Kılıçdaroğlu'nun Meclis grubunda konuşmaktan vazgeçmesiyle krizin sona erdiği grup toplantısında kürsüye çıkan Özel, "Bu kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması; Dikmen Kapı önündeki binlerin, Türkiye'deki milyonların ve bu salonda bulunan bu güzel insanların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum. Buradaki bu duruş, bu yürüyüş bir mevzi değildir, bir zafer değildir; Vazgeçmemektir, teslim olmamaktır" dedi.
Meclis önündeki konuşmasında isim vermeden Kılıçdaroğlu'na "atanmış başkan" ifadesini kullanan Özel, Meclis grup toplantısında da bu ifadelerini yineleyerek seçilmiş genel başkanlığın altını çizdi. Özel, "Burası seçilmişlerin yeridir; yani bugün bu kürsüdür. Bir seçilmiş, ona verilen görevde verilen bayrağı bir kere bırakmaya koysun, o bayrağı bir bırakırsanız millet bir daha elinize vermez o bayrağı" diye konuştu.
Bugün yaşanan krizin CHP'nin iç meselesi olarak yansıtıldığını söyleyen Özel, "Mesele, Cumhuriyet Halk Partisi'ni olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan rakipsizleştirme, Erdoğan'ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. O aslında güçsüz ama gücünü haklılığından alan bedenini o oradan buradan toplanmış serseri güruhun önüne koyacak" ifadelerini kullandı.
Kılıdaroğlu'na şimdiye kadar kötü bir söz söylemediğini anımsatan Özel, "Ona söz söyleyenler için şu Meclis Genel Kurulu'nda neler geldi başıma neler. Darbedildim, kürsülerin altında kaldım, neler yaşadı bu grup, neler. Yine de asla ve asla partinin geçmişine saygımdan ağzımı açmıyorum, susuyorum. Ama benim kendi meselemin ötesinde genel başkan olarak partime yaşatılanları gördükçe gerçekten ne diyeceğimi şaşırıyorum" dedi.
Kurultay için de tarih veren Özel, "'Tedbir var, kurultay yapamayız' diyenlerin kurultay süreci başlatacağını duyurduk. Madem yapabileceğinize ikna oldunuz; o kurultayı yapacaksınız. 26 Temmuz tarihi geçilmeden bir kurultay yapılmalı, aksi halde seçime girilmesi tehlikeye girecektir" uyarısında bulundu.
Özel, grup toplantısında: Biz sandığına inanırız, seçime, seçilene, seçene saygılıyız
CHP'de mutlak butlan kararı ardından çıkan "grup toplantısı" krizi nihayete erdi. Mahkeme kararıyla Genel Başkan olarak atanan ve salı günleri olan grup toplantısında kendisinin konuşacağını açıklayan Kılıçdaroğlu, bugün grup toplantısına iki saat kala Meclis'teki konuşmadan vazgeçtiğini duyurarak, saat 14.00’te bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere CHP Genel Merkezi'ne çağrı yaptı.
Özgür Özel ise grup konuşmasından önce Meclis Dikmen Kapısı önüne kendisini bekleyen vatandaşlara seslenerek, "Eğer siz olmasaydınız, baba ocağına gelen o tipler bugün de bu Meclis’in kapısına dayanacak, sanki Cumhuriyet Halk Partisi misafiriymiş gibi içeri sokulacaktı. Grup toplantısını provoke edecek, sabote edecek, gerekirse kaba kuvvetle ele geçirecek ve kürsüyü seçilmiş Genel Başkan’a değil, atanmış bir kararla gelen birisine vereceklerdi" ifadelerini kullandı.
Özel, Meclis önündeki konuşmasının ardından saat 13.30'da Meclis'teki grup toplantısına katıldı ve konuşmasına geçen yıl elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek'i anarak başladı. Özel'in grup toplantısı konuşmasından satır başları şöyle:

"Ancak bu kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması; Dikmen Kapı önündeki binlerin, Türkiye'deki milyonların ve bu salonda bulunan bu güzel insanların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum.
Biz demokrasi fikrinin insanlarıyız. Biz sandığa inanırız. Seçime, seçene ve seçilene saygılıyız. Onun için bugünkü buradaki bu duruş, bu başlangıç ve hep birlikte sürdürdüğümüz bu yürüyüş çok anlamlıdır. Bir gün değildir, bir mevzi değildir, bir zafer değildir; bir bütünün diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır. Vazgeçmemektir, teslim olmamaktır, direnmektir ve bencil bir duyguyla değil, bütün ülkenin geleceğini düşünen bir duyguyla davrananların birlikteliğinin zaferidir. Hepinizi kutluyorum.

