CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yeni yılın ilk Grup Toplantısı'nda konuşuyor.
Genel Başkanımız Özgür Özel, partimizin TBMM grup toplantısında konuşuyor. https://t.co/ZgoqHYPsU3
— CHP 🇹🇷 (@herkesicinCHP) January 6, 2026
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
2026 yılının ilk grup toplantısındayız. 2025 yılı ülkemiz ve milletimiz için çok zor bir yıl oldu. Ancak yeni yıla, 2025’i bütün acılarıyla, bütün haksızlıklarıyla, adaletsizlikleriyle, bütün yaşattıklarıyla geride bıraktığımızı ümit ediyor; yeni yıla yeni umutlar ve yeni inançlarla giriyoruz.
Bir kez daha 86 milyon yurttaşımızın yeni yılını kutlarken her biri için sağlık, huzur, refah, adalet diliyor ve içinde bulunduğumuz bu zorlu şartlarda, bu zorlu günlerde hiçbiriniz yalnız değilsiniz; her şeyin var bir çaresi, onun da adı Cumhuriyet Halk Partisi demek istiyorum.
Önemli yıldönümlerinin olduğu bir hafta. 4 Ocak 1990’da Zonguldak’tan yola çıkan, sel olup Ankara’ya akan madenci yürüyüşünün 35. yıldönümünde buradayız. Ve "Aşağıda ölüm, yukarıda açlık var" diyerek yerin altından hak aramaya çıkanları, hatıraları önünde, tarihimize bıraktıkları o saygın mücadelenin önünde saygıyla eğilerek selamlıyorum.
Aynı zamanda Sarıkamış Harekâtı’nın 111. yılındayız. Geçen sene bugünleri Sarıkamış’ta geçirmiştik. Sarıkamış’ın karlı dağları üzerinde yazlık elbiseleriyle, ayaklarında çarıklarıyla önce "Vatan" diyerek yola çıkan ve geri dönmeyi düşünmeyen tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak.
"BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ’NDEKİ DİRENİŞİN 5. YILDÖNÜMÜYDÜ"
Dün Boğaziçi Üniversitesi’ndeki direnişin de 5. yıldönümüydü. 2 Ocak 2021 tarihinde üniversitenin iradesine karşı rektör değil bir kayyum atadılar. Melih Bulu, Boğaziçi’nde siyasal vesayetin ilk kulu oldu. Ve o günden bugüne hem ona hem kendisinden sonra atanan kayyuma karşı öğretim görevlileri ve Boğaziçi’nin öğrencileri ve mezunları büyük bir direniş gösteriyorlar. Her hafta aynı gün, aynı saatte direniyorlar. Sırtlarını kayyımlık binasına dönüyorlar, yüzlerini özgür akademiye dönüyorlar.
"YÖK'Ü KALDIRACAĞIZ"
Biz parti programımızda YÖK’ü, 1980 darbesinin tortusu, her partinin iktidara gelirken kaldıracağız deyip sonra etinden, sütünden, yününden istifade ettiği YÖK’ü; AK Parti’nin geldiğinde en önemli taahhüdü olan, şimdi en önem verdiği alan olarak kullandığı YÖK’ü kaldıracağımızı yazdık. Rektör atamalarıyla ilgili çalıştık.
"SANDIKTAN KİM ÇIKTIYSA ONU ATAYACAĞIZ"
Buradan Boğaziçi öğrencilerinin, öğretim görevlilerinin ve tarihin huzurunda şunu ifade etmek istiyorum: Bir sandık gelecek. O sandıkta herkes bir şeylerle yüzleşecek ve hesaplaşacak. Yoksullukla hesaplaşacağız, işsizlikle hesaplaşacağız, güvencesizlikle hesaplaşacağız. İş cinayetleriyle, kadın cinayetleriyle, doğa katliamlarıyla hesaplaşacağız. Boğaziçi ve üniversitelerde bu kayyımlık müessesesiyle o sandıkta hesaplaşacak. O hesap görüldükten sonra, yönettiğimiz Türkiye'de üniversitelerin rektörlerini doğru belirlenmiş katsayılarla, üniversitenin öğretim görevlilerinin, üniversitenin öğrencilerinin, üniversitenin emekçilerinin ve üniversiteyle bağını koparmamış mezunların kullandığı oylarla demokratik olarak seçeceğiz. Sandıktan kim çıktıysa onu atayacağız.
