AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP'de "mutlak butlan" kararı sonrası yaşanan tartışmalara ilişkin sert açıklamalarda bulundu. CHP içindeki krizin sorumlusunun yine CHP'liler olduğunu savunan Erdoğan, kurultaya ilişkin şaibe iddialarına ve parti içi çekişmelere dikkat çekerek muhalefeti eleştirdi. Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun bir gün önceki "pavyon köşelerinde para alanlar" çıkışına benzer ifadeler kullanarak CHP yönetimini hedef aldı.

Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

"Türk siyasetine hiç yakışmayan olayların yaşandığı bugünlerde AK Parti grubundaki bu muhteşem kardeşlik tablosunun herkesin, özellikle de siyaseti marjinalize etmeye çalışanlara örnek olmasını temenni ediyorum.

Halkımız pazar günü Gümüşhane, Nevşehir ve Tokat'taki altı beldede belediye başkanlarını ve meclis üyelerini belirlemek üzere sandık başına gitti. Yapılan ara seçimlerde altı beldenin dördünde AK Parti'mizin, birinde ise ittifak ortağımız MHP'nin adayı ipi göğüslemiştir. Cumhur İttifakı çok anlamlı bir seçim zaferine imza atmıştır. Tokat Bağtaşı beldesinde Mustafa Karadağ'ı, Tokat Yolüstü'nde Mustafa Altın'ı, Gümüşhane Tekke'de Kemalettin Demirkıran'ı, Nevşehir Mustafapaşa'da Mustafa Özer'i canıgönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde MHP'den Tokat Kuşçu beldesi belediye başkanlığına seçilen Hikmet Temizel'e tebriklerimi iletiyorum.

ARA SEÇİM MESAJI

Kelimenin tam anlamıyla sandıkları patlatan vatandaşlarımıza da parti ve ittifakımıza yönelik teveccühleri için teşekkür ediyorum. 7 Haziran Pazar Günü muhtarlık ve ihtiyar heyetleri için sandık kuruldu. Demokrasimizin temel yapı taşları olarak gördüğümüz muhtarlarımızı da yürekten tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.

"MUHALEFET SANDIK SONUÇLARINDAN SONRA ORTADAN KAYBOLDU"

Bir süredir ana muhalefet partisinin kimi aktörleri, üst perdeden konuşarak kendilerince bir gündem oluşturma çabasındaydılar. Otobüslerle o şehirden bu şehre sürükledikleri vatandaşlarımız üzerinden ahkam kesiyor, kendilerini dev aynasında görüyorlardı. Ama sandık sonuçlarının gelmesiyle hepsi birden ortalıktan kayboldular. Daha düne kadar avazı çıktığınca bağıranların üç gündür sesi soluğu çıkmaz oldu. Ne seçimler hakkında konuşan ne de galeyana getirdikleri vatandaşlarımızdan özür dileyen var.

"BU KAFAYLA GİDERSENİZ DAHA ÇOK TOKAT YERSİNİZ"

Benzer bir yüzsüzlüğe 14-28 Mayıs seçimleri sonrasında da şahit olduk. O günleri hepimiz dün gibi hatırlıyoruz. Nelerle karşılaşmadık ki? Geride olduklarını çok iyi bildikleri halde 'Öndeyiz' diyerek halkımıza yalan söylediler. Kampanya döneminde sipariş anketlerle seçmenleri manipüle etmeye kalktılar. Seçim sonuçlandıktan sonra kabul etmek yerine milleti suçladılar. Hatayı kendilerinde değil, millette aradılar. Yaşadıkları ağır hezimete rağmen siyasetin, sosyal medyanın yankı odalarından ibaret olmadığını bir türlü anlayamadılar. Bugün de aynısını yapıyorlar; faturayı kendileri dışında her şeye ve herkese kesen bu kibir abidelerine sadece şunu söylemek isterim: Beyler, kusura bakmayın. Siz bu kafayla giderseniz sandıkta milletten daha çok tokat yersiniz. Siz kendinizi düzeltmez, gerçekçi siyaset yapmazsanız daha çok dut yemiş bülbüle dönersiniz. Siz cuntacıların ve suç örgütlerinin vesayetinden kurtulamazsanız daha çok yenilgi tadar ve hüsrana uğrarsınız.