Geçen yıl kurbandı Ferdi geldi, beni aldı. Bayram vaazını dinledik, namazı kıldık. Kabristana, aile büyüklerine gittik. Partimizin ve diğer partilerin 80 öncesi hayatını yitirmiş il başkanlarına ziyarette bulunduk. Sonra kurbanlarımızı kestik. Birer but aldık, Ferdi Gülten teyzeye ben anneme götürdüm. Sonra da o feci kaza haberini aldık. Hepiniz vardınız hastane bahçesinde. 3 gün direndi, 3 gün mucizeyi kovaladık. Olmadı. Manisa’da ilk kez Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan bir törenle kardeşimizi uğurladık.
Orada olmayı hepimiz istedik, orada olacaktık. 'Haftaya grup olmaz, orada oluruz' dedim. Olamayacak bir şey oldu. Sonradan araya girip 'yapmasanız' diyenlere 'Özgür Bey Manisa’ya gidecekse yapalım' dediler. Fırsat bilindi, bir açıklama yapıldı. Günlerce düşündük. 'Gidelim, gelsinler' dendi. Kim gelecekti? O sabah partiye kim gelecekse onlar gelecekti. Biraz önce Dikmen kapıda da gördük onları zaten.
Kimin geleceğini ve nasıl gelmeyi planladıklarını gördük. Kim gelecek? Son dört kurultayın seçilmiş genel başkanı olmayacak, seçilmiş yöneticileri olmayacak. Son üçünde geçerli oyların hepsini alan genel başkan olmayacak. İlk günden bu yana ilk kez nasip olan ki kendime saymıyorum diye söyledim, bir genel başkanın son üç kurultaydır delinmeyen anahtar listesi.
Bu liste iyi yapıldı, güçlü müçlü demek değil. Bu delegenin yani hem son seçilen delegenin hem ilk delegenin, o günkü delegenin idraki partiyi sevmesi, sahiplenmesi kapalı yere giriyor adam. Kimse görmüyor atmaz atmaz.
3 sene önce vermemiş 600 küsur tanesi. Hepsi veriyor. Diyor ki birlikte olalım. Bugün dayanışma günü bugün ayrışma günü değil. O delege gelse o delege gelse, o ruh gelse, o bilinç gelse, o idrak gelse zaten Özgür Özel'e burada gerek yok. Orayı kimin oturduğunun hiç önemi yok.

Ama kim gelecekti, kimin geleceğini gördük. Nasıl gelmeyi planladıklarını gördük ve buranın ne olduğunu gördük. urası Milli İrade'nin tecelligahıdır. Burada tecelli eder. Millet bir karar verir, o karar burada tecelli eder. Bütün yıpranmışlığına, yok sayılmasına, anayasayla yetkilerinin yağmalanmasına rağmen eninde sonunda o birinci meclisin duvarlarındaki o ruhu gidince hissedersiniz. Burası seçilmişlerin yeridir; yani bugün bu kürsüdür. Bir seçilmiş, ona verilen görevde verilen bayrağı bir kere bırakmaya koysun, o bayrağı bir bırakırsanız millet bir daha elinize vermez o bayrağı.
Onun için herkese danıştım, en son Ferdi'nin sesiyle kararı verdim. Dedi ki hep Manisa'ya gitmem gerekir, hep burada bir şey çıkar. Orada da olmam lazım. Ararım, yav birader ne yapacağız? Daha derken anlar, abi biz burayı hallederiz sen orada lazımsın. Ben bugün burada lazımdım, ondan burada kaldım.
Bir inatlaşmanın değil de görevi üstlenmenin gereği budur. Dört koldan saldırı altındayız. 3 yıl önce partimizde seçimleri kazandık, 10 ay sonra yüzde 38'le 47 yıl sonra partiyi 1'inci parti yaptık. Kurulduğu günden beri AK Parti'yi ilk kez geride bıraktık. O günden beri saldırı altındayız. Öyle bir noktadayız ki. O günün delegasyonuyla yeniden kurultay yapılmış, YSK denetiminde bütün süreç bitmiş. Ama AKP yargı kollarının görevlendirdiği istinaf mahkemesi olmayacak bir karar aldı. Seçilmiş kimsenin koltuğunun sonucunun kesinleşemeyeceği acayip bir sistemin içine düşürdüler Türkiye’yi.

