HABER: BURHAN KURTULMUŞ
Türeyen, “Uludağ yalnızca Bursa’nın değil, Türkiye’nin en önemli doğal miraslarından biridir. Bu teklif yasalaşırsa, milli park statüsünün sağladığı güçlü koruma kalkanı zayıflayacak. Uludağ’da da ulaşım projeleri, enerji iletim hatları ve çeşitli altyapı yatırımlarının önü açılabilecek” ifadelerini kullandı.
“Anayasal koruma fiilen zayıflatılıyor”
Teklifin 5. ve 6. maddelerine dikkat çeken Türeyen, milli park, tabiat parkı ve tabiatı koruma alanlarında çeşitli yapılaşmaların önünün açıldığını belirtti.
“Anayasa’nın 169. maddesi devlet ormanlarının devletçe yönetilmesini zorunlu kılar. 63. madde tabiat varlıklarını korumayı devletin görevi sayar. 168. madde ise doğal varlıkların kamu yararı dışında kullanılamayacağını açıkça belirtir. Şimdi getirilen teklif, kamusal mülkiyet altındaki doğal varlıkların özel şirketlere tahsisine kapı aralıyor. Bu, anayasal ruhla çelişmektedir” dedi.
Planlama ilkeleri devre dışı
Korunan alanların sürdürülebilir yönetiminin temel aracı olan uzun devreli gelişme planlarının işlevsiz hale getirileceğini savunan Türeyen, “Aciliyet” gerekçesiyle plan şartının kaldırılmasının özellikle mutlak koruma zonlarında geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabileceğini ifade etti.
“Mutlak koruma zonunda bilimsel araştırma dışında hiçbir işlem yapılamaz ilkesi yok sayılırsa, korunan alan kavramı anlamını yitirir. Uludağ gibi hassas flora ve fauna barındıran alanlarda bunun bedeli çok ağır olur” diye konuştu.

Yaban hayatı ve biyoçeşitlilik riski
Teklifin av ve yaban hayatı yönetiminin özel şirketlere devredilmesine olanak tanıdığına da dikkat çeken Türeyen, bunun ekosistem bütünlüğü açısından tehlikeli olduğunu belirtti.
“Uludağ; endemik bitkileri, yaban keçileri ve zengin biyolojik çeşitliliğiyle özel bir alandır. ‘Av kaynaklarının milli ekonomiye faydalı şekilde değerlendirilmesi’ gibi ifadeler, canlı yaşamını ekonomik meta olarak gören bir anlayışın göstergesidir. Nesli tehlike altındaki türler ve yaban hayatı koridorları ciddi risk altına girer” dedi.
![]()
“Milli parklar ticari işletme değildir”
Kanun teklifinde turistik tesislerin 49 yıl, “başarılı olmaları halinde” 99 yıla kadar özel şirketlerce işletilebilmesinin önünün açıldığına işaret eden Türeyen, şu değerlendirmede bulundu:
“Bu süreler fiilen kalıcı tahsis anlamına gelir. Milli parklar turizm yatırımlarına açılacak arsalar değildir. Ekosistem bütünlüğü bozulduğunda bunu geri getiremezsiniz. Uludağ’da geçmişte yaşanan yapılaşma baskılarının nelere yol açtığını gördük. Aynı hataları tekrar etmemeliyiz.”

Katılımcılık ve denetim zayıflıyor
Teklifin tüm yetkiyi merkezi idareye bıraktığını, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları ve sivil toplumun karar süreçlerinden dışlandığını söyleyen Türeyen, bunun şeffaflık ve bilimsel denetimi zayıflatacağını ifade etti.
“Korunan alan yönetimi katılımcı ve bilim temelli olmalıdır. Aksi halde keyfi uygulamaların önü açılır” dedi.
“İklim krizi çağında geri adım atamayız”
İklim değişikliğinin etkilerinin arttığı bir dönemde ormanların ve milli parkların hayati önem taşıdığını vurgulayan Türeyen, “Uludağ gibi alanlar karbon yutaklarıdır, su rejimlerini düzenler, bölgesel iklimi dengeler. Bu alanları yapılaşmaya açmak yalnızca çevresel değil, gelecek kuşakların yaşam hakkı açısından da tehdittir” diye konuştu.
Derneğin çağrısı
Türkiye Ormancılar Derneği olarak çağrılarının net olduğunu belirten Cemal Türeyen, teklifin geri çekilmesi gerektiğini ifade ederek şu başlıkları sıraladı:
- Koruma statüleri zayıflatılmamalı, güçlendirilmelidir.
- Uzun devreli gelişme planları korunmalı ve uygulanmalıdır.
- Yerel halk, bilim insanları ve sivil toplum karar süreçlerine dahil edilmelidir.
- Kaçak avcılık ve habitat tahribatına karşı etkin denetim sağlanmalıdır.
- Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü uzman kadrolarla güçlendirilmelidir.
Türeyen, “Milli parklar işletme sahası değil, yaşamın teminatıdır. Uludağ’a sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmaktır” sözleriyle açıklamasını tamamladı.