"SORUN ZİHNİYETLERİNDE"

Sorun sadece bunların siyasete bakış açılarında, siyaset tarzlarında, çirkin ve çirkef üsluplarında değildir. Esas sorun bunların zihniyetindedir. Bunların faşizan ideolojisindedir. Sorun, bunların sokakla kurduğu bağın harbi ve hasbi, sahici ve samimi olmamasındadır. Sorun bunların milleti mümeyyiz görmemelerinde, Anadolu irfanını hafife almalarındadır. Sorun, bunların siyaseti halka hizmet vasıtası olarak değil, şahsi kariyer ve kazanç kapısı olarak görmelerindedir. Çeyrek asra yaklaşan rekabetimizde defalarca yenildiler, yanıldılar fakat bir kez olsun zihniyetlerini değiştirmeyi denemediler. Son günlerdeki tavırlarına bakılırsa pek değiştirecek gibi de durmuyorlar. Kendi aralarındaki anlaşmazlıkları yargı kararları çerçevesinde suhulet ve sükunetle çözmek yerine bizi, mahkemeleri, medyayı suçlayarak yine kendilerine toz kondurmuyorlar.

"CHP'Yİ PAVYON MASALARINA DÜŞÜRENLER KENDİLERİDİR"

Biz ilk günden itibaren şunu dedik; CHP'nin 38. kurultayına ilişkin tartışmalarda kurultayı yapan da, kurultaya şaibe bulaştığını iddia eden de, bu iddiaları belgeleriyle birlikte mahkemeye götürüp hakkını arayan da CHP'lilerdir. Gazi Mustafa Kemal'in kurduğu partiyi, affınıza sığınarak söylüyorum, pavyon masalarına düşürenler de kendileridir. 'Rüşvet aldım, rüşvet verdim, şu kişiye şu kadar para verdim' diyenler aynı şekilde kendileridir. Dün halkın umudu dediklerine bugün hain damgası vuranlar da kendilerinden başkası değildir.

"KOLTUK KAVGASININ TARAFI DEĞİLİZ"

Tüm tarafların CHP'li olduğu bir itilafta yargı gereken değerlendirmeyi yapmış ve hükmünü vermiştir. Mahkeme kararı sonrası yaşananlar bizim haklılığımızı teyit etmiştir. Partimize yönelik edep, adap ve siyasi nezaket dışı onca hakarete rağmen karar sonrasında da tartışmaların uzağında durduk; elimizi, dilimizi bulaştırmadık. Siyaset bezirganlarının sataşmalarına kulak asmadık, medyadaki silahşörlerin tuzaklarına düşmedik, aklı ve ağzı arasındaki rabıta kopmuş olan çapsızlara prim vermedik. Hadise ve tartışmaları güvenli bir mesafeden takip etmekle yetindik, aynı tavrımızı da koruyoruz.

Toplumsal barış, kamu düzeni ve siyaset kurumuna zarar vermediği sürece CHP'deki anafor bizi zerre miskal ilgilendirmiyor. Biz bu girdabın içine sürüklenmek veya çekilmek asla istemiyoruz. Koltuk ve salon kapmaca savaşının tarafı değiliz ve olmayacağız. Esasen milletimizin arzusu ve bizden beklentisi de bizden bu yöndedir. Biz kendimize yakışanı yapıyoruz.

"CHP'DEKİ KRİZ BİR AN ÖNCE ÇÖZÜLMELİ"

Samimi temennimiz suç örgütleri güdümünden çıkamayan kimi tiplerin sorumsuz tavırları nedeniyle saatli bir bombaya dönüşen bu krizin bir an önce aşılmasıdır. Milletimizin huzuruna, gazi Meclis'imizin mehabetine, demokrasimizin ve ülkemizin itibarına zarar vermeye başlayan bu kavganın yargı kararları çerçevesinde demokratik bir olgunlukla çözüme kavuşturulmasıdır.

Siyasette rakibimiz dahi olsa milleti temsil eden bir partinin kavga ile çatışma ile, sokaklara ve Meclis koridorlarına taşan güç mücadelesi ile anılmasını biz arzu etmeyiz. TBMM'nin terörize edilmesine, nümayiş arenasına dönüştürülmesine de müsaade etmeyiz. Az dinleyip çok bağırarak, az düşünüp çok konuşarak siyaset yapılmaz. Herkes 86 milyona karşı sorumluluk duygusuyla hareket etmelidir. Siyasette polarizasyonu artıracak adımlardan herkes uzak durmalıdır.