CHP'nin iç işi diyorlar ya, bakarsan dışarıdan anlamazsın meseleyi, çözmezsen kumpası, CHP'nin iç işi. CHP'nin iç işi falan değil. Kim karışır CHP'nin kurultayına? Öyle bir noktadayız ki, o günün delegasyonuyla iki kere olağanüstü kongrede yapılmış, günü gelmiş, sıfırdan başlanmış, mahallelere tek tek sandık konmuş, YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş, dönüp son dört kongreyi iptal etsen, daha doğrusu, yok say, YSK'ye göre yok değil.
Mazbatalar duruyor, her şey tamam. Hiçbir yere göre yok değil ama Ak Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir istinaf mahkemesi olmayacak bir karar alsın ve artık Türkiye'de hiçbir seçilmişin koltuğunun seçim hukukuyla, itirazlara ve kesinleşmeye bağlı seçim hukukuyla sonucunun kesinleşemeyeceği bir asliye mahkemesini ikna edenin, bir istinaf mahkemesinin gözünü döndürenin her şeyi yapabileceği bir acayip sistemin içine düşürdüler Türkiye'yi. Ondan kurtulmaya çalışıyoruz.
Ama öyle bir kötü akıl var ki, onu söylemeden olmaz, onu görmeden olmaz. Kötü akıl şu. Yenilmiyorduk, yendiler. Kaybetmiyorduk, kaybettik. İstanbul'u da aldılar, Ankara'yı da aldılar. Türkiye'nin %65'ini aldılar. İlk seçimde iktidarı alırlar. Biz bu iktidarı veremeyiz. Veremeyecek durumdayız. Sandıkla geldik ama sandıkla gidemeyiz. Dönülecek eşiği çoktan aştık. Bu iktidarı teslim edemeyiz. Bütün mesele bu. Bunun üstüne oturuyor sistem. Gençlik kolları, kadın kolları, ana kademe, yok bir önemi. Bu işi kim yapar? Bu işi o çocuk yapar. Vaktiyle, hukuksuz, bütün kararları Anayasa Mahkemesi'nce bozulan o kararları kim aldıysa cesaretle.

15'te 15, Ak Parti'nin atadığı Anayasa Mahkemesi'nin 15'te 15'le bozduğu karar, düşünün yani. Hani 2 kere 2'ye 4 değil 5 dememiş, 2 kere 2'ye 555 demiş. Öyle kararları alabilen ve bunu talimatla yapabilen birisine yargı kollarını kurdurdular. Çok anlattım yaptıklarını da mesela bugün için neredeyiz biliyor musunuz? Bugün için. Hesabını veremediği, doğru olduğunu herkesin bildiği, defalarca Murat Kurum'a buradan söylediğim belediyelerin ellerinde Murat Kurum'un yolladığı yazılar var. Vergi gelirlerinin arttırılması için hepsinde belli. Murat Kurum tek tek biliyor 16 tapuyu. O yüzden bir kelime söyleyemiyor. Onu söylediğimiz gün çıktı dedi ki, efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak, Özgür Özel'e Manisa'da para verdi o ortaya çıkacak. İçişleri Bakanlığı koruma ekibi çıktı ki ortaya, Özgür Özel o gün Ankara'da gün boyunca programı belli. Dedim ki bunu ispatlayamazsanız namertsiniz, alçaksınız. Böyle iftira olmaz dedim. İspatlayamadılar. Sonra ne yaptılar biliyor musunuz? Ne yaptılar? O 110 gün yoğun bakımda yatmış, 20 tane ilaçtan yaşayan adamı kendisi defalarca açıkladığı halde, adaylığım için 1 kuruş para verdiysem şerefsizim diye kendi yazıp açıkladığı halde, yahu ne parası zaten.
Seçilmesi garanti, o kadar belediye varken kimseden bir şey istenmemiş de bizden mi istenmiş diyordu. İki seçim üst üste hiçbir parti kazanamamış Antalya'yı. Adaylığından sonra, adaylığından sonra son aday gösterilmesinden 3 gün öncesinin anketi var. Parti gitmiş, aday göstermek için para almış da o parayla anket mi yaptırmış diyordu. Böyle birisine en son ne ifade verdirttiler biliyor musunuz? En son ifade. Önce o paraya orası olmadı, burasını attılar. Eşkâl tutmadı, yalan tutmadı. En son gittim, kimse görmezken Ferdi Zeyrek'e verdim diye ifade verdirttiler.

