeli'yi Murat Kurum arasın.

"O BOŞ SENETLERİN HEPSİNİ YA SİZE YIRTTIRACAĞIM YA İKTİDAR OLUP BEN YIRTACAĞIM"

Ne olacak söyleyeyim, ne olacak biliyor musunuz? Biz böyle ayakta meydanda oldukça, sahada oldukça, milleti dertlendiren onlar, derdi dinleyen, çözmeyi vadeden, çözülsün diye emek veren bizler oldukça bunlar böyle geri adımlar atacaklar. Faiz almayacaklarını açıkladılar. Şimdi diyorlar ki 'Küçük paralar olacak, bilmem ne olacak.' 71 milyar dolar para toplanmış bu milletin vergilerinden, bağışlarından. 40 milyar lirası evlere gitmiş, helali hoş olsun; o boş senetlerin hepsini ya size yırttıracağım ya iktidar olup ben yırtacağım.

"MERASİM SOKAK'TA ASKERİ PERSONEL SERVİSİNE YAPILAN TERÖR SALDIRISINDA 29 CANIMIZI KAYBETMİŞTİK"

Maalesef bugün bir başka acının da 10. yıl dönümü. 2016 yılında Meclis Genel Kurulu'ndaydık ve bir patlama sesiyle irkildik. Maalesef hemen yakında, Merasim Sokak'ta askeri personel servisine yapılan terör saldırısında 29 canımızı kaybetmiştik. Tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyoruz. Ülkemiz için can veren şehitlerimizin aziz hatıraları bize aittir, bize emanettir; aileleri bu yüce millete ve devlete emanettir.

"BURAYA KAYNAK AYIRMAYACAKSINIZ NEREYE AYIRACAKSINIZ? "

Geçtiğimiz hafta şehit aileleri dernekleri -ki bugüne kadar Türkiye'de Genel Başkan Yardımcımız Yankı Bağcıoğlu ve milletvekillerimiz, parti meclisi üyelerimiz, 205 şehit ailesi ve gazi derneğini Türkiye coğrafyasının dört bir yanında ayırmadan ziyaret ettiler, etmeye devam ediyorlar- geçtiğimiz hafta da tüm Türkiye'deki şehit aileleri ve gazi derneklerini temsil eden tepedeki üç yapı, çatı örgüt, iki dernek ve bir vakıf bizi ziyaret ettiler. Biz kendileriyle sürekli, yılda en az üç kez dört kez bir araya geliyoruz. Hem tutumumuzdan, onlara verdiğimiz sözleri tutmamızdan, gündemde tutmamızdan, vadettiğimiz çizginin uygunluğundan bahisle çok keyifli bir sohbet yaptık.

Ama bir yandan da şunu hatırlattılar: Dediler ki Cumhuriyet Halk Partisi'yle 2024 yılında, Haziran ayında iki günlük Şehit Aileleri ve Gaziler Çalıştayı yapmıştık. O çalıştaydan da derlenen 18 kanunda değişiklik yapan bir teklif hazırlamıştık biz. Bu teklifi Meclis'e sunduk, ilgili komisyonu göreve çağırdık. Komisyonun başkanı Sayın Akar bu dernekleri çağırdı, üzerinde çalışacaklarını söyledi, zaman istedi. Ama bugüne kadar komisyonda bir ilerleme yok. Şehit ailelerimiz diyor ki; 'Komisyon başkanından, mensuplarından, partilerdeki üyelerden bir şikayetimiz yok ama ilerleme yok. Çünkü sürekli ekonomik sıkıntıları, Maliye'yi, Maliye Bakanı'nı bahane ediyorlar. Lütfen bunları bir kez daha dile getirin' dediler.

Ben hem Merasim Sokak'ın 10. yıl dönümünde hem bugünlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki hassas gündemlerin eşliğinde; bu memleket için hepimiz yerine can verenlerin aileleri ya da vücutlarının bir parçasını feda edenler için bekleyen 18 kanunun, bu Ramazan mübarek günlerde -ki Meclis'te sahura kadar çalışma geleneği var, zaman sorunu yok- para deseniz büyük bir para tutmadığı gibi buraya kaynak ayırmayacaksınız nereye ayıracaksınız? Nereye ayıracaksınız?

