Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Grubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa Alan Başkanlığı yetkilileri, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Toplantıda tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, ziyaretçi yoğunluğu, afet riskleri, altyapı eksiklikleri ve köy halkının sürece aktif katılımı başlıca gündem maddeleri oldu.

Katılımcılar, Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir gezi noktası değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğuna dikkat çekerek UNESCO Dünya Mirası unvanının ancak koruma ve kullanım dengesinin doğru kurulmasıyla sürdürülebileceğini vurguladı.
Ziyaretçi Yoğunluğu Alarm Veriyor
Toplantının en dikkat çeken başlıklarından biri son yıllarda hızla artan ziyaretçi yoğunluğu oldu. Geçtiğimiz yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiğinin açıklanması, uzmanlar tarafından “kritik eşik” olarak değerlendirildi.
Bu yoğunluğun, Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığına eşdeğer olduğuna dikkat çekilirken, kontrolsüz insan hareketinin tarihi yapı stoğu üzerinde ciddi baskı oluşturduğu ifade edildi.
Uzmanlar, mevcut ziyaretçi yönetiminin yetersiz kaldığını belirterek şu eksikliklere dikkat çekti:
- Yetersiz sağlık altyapısı
- Acil tahliye planlarının eksikliği
- Güvenlik ve yönlendirme sistemlerindeki yetersizlik
- Profesyonel ziyaretçi yönetimi eksikliği
- Otopark ve ulaşım sorunları
Toplantıda, sürdürülebilir turizm politikalarının acilen devreye alınması gerektiği vurgulanırken, “çok turist” anlayışının yerine “nitelikli ve kontrollü ziyaret” modeline geçilmesi gerektiği ifade edildi.
151 Yapı Müdahale Bekliyor
Toplantıda paylaşılan güncel yapı envanteri ise tarihi köydeki fiziksel riskin boyutunu ortaya koydu.
Yapılan tespitlere göre Cumalıkızık’ta:
- Toplam 259 ev bulunuyor
- 168 yapı tarihi nitelik taşıyor
- 76 yapı betonarme
- 21 yapı tamamen yıkılmış durumda
- 17 yapı harabe ve tehlike arz ediyor
- Toplam 38 yapı oturulamaz halde bulunuyor
En dikkat çekici verilerden biri ise restorasyon süreçlerine ilişkin oldu. Açıklanan bilgilere göre kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarına ait yapıların büyük bölümü restore edilmiş durumda. Buna karşın köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’i hâlâ restore edilmeyi bekliyor.

Köylülerin kendi imkanlarıyla restore edebildiği ev sayısının yalnızca 19 olduğu belirtilirken, toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdaki yapılarla birlikte yaklaşık 151 yapının acil müdahale gerektirdiği kaydedildi.
“Koruma Yükü Köylünün Omzunda Kaldı”
Toplantıda dile getirilen en önemli eleştirilerden biri de koruma sorumluluğunun büyük ölçüde köy halkının üzerine bırakılması oldu.
Uzmanlar, tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğunu ancak bunun yalnızca “bilinçsizlik” ile açıklanamayacağını ifade etti. Restorasyon desteklerinin sınırlı kaldığı ve köy halkının yıllardır destek sırası beklediği belirtildi.

Toplantıda şu görüş öne çıktı:
“Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?” düşüncesi köyde yaygınlaşmış durumda. Koruma yükü yalnızca köylünün omzuna bırakılmamalı.”
Koruma politikalarının sosyal destek mekanizmalarıyla birlikte yürütülmesi gerektiği vurgulanırken, yerel halkın ekonomik olarak desteklenmeden sağlıklı koruma sürecinin mümkün olmayacağı ifade edildi.
“Öncelik Piknik Alanı Değil, Altyapı Olmalı”
Toplantıda mevcut yatırımların öncelik sıralaması da eleştirildi. Katılımcılar, yoğun ziyaretçi baskısı sürerken yeni piknik alanları yapılmasının yanlış bir yaklaşım olduğunu savundu.
UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine;
- altyapı yatırımları,
- koruma uygulamaları,
- ulaşım planlaması,
- afet hazırlıkları
- ve ziyaretçi yönetimi
gibi temel ihtiyaçların öncelik haline getirilmesi gerektiği ifade edildi.
Uzmanlar, plansız turizm yatırımlarının tarihi alan üzerinde geri dönüşü zor tahribatlara yol açabileceği uyarısında bulundu.
“Bir Günde 50 Bin Kişiye Hizmet Verecek Bir Köy Değiliz”
Toplantının en çarpıcı ifadelerinden biri ise köyün taşıma kapasitesine ilişkin yapılan değerlendirme oldu.
Katılımcılar, “Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz” sözleriyle mevcut turizm baskısının gerçekçi ve sürdürülebilir olmadığını dile getirdi.