Mesele, Cumhuriyet Halk Partisi'ni olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan rakipsizleştirme, Erdoğan'ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Kimse bu işi parti içi bir mesele sanmasın. Aha da bizim parti. Parti içi bir mesele olacak, Ali ile Veli kavgaya tutuşacak, burada gidecek. Ele güne karşı, gök, ele güne karşı meclisin giriş kapısının önünde o cılız, o aslında güçsüz ama gücünü haklılığından alan bedenini o oradan buradan toplanmış serseri güruhun önüne koyacak. Biz parti içi meseleyi değil, Türkiye demokrasisini, ülkenin iktidarının sandıkla değiştirilmesine bedenlerini koyuyorlar orada insanlar.

Siz bugün Türkiye'yi kuruluş ayarlarına Gazi Mustafa Kemal'in emanetinden koparmaya çalışanlara karşı o kopmayan halkasınız, kopmayan halkasınız. O yüzden, o yüzden hem Ferdi'min ölüm yıldönümünde bize bunları yapanlara o kararı alanlara, aldırtanlara o karara uyanlara hem de genel merkezde o kara günü yaşatanlara hem de bugün bu meclisin altında cüret edilen bu meseleye o kötücül akla, o Ak Parti'nin kara düzeninin kötü planına kim eğer alet olup yol veriyorsa, varsa şu kadarcık hakkım, hakkımı helal etmiyorum. Şu kadarcık hakkımı helal etmiyorum.
Ve bugün maalesef, ömrüm boyunca bir kez kötü söz söylemedim, söyletmedim. Ona söz söyleyenler için şu Meclis Genel Kurulu'nda neler geldi başıma neler. Darp edildim, kürsülerin altında kaldım, neler yaşadı bu grup, neler. Yine de asla ve asla partinin geçmişine saygımdan ağzımı açmıyorum, susuyorum. Ama gerçekten bu yaşatılanlar, bu yaşatılanlar, bu partiye yaşatılanlar, benim kendi, kendi meselemin ötesinde genel başkan olarak partime yaşatılanları gördükçe gerçekten ne diyeceğimi şaşırıyorum.
O binada kimler var, kimler? Kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın. Bugün, o gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile o gün CHP ile hiç ilgisi olmayan seçmenlerimiz bile, bugün aynı duygu durumunda, aynı kararlılıkta o zinciri kopartmamak için kendi kol kola girmesiyle herkes gözümde bambaşka bir yerdedir, en üst mertebededir.

O binada bugün Kemal Bey'e çubukta organize bir linç girişimi yaşatılıyordu, ölümü göze alarak onunla birlikte, onu koruyarak yanında duran mesela Murat Emir yok orada. Ama 1980 öncesi 7 Tip'li genci öldüren Haluk Kırcı'nın ekibi selam veriyorlar, 12'nci kattan genel başkan katından selam veriyorlar objektiflere. Kemal Bey Şavşat'ta saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikasta uğrayan ve onunla birlikte saldırı altında kirpinin içinde olan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey'e oradan ateşler atılırken, kirpinin içine girerken Kemal Bey'in üstüne kapanan Seyit Torun'u iki kolundan tutup da attılar o binadan dışarıya. Ya hapse gireceksin ya Ak Parti'ye katılacaksın dendiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada.
Ama bir sonraki operasyon şu CHP'li belediyeye deyip belediye başkanlarının kendilerine, ailelerine haysiyet suikasti yapanlar, o haberleri yapanlar o binada geziyorlar. Adalet yürüyüşünün biri isim babası, biri fikir babası, Aykut Erdoğdu'yla Bülent Tezcan yok. Aykut Silivri'de, 12 metrekarelik zindanda ama İBB borsasında tutuklananları ziyaret edip 2 milyon lira vereceksin, şu iftirayı atarsan çıkarsın diyen avukat, Yunanistan'a kaçarken yakalattığım avukat, göstermelik ev hapsi kaldırılan avukat, o binada arınma başlanmış burada diye paylaşıyor.