"İHTİYAÇ SAHİPLERİNE DEĞİL YANDAŞLARA VERMEYİ TERCİH ETTİLER"
Ekonomide maalesef çok zor geçecek bir yıla girdik. Neden bunu söylüyorum? Çünkü bu çatı altında gelecek yılın bütçesini yaptık. Kimden ne alınacağı, kime ne verileceğini karara bağladılar. Devletin alan sağ eli hep emekçinin sırtında, yoksulun sırtında, emeklinin sırtında; veren şefkatli sol elini ise çok çok tutuk bir şekilde tarif ettiler. Ve bir şey verirlerse de onları yine yoksullara, ihtiyaç sahiplerine değil, zenginlere, yandaşlara vermeyi tercih ettiler.
"İKTİDARIMIZIN İLK YILINDA YIKACAĞIZ BU DÜZENİ"
Toplam 15.16 trilyon lira vergi ödeyeceğiz hep beraber. Saniyede 496.000, 500.000 lira. Saniyede 500.000 lira vergi ödeyeceğiz. Kim ödeyecek vergiyi? 100 liralık verginin 64 lirasını dolaylı vergilerle, yani fabrikatörle fabrikanın kapıcısını ayırmayan, multimilyarderle asgari ücretliyi ayırmayan vergilerle hepimiz ödeyeceğiz. Elektrik harcarken, doğalgaz harcarken, süt alırken, ayakkabı alırken, çocuğumuza hırka, gocuk alırken gelirimize bakmadan aynı vergiyi ödeyeceğiz. Yüzde 64.
Sonra bir de yüzde 24’lük bir dilim var. Onu da maaşı çekmeden, maaş eline değmeden maaşından gelir vergisi kesilenler ödeyecek. Yani beyaz yakalılar, mavi yakalılar, işçiler, emekliler. Geriye ne kalıyor? Yüzde 12. Onun yüzde 1'i gayrimenkul sahiplerinden alınan diğer vergiler. Yüzde 11, Türkiye'de yapılan tüm ticaretten, imalattan, ihracattan, hizmet sektöründen para kazananların verecekleri kurumlar vergisi, yüzde 11.
Yüzde 88'ini orta direk ve yoksullardan alan, verginin sadece yüzde 11'ini vermesi gerekenden alan bu düzenin adı AK Parti'nin kara düzenidir. İktidarımızın ilk yılında yıkacağız bu düzeni. İlk yılında.
"O PAHALI LÜKS SAATLERDEN ALINMAYAN ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ TIRNAK MAKASINDAN ALINMAYA DEVAM EDECEK"
2.7 trilyon faiz ödemesine ayırmışlar, 1.4 trilyon yatırımlara. Yapılacak yatırımların, bütün yatırımların, aklınıza gelebilecek bütün bakanlıklardaki bütün yatırımların toplamına ayrılan paranın 2 katını faize ödüyorlar. Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizli bütçesi, en faizci bütçesi. Diğer taraftan 100 liralık toplanan verginin 20 lirası faize, 10 lirası yatırıma gidiyor. Tam 2 kat fark var arada. Ve ÖTV, özel tüketim vergisi. Lüks harcamalar yerine yine özel tüketim vergisi, yani pırlantadan, o pahalı lüks saatlerden alınmayan özel tüketim vergisi tırnak makasından, mutfak tüpünden, çiftçinin kullandığı mazottan alınmaya devam edecek.
"KİMSE ERDOĞAN'DAN MASALLARA İNANMASIN"
AK Parti'nin gerçeği bu. Kimse Erdoğan'dan masallara inanmasın. Kimse bu yılın geçen yıldan iyi olacağına inanmasın. Durumunun geçmişten iyi olacağına inanmasın. Durumunun geçmişten iyi olması için bu milletin sandığa gitmesi ve AK Parti iktidarını göndermesi lazım.