"CHP'DE KİMİN GENEL BAŞKAN OLDUĞUNUN ÖNEMİ YOK"

CHP'nin genel başkanlık koltuğunu kimin işgal ettiğinin bizim nazarımızda hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bugüne kadar şahıslarla mücadelemiz olmadı, olmayacak. Bizim mücadelemiz ellerine fırsat geçse Türkiye'yi tek parti karanlığına tekrar götürecek faşizm hevesleriyledir, mehter marşından rahatsız olanlarla, okullarımızda Ramazan etkinliklerine tahammül edemeyenlerle, laikliği siper alarak milletin inanç değerlerine ateş edenlerdedir. Sultan Fatih'in emaneti aziz İstanbul'un duvarlarını 'zulüm 1453'te başladı' yazılarıyla kirleten mankurtladır.

Tembel muhalefetten, vizyonsuz muhalefetten, kavgalı muhalefetten bu ülkeye, bu millete hiçbir fayda gelmez. Bizimle eser, hizmet ve projede yarışacak muhalefet arayışımız son 23 yıldır makes bulamadı ama buna rağmen umutlarımızı tüketmiş değiliz. Er ya da geç Türkiye'nin hak ettiği kalitede bir muhalefet bulacağına yürekten inanıyorum. Rakiplerimiz kendi kısır çekişmeleriyle meşgulken biz sadece işimize bakıyoruz.

2026 yılı inşallah Türkiye'nin uluslararası itibarı ve görünürlüğünün doruğa çıktığı bir sene olacak. Ankara'da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi'ne büyük önem atfediyoruz. ABD Başkanı Sayın Trump'ın zirveye bizzat katılacağının açıklanması ittifak için kıymetli bir adımdır, dünya genelinde de Ankara zirvesine dönük yoğun bir ilgi söz konusu. Ankara'daki zirvenin NATO'nun tarihinde bir referans noktası olması için hazırlıklarımızı yoğunlaştırdık. Ekim ayında da 77. Uluslararası Uzay Kongresi'ne ev sahipliği yapacağız. Antalya'da COP31'in tarihin en büyük çevre zirvesi olarak kayıtlara geçtiğini de göreceğiz.

İSRAİL'E SERT MESAJ

İsrail aynı anda İran'a saldırmış; yetmemiş, Lübnan'ı işgal etmeye başlamıştır. İsrail, Lübnan'dan çekilmeyi reddetmekte, kanlı operasyonlarını devam ettirmektedir. Lübnan'da katledilenlerin sayısı 3 bin 700'e ulaşmıştır. İsrail eş zamanlı olarak Afrika ülkelerinin ve Akdeniz'i istikrarsız yapmak için sinsi bir çabanın içerisine girmiştir. Netanyahu ve cinayet şebekesinin Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırıları artık Türkiye'yi de tehdit eder bir noktaya taşımıştır, Suriye ve Lübnan bağımsız iki devlettir, ancak bu iki devlet aynı zamanda Türkiye'nin sevgi ve kardeşlik coğrafyasının içinde yer alan iki devlettir. Şam ve Beyrut İstanbul'un iki kardeş şehridir. Türkiye'nin güvenliği sadece Hatay'dan değil; Halep'ten, Şam'dan, Beyrut'tan başlar. Şimdi bunlar ve tetikçileri çıkıp sağda solda Türkiye'yi hedef alan tehditler savuruyorlar. Hiç bunu söylemenize gerek yok. Biz sizin amacınızı zaten çok iyi biliyoruz. Biz sizin neyin peşinden koştuğunuzu çok iyi görüyoruz. Allah'ın izniyle buna asla müsaade etmeyeceğiz.

Muhittin Böcek’in ifadesinde dikkat çeken avukat detayı
Muhittin Böcek’in ifadesinde dikkat çeken avukat detayı
İçeriği Görüntüle

"DOĞU AKDENİZ'DE CEVABIMIZ ÇOK SERT OLUR"

Kıbrıs adasında bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini biliyoruz ve gelişmeleri de çok yakından takip ediyoruz. İhtirasları cüsselerini fazlasıyla aşan bazı ufak tefek yapılar İsrail'in fitne kayığına binmişler, siyonizmin taşeronluğunu üstlenmişler. Güya Doğu Akdeniz'de birtakım ham hayallerin peşine düşmüşler. Çok açık söylüyorum; kimse macera peşinde koşmasın, siyonist katliam şebekesinin kuyruğuna takılmasın. Eğer Doğu Akdeniz'de Türkiye ve Kıbrıs Türkünün hak ve hukukuna kast edilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur."

Kaynak: Karar gazetesi