Onun için de özellikle gaziler arasındaki maaş eşitsizlikleri -ki büyük bir utançtır hepimiz için-, şehit aileleri arasındaki eşitsizlikler büyük bir utançtır. Terörle mücadelede yaralanmasına rağmen gazi sayılmayan kahramanlarımızın mağduriyetleri, haklı talepleri hala karşılıksız kalmıştır. Er ve erbaş şehitlerin aileleri, gaziler için söz verilen emsal maaş uygulaması hala hayata geçirilmemiştir. Sağlıkta, ulaşımda, istihdamda, eğitimde tanınan hakların uygulanmasında ciddi aksaklıklar ve eşitsizlikler vardır. Ortez-protez hizmetlerinde bunun tek hastaneyle sınırlandırılması, bürokratik engeller hak kayıplarına sebebiyet vermektedir. Şehit yakınları ve gazilerle ilgili yetki ve sorumlulukların Aile Bakanlığı'nda olması yerine Milli Savunma Bakanlığı'nda olması talep edilmektedir.

"BİZ 18 MADDELİK KANUNUN ARKASINDAYIZ"

Biz 18 maddelik kanunun arkasındayız. Buradan grup başkanvekillerimize, grubumuza emanettir. Ramazan ayı boyunca partilerin uzlaşısıyla, oy birliğiyle Meclis'te bu düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz ve bunu Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne öneriyoruz ve emanet ediyoruz.

"15 TEMMUZ DARBESİNE KARŞI CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBUNUN TUTUMUNU BİLMEYEN YOK"

Bir de bugün aramızda evladını gerekirse bu ülke için şehit olsun diye orduya teslim etmiş, gözünü kırpmadan ölümü göze almış gencecik askerlerin, erlerin, teğmenlerin anneleri var. 15 Temmuz darbesine karşı Özgür Özel'in tutumunu bilmeyen yok, Cumhuriyet Halk Partisi grubunun tutumunu bilmeyen yok. O darbeyi planlayanların, yapanların, o günlere gelene kadar bunları kritik mevkilere yerleştirenlerin, bunlara para sağlayanların, bu milletin bölünmez bütünlüğüne karşı, anayasasına karşı, meclisine karşı silaha sarılanların Allah bin kere belasını versin. Allah bin kere belasını versin.

"BU AYIBI MUTLAKA TEMİZLEMEK GEREKİR"

Ancak emir komuta zinciri içinde kursiyer, teğmen, asteğmen, asker kalk oğlum kalkmış, yürü oğlum yürümüş, çık köprüye çıkmış, bin otobüse binmiş, otobüsün içinde durmuş, inmemiş, adamı çevirip Silivri'de müebbet hapse mahkum edenlere söylüyorum. Burada büyük bir kul hakkı vardır. Hem bu süreçte hem KHK ile ihraç edilip mahkemede haklı çıkan, bazen mahkemede yargılanmasına bile gerek görülmeyenlerin hala görevlerine iade edilmedikleri yerlerde kul hakkı vardır. Darbeyle mücadele, darbeciyi cezalandırmak ayrı bir şeydir, buradan başka bir mağduriyet çıkarmak, gözü yaşlı anneler yaratmak başka bir şeydir. Bu ayıbı mutlaka temizlemek gerekir. Mutlaka temizlemek gerekir.

"HİÇBİR SİYASİ PARTİDE VETERİNER MİLLETVEKİLİ OLMAMASI AYIBINI PAYLAŞIYORUZ "

Bugün tabii Sayın Günaydın da çok farklı kesimlerden çok önemli konukları anons etti. Bugün farklı illerden veteriner hekim odası başkanlarımız aramızda. Veteriner hekimler kanunda sağlık çalışanı olarak geçiyorlar ama neredeyse özlük haklarında yarı yarıyadan da kötü durumdalar. Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda yasal düzenlemelerden kaçıyor. Ayrıca pandemide, daha doğrusu bu çağda belki de önümüzdeki dönemde de karşılaşılacak pandemilerde bir şeyi öğrenmiş olmak lazım. Bu hayvandan insana geçen virüsler veterinerlerin uzmanlık alanıdır. Bulaşıcı hastalıklar veterinerlerin uzmanlık alanıdır. Veterinerlerin konusu, alanı halk sağlığını, hepimizin sağlığını en doğrudan etkileyen hem güvenli gıda açısından hem de hastalıklardan korunma açısından son derece önemlidir. Bunun için bir 'Tek Sağlık' prensibi dünyada gelişmiştir. Modern dünya bunu kabul etmiştir. Bunun için de biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yaklaşımı önemsiyoruz.

