Yeni biriyle tanıştığımız anda beynimiz aynı anda çok sayıda veriyi işlemeye başlıyor. Karşımızdaki kişinin yüzü, mimikleri, sesi, konuşması ve bulunduğumuz ortam gibi pek çok ayrıntı kısa süre içerisinde dikkatimize geliyor.

Bu yoğun bilgi akışı içerisinde isim, diğer ayrıntılara göre daha kolay geri planda kalabiliyor.

Enver Altaylı ifade için adliyeye getirildi
Enver Altaylı ifade için adliyeye getirildi
İçeriği Görüntüle

Beyinde yüzlerin tanınmasıyla ilişkili özel bir bölge bulunuyor. “Fusiform face area” olarak adlandırılan bu bölge, yüzleri ayırt etme ve tanıma süreçlerinde rol oynuyor. Bu nedenle aradan yıllar geçse bile bir kişinin yüzünü tanımak mümkün olabilirken, aynı kişinin adını hatırlamak daha zor olabiliyor.

İSİMLERİN ZİHİNDE TUTUNMASI DAHA ZOR

Bunun önemli nedenlerinden biri, isimlerin çoğu zaman kişinin kendisi hakkında doğrudan bir bilgi vermemesi.

Bir kişinin yüzü, saçları, mimikleri, kıyafetleri veya ses tonu gibi özellikler zihne çeşitli görsel ve işitsel ipuçları sunuyor. Buna karşılık “Ahmet”, “Ayşe” veya başka bir isim tek başına benzer çağrışımlar oluşturmayabiliyor.

Bu nedenle beynimiz bir kişiye ilişkin pek çok ayrıntıyı saklarken yalnızca ismi geri çağırmakta zorlanabiliyor.

STRES VE YOĞUNLUK DA HAFIZAYI ETKİLİYOR

Günlük yaşamın yoğunluğu da isimleri hatırlama konusunda önemli bir faktör olabiliyor. Çalışma belleğinin kapasitesi sınırlı olduğu için beyin, karşılaştığı bilgileri işlerken bazı ayrıntılara diğerlerinden daha fazla öncelik veriyor.

Özellikle stresli veya dikkat gerektiren dönemlerde isimlerin zihne yeterince güçlü şekilde yerleşmemesi daha sık yaşanabiliyor. İlk tanışma sırasında kişinin söylediklerine, konuşmanın içeriğine ya da sosyal etkileşime odaklanmak, ismin ikinci planda kalmasına yol açabiliyor.

Bu nedenle birinin adını birkaç saniye sonra hatırlayamamak, o kişiye önem verilmediği anlamına gelmeyebiliyor.

“DİLİMİN UCUNDA” HİSSİ NEDEN OLUŞUYOR?

Bazen isim tamamen unutulmuş gibi görünse de aslında hafızada kayıtlı olabiliyor. Kişinin yüzünü tanımak, nerede karşılaşıldığını hatırlamak hatta ismin ilk harfini bilmek mümkünken kelimenin kendisine bir türlü ulaşılamaması buna örnek.

Bu durum nörolojide bazı bağlamlarda “anomi” olarak adlandırılan kelime bulma güçlüğüyle ilişkilendirilebiliyor. Ancak günlük hayatta yaşanan kısa süreli “dilimin ucunda” durumları tek başına bir hastalık göstergesi olarak değerlendirilmemeli.

Kısacası bir kişinin yüzünü hatırlayıp adını çıkaramamak, her zaman kötü hafıza ya da ilgisizlik anlamına gelmiyor. Beynin yüzleri ve isimleri farklı biçimlerde işlemesi ve ilk karşılaşmada çok sayıda bilgiyi aynı anda değerlendirmesi, bu durumun en doğal açıklamalarından biri.

Kaynak: KARAR GAZETESİ