O yüzden şimdi çıkmışlar oraya, buraya efendim bir paralel CHP varmış. Paralel CHP anlayışı varmış. Bizim meclisi paralel genel merkez olarak yapmamız kabul edilemezmiş. O yüzden burası da zapt edilmeliymiş. Biz genel merkezden Meclis'e yaptığımız yürüyüşte bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bu çirkin zihniyeti geride bıraktık, onlara bıraktık ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir binadan ibaret değil, bir anlayıştan, bir inançtan, gerekirse bir inattan ibaret olduğunu ve bunun bu ülkenin son umudu olduğunu, son kalenin bir bina, kapısı, çatısı değil, son kalenin Cumhuriyet'e inananların yüreğindeki olmayan korku duygusu, var olan mücadele duygusu olduğunu söyledik. Bu millet paralelin kim olduğunu bilir. Bu millet emniyet müdürü varken emniyetteki emniyet imamının paralel olduğunu bilir. Ya da bu millet seçilmişler varken atanmış paralelleri bilir.
Onun için her şeyi yapın ama bu dille bu FETÖ'den kalma dille, önüne geleni FETÖ'cü ilan eden dille, önüne geleni hain ilan eden dille demokrasiyi tehdit gördükleri için demokrasinin tepki ve protesto rejimi olduğunu kabul etmeyenlerin her direnişe ayaklanma, her meydana sokak çağrısı, her mitinge sokakları karıştırmak, Türkiye'yi karıştırmak diye bakan sığ anlayışın o terminolojisini bu Cumhuriyet Halk Partisi'nde Cumhuriyet Halk Partisi'nde görev yapmış kimseye yakıştırmam.
Asla ve asla, asla ve asla Cumhuriyet Halk Partisi'ne paralel yapı, FETÖ ya da namuslu arkadaşlarımıza hırsız atılan iftiralara uygun olarak çeşitli iddianame laflarını doğruymuş gibi, iddianameye bile giremeyen iftiraları doğruymuş gibi alıp, yok arınacağız, yok atacağız, yok satacağız. Böyle bir şeye teslim olursak biz Cumhuriyet Halk Partisi olmaktan çıkarız. Elbette hukuka sığınacağız, elbette hukuka güveneceğiz, elbette yargının bağımsız yargının her şey olduğunu bileceğiz. Ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız, yargı kollarını dağıtacağız.

Bunun için diyalog olsa hiç uzakta durmadım. Efendim 'tedbir var kurultay yapılmaz.' Türkiye'nin tüm hukukçular aynı metinde birleşiyorlar. Kamu, seçim hukukçuları 'Kurultayın yapılması değil yapılmaması sorun' diyor. Başka bir görev yoktur, görev budur.
'Kurultay yapacağız' söylemlerini duyduk. Madem ki buna ikna oldunuz, o kurultayı yapmalısınız. 'Efendim birkaç ay sonraya söyleyelim, bir yıla yayalım. AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçimi o zaman yapalım'. Burada yapılacak iş 26 Temmuz'u geçirmeden kurultay yapılmalıdır. Seçime girilmesi tehlikeye girmektedir. Bu memlekette tüm umudu önümüzdeki seçim olan on milyonlarca kişinin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara kabusu yaşatır. Onları sandıktan koparırsınız, geri dönülemez bir şekilde kaybettirirsiniz.
Partimizin grup toplantısını gerçekleştiriyoruz. https://t.co/cTAuK0bQfd
— Özgür Özel (@eczozgurozel) June 9, 2026