Ayrıca bir utancı hep birlikte itiraf edelim. Böyle bir ülkenin bu yüce meclisinde seçilen 600 milletvekilinden hiçbiri veteriner değildi. Hiçbir siyasi partide veteriner milletvekili olmaması ayıbını paylaşıyoruz ve partimiz adına da bu noktada özeleştirimizi yapıyoruz. Yaptığımız ilk parti meclisinde Türk Veteriner Hekimleri Birliği'nin Genel Başkanı'nı, Sayın Murat Arslan'ı parti meclisimize, politika kurullarımıza kattık. Onların şahsında Türkiye'deki sayıları 50 bini bulan veterinerleri, veteriner fakültesi öğrencilerini, hepsinin ailelerini saygıyla selamlıyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi grubunda ve iktidarımızda hem bu mecliste hem Bakanlar Kurulu'nda hem kritik her yerde çok sayıda veterinerin görevlendirileceğinin de şimdiden sözünü veriyoruz.

TÜRK MEDENİ KANUNU'NUN KABULÜNÜN 100. YIL DÖNÜMÜ

Bugün Türk Medeni Kanunu'nun kabulünün 100. yıl dönümü. Bu kapsamda Cumhuriyetin eşitlik mücadelesini büyüten 81 ilden kadın kolları il başkanlarımız, belediye başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, siyasetteki çok değerli yol arkadaşlarımız bizlerle birlikte. Türkiye'de kadın erkek eşitliğinin temeli 100 yıl önce kararlılıkla atıldı. Mirasta, boşanmada, velayette, çalışma yaşamında kadın erkek eşitliği güvence altına alındı. Ama maalesef bugün Türkiye'de kadınlar kendilerini halen güvende hissetmiyorlar. Eşitsizlik, adaletsizlik, kadına karşı şiddet, cins kırımı devam ediyor. Ve maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı pek çok alanda olduğu gibi burada da artık ülkeye ve ülkenin kadınlarına bir felaketi yaşatıyor. Kadın cinayetlerinin önü alınamıyor, kadına karşı şiddetin önü alınamıyor. Ve öyle ki övünerek desteklediğimiz, yürekten desteklediğimiz, övünerek oy verdiğimiz İstanbul Sözleşmesi'nin kabul edildiği yıl yaşanan hızlı düşüş, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bu konuda gevşemesiyle sonra meclisin kabul ettiği bir uluslararası sözleşmeydi ki İstanbul'da yapılmıştı, o sözleşmeden Sayın Erdoğan'ın kendi başına tek imzasıyla, tek başına çıkmasıyla adeta devleti kadının arkasından çekti. Ve o günden bugüne de istatistikler, rakamlar çok daha kötüye gidiyor.

"BU MECLİSE SEVK ETTİĞİMİZ İLK ANLAŞMA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NE GERİ DÖNÜLME ANLAŞMASI OLACAK"

Buradan daha önce de söylediğim bir şeyi söyleyeyim. 47 yıl sonra partimiz birinci parti oldu. Son o girdiğimiz seçimden beş ay önceki kurultayda şu sözü vermiştim: Nasıl rahmetli Bülent Ecevit ve onun değişim kadrosu 70'lerde ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden de birinci parti çıktıysa partimizi birinci parti çıkaracağız yoksa bu işi bırakacağız demiştim. Bu sözden beş ay sonra Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra birinci parti oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduğu günden beri ilk kez yenildi ve büyük bir zafer kazandık. Bugün halkın oyunda da tüm yapılan anketlerde takip ediyorsunuz desteğini daha da arttıran Türkiye'nin birinci partisinin genel başkanı olarak buradayım. Ve buradan söz olsun, tarihe geçsin ki bir kez daha ifade edeyim: 17 Şubat 2026 günü bir kez daha sözümüzü yeniliyoruz. Bu kürsülere, o zaman salon başka olacak, bu kürsülere Türkiye Cumhuriyeti'nin iktidar partisinin genel başkanı olarak yine çıkacağım ve o gün göreceksiniz ki bu meclise sevk ettiğimiz ilk anlaşma İstanbul Sözleşmesi'ne geri dönülme anlaşması olacak. Söz veriyoruz Türkiye'deki tüm kadınlara, tüm kadınlara!

Bu sözleri söylerken ne söylüyoruz? Kimi duyuyoruz? Kimin sözünü tutuyoruz? Bakın ne diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk: "Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?" İşte biz, Cumhuriyeti kadınların ellerinde göklere yükseltmeye kararlıyız. Göklere yükseltmeye!