Cumalıkızık’ın ekonomik, sosyal ve fiziksel kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtilirken, köy yaşamının turizme tamamen teslim edilmesinin kültürel kimliği zayıflatacağı ifade edildi.
Uluslararası İş Birliği Önerileri
Toplantıda yalnızca sorunlar değil, çözüm önerileri de masaya yatırıldı.
Safranbolu başta olmak üzere Avrupa’daki UNESCO miras köyleriyle iş birliklerinin geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yürütülmesi ve deneyim paylaşımı yapılması önerildi.
Ayrıca:
- İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması
- Cumalıkızık’a özel belgesel projeleri üretilmesi
- uluslararası akademik çalışmaların desteklenmesi
- koruma konusunda Avrupa’daki iyi uygulama örneklerinin incelenmesi
gibi başlıklar gündeme geldi.
Uzmanlar, Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinde mimariyi korumak amacıyla geliştirilen yenilikçi modellerin Cumalıkızık için de yol gösterici olabileceğini belirtti.
“Kadın Emeği ve Köy Belleği Korunmalı”
Toplantıda yalnızca fiziksel yapıların değil, yaşayan kültürel mirasın da korunması gerektiği vurgulandı.
Katılımcılar, kadın emeğinin, geleneksel üretim kültürünün ve kırsal yaşam kimliğinin UNESCO sürecinin temel unsurları arasında yer aldığını ifade etti.
“Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz” görüşü toplantının öne çıkan mesajlarından biri oldu.
Bu kapsamda atıl durumdaki kamu yapılarının;
- kadın üretim merkezine,
- kültürel buluşma alanına,
- ziyaretçi ağırlama merkezine
- ve sağlık destek noktalarına
dönüştürülmesi önerildi.
“UNESCO Unvanı Sınırsız Turizm Anlamına Gelmez”
Toplantıda UNESCO uzmanlarının geçmiş yıllarda yaptığı “Sınırsız turist kabul edilemez” uyarısı da yeniden gündeme getirildi.
Katılımcılar, bir günde 34 ila 50 bin ziyaretçi ağırlamanın “başarı” olarak sunulmaması gerektiğini ifade ederek kontrollü ziyaretçi sistemi kurulması çağrısında bulundu.
Önerilen uygulamalar arasında şunlar yer aldı:
- Rezervasyon sistemi
- Günlük ziyaretçi kotası
- Zaman planlamalı giriş modeli
- Yönlendirilmiş turizm rotaları
- Profesyonel ziyaretçi yönetimi
Uzmanlar, aksi halde Cumalıkızık’ın tarihi ve kültürel değerlerinin geri dönülmez biçimde zarar görebileceğini belirtti.
“Cumalıkızık Dış Baskıyla Yok Olabilir”
Toplantının en güçlü uyarılarından biri ise Bursa’daki hızlı kentleşmenin oluşturduğu baskı hakkında yapıldı.
Katılımcılar, Cumalıkızık’ın en büyük tehdidinin içeriden değil dışarıdan gelen baskılar olduğunu belirterek şu risklere dikkat çekti:
- Bursa’nın kontrolsüz büyümesi
- Köylere doğru ilerleyen yapılaşma
- Rant baskısı
- Tarım alanlarının azalması
- Doğal alanların kaybedilmesi
- Sanayi baskısının artması
Uzmanlar, tarihi köylerin çevresel bütünlüğü korunmadan yalnızca yapı restorasyonunun yeterli olmayacağını ifade etti.
Ortak Akıl Mesajı
Toplantının sonunda tüm katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak ortak akıl ve katılımcı yönetim anlayışıyla korunabileceği konusunda görüş birliğine vardı.
Kurumlar, uzmanlar ve köy halkının birlikte hareket etmesi gerektiği vurgulanırken, şeffaf iletişim ve sürdürülebilir koruma politikalarının güçlendirilmesi çağrısı yapıldı.
Toplantıya damga vuran mesaj ise şu sözler oldu:
“Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır.”