"DÜNYADA ADINI BİLDİĞİN BİLMEDİĞİN ÜLKELERDE GIDA ENFLASYONU BİZDEN DÜŞÜK. "

Maalesef ekonomik kriz tüm yakıcılığıyla devam ediyor. Ocak ayı enflasyonu yüzde 4.8 açıklandı. Biliyorsunuz Aralık enflasyonu yüzde 0.89'du. Yani devlet eliyle emeklisine, çalışanına, devletin memurlarına çok büyük bir kazık atıldı. Enflasyonu Aralıkta düşük gösterdiler; yüzde 4 cebinize girecek maaşlardan çaldılar. Sonra o enflasyonu Ocak ayında 4.8 olarak gösterdiler. Diğer kuruluşlar 6.5 - 7 buluyor. Maalesef öyle bir noktadayız ki, enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Ama bu hesaplanan enflasyonlar hep ortalama enflasyon, manşet enflasyon. Ama gerçek enflasyon dediğiniz, örneğin gıda enflasyonunda; dünyada gıda enflasyonu yüksekliğinde dünya dördüncüsüyüz. Gıda enflasyonu yüksekliğinde üzerimizde üç ülke var: İran, Arjantin, Güney Sudan.

Bunun dışında dünyada adını bildiğin bilmediğin ülkelerde gıda enflasyonu bizden düşük. Mesela adını bilirsin Angola; bizden düşük. Burundi; bizden düşük. Malavi... Malavi gıda enflasyonu bizden düşük. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir aylık enflasyonu, dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan yüksek. Hani diyorlar ya "Enflasyon bütün dünyanın derdi", doğru. Almanlar 2.1 olan enflasyon yüzde 4 oldu mu deli çıkarlar, hemen tedbir alırlar. Tek rakamlı değil, yüzde 4'ün 3'ün altındaki enflasyon makbul enflasyon. Avrupa'da yüzde 2.4.

"EKONOMİ İYİ OLACAK YALANI YILIN İLK AYINDA ÇÖKMÜŞTÜR"

Burada bu enflasyonlar bu noktada ve kimin sorumluluğunda? Diyor ya "Her şeyin sorumlusu benim ben. Ben ekonomistim" diyor. Bakın tutanak altında, canlı yayında... Erdoğan, Aralık 2020; "2021'de enflasyonu tek haneye indireceğiz" demiş. 2021 enflasyonu yüzde 36 çıkmış. Kasım 2021; "Faiz sebeptir, enflasyon neticedir, 2022'de bu çarkı bozacağız" demiş. Enflasyon yüzde 64'e çıkmış. Aralık 2022; "Herkes 2023 hesabını yüzde 20'ler seviyesinde bir enflasyona göre yapsın" demiş. Enflasyon yüzde 65 çıkmış. 2023'te; "Enflasyon tek haneye inecek" demiş 2023'ün sonunda. 2024 enflasyonu yüzde 44 olmuş. Bu sene yüzde 13-19 diye hesaplıyorlardı, daha senenin ilk ayında yüzde 21'e revize ettiler. Ama işi bilen bütün uzmanlar yüzde 28-30'un altında enflasyon beklemiyor.

Türkiye maalesef kötüye gidiyor, gitmeye devam edecek. AK Parti Türkiye'ye hiçbir konuda iyi gelmedi, gelmemeye devam edecek. Ekonomi iyi olacak yalanı yılın ilk ayında çökmüştür. Yılın ilk ayında bütçe 214,5 milyar lira açık verdi.

Ve Ocak ayında faiz ödemeleri bir önceki yılın Ocak ayına göre yüzde 180 arttı. Geçen sene Ocakta 163 milyar faiz ödemişiz, bu sene 456 milyar. Faiz ödemeleri yüzde 180 artmış ama yatırıma giden bütçe yüzde 37 azalmış. Bakın, yüzde 37 artmış olsa bir umut olur seneye. Yüzde 37 azalmış. Düşünün ki bir şirket sahibisiniz, genel müdür burada. Soruyorsun; "Evladım nasıl girdik Ocak ayına?" "Vallahi efendim faiz ödemeleri yüzde 180 arttı." "E o zaman para alıyorsun faiz ödüyorsun, üretim ne kadar arttı?" "Üretim yüzde 38 düştü." Öl ki ölem, öl ki ölem!

"BU KRİZİ BİTİRMEK SANDIKTAKİ BİRİNCİ VAZİFEDİR"

O genel müdürü, o finans müdürünü anında sepetlemezsen gelecek sene iflas edeceğin bellidir. Türkiye Cumhuriyeti seçmenlerinin sırtından bu keneleri atmak ve bu krizi bitirmek sandıktaki birinci vazifedir. Sandıktaki birinci vazife.

Ayrıntılar geliyor...

Kaynak: Halktv