"AÇLIK SINIRI 30.000 LİRA' CUMHURİYET HALK PARTİSİ BELİRLEMİYOR BUNU TÜRK-İŞ BELİRLİYOR"
Kime konuşuyoruz? Herkese. Ama en çok da emeklilere ve asgari ücretlilere, ya da asgari ücrete oranla biraz üzerinde maaş alan herkese. Açlık sınırı 30.000 lira. Cumhuriyet Halk Partisi belirlemiyor bunu. Türk-İş belirliyor. 30.000 liranın üzerinde açlık sınırı var ve tarihte ilk kez asgari ücret ilan edildiği gün açlık sınırının altındaydı. 28.000 lira ilan ettiler, ilan edildiği gün altında. Alındığında açlık sınırı biraz daha yükselmiş olacak.
"ERDOĞAN'IN AĞZINI BU KONUDA BIÇAK AÇMADI"
AK Parti işçiye 12 ay boyunca, biliyorsunuz seçimden önce yılda 3-4 kez düzenleriz diyorlardı, seçimden sonra asgari ücrete yıl içinde hiç dokunmadılar, 28.000 lira vermeyi kafaya koydu. Peki en düşük emekli maaşı? 18.975 lira. 19.000 lira bile değil. 18.975 lira. Bu rakamı artıracaklarını söylemesini dün bekledi herkes, döndü baktı, Erdoğan'ın ağzını bu konuda bıçak açmadı.
"KÖPRÜ VE OTOYOLLARA YÜZDE 25 ZAM YAPANLAR EMEKLİYE YÜZDE 12'LİK ZAMMI LAYIK GÖRDÜLER"
Bugün ev kirasının zam oranı yüzde 34, emeklinin zam oranı yüzde 12'dir. Market poşetine yüzde 100 zam yapanlar emekliye yüzde 12 zam yaptılar. Köprü ve otoyollara az yaptık deyip yüzde 25 zam yapanlar emekliye yüzde 12'lik zammı layık gördüler. Ve 18.975 lira ilan edildiği gün açlık sınırının üçte ikisindedir. İlan edildiği gün neredeyse yüzde 62'sinde, yüzde 65'indedir asgari ücretin.
AK Parti iktidarı gelmeden önce bir en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücret alıyordu. Yani emekliye hiç ilişmeseler, hiç çelme takmasalar, hiç yakalarına yapışmasalar, 1,5 asgari ücret verseler bugünkü itiraz ettiğimiz yetmeyen asgari ücret üzerinden yine emekliye 42.000 lira para vermeleri gerekir. Ama emekliye 19.000 lira veriyorlar, 18.975. Emekliler tarihlerinin en kötü değil, artık en en en dayanılamaz, katlanılamaz sefalet maaşına muhtaç edildiler.
"ALTIN HESABI ŞAŞMAZ"
Bakın çok basit bir karşılaştırma. Gençlik kollarımız bunu kredi parası için yapmış. Dönün dedim, bir de emekliye bakalım, bir de asgari ücrete bakalım. Ben hep soruyorum meydanlarda "Hangi hesap şaşmaz?" Oradan teyze bağırıyor "Altın hesabı şaşmaz." Altın hesabı yapıyorum, Erdoğan kızıyor. Sen gelmeden önce diyorum "8 çeyrek altın alıyordu emekli, şimdi 1,5 çeyrek altına düştü." Hesap ortada. Altının onsu monsu diyor falan.
"ET DÖNERCİ DE ALTINA UYUMLANIYOR"
Gençlik kolları 2002 yılı, aynı zincirden 2002 yılında bir et dönerin fiyatını çıkarmış. Bir de aynı yerde bugün satılan et dönerin. Öğrencilerin alışveriş yaptığı. KYK bursuna gelince söyleyeceğim oradaki hesabı da. 2002 yılında 257 liralık emekli maaşı 1 TL olan et dönerden 257 tane alıyormuş. 257 tane et döner alıyor. Bugün verdikleri emekli maaşı 38 tane et döner alıyor aynı yerden. AK Parti'den önce 257 et döner, 100 gram et olan içinde döner, bildiğin yarım ekmek döner. 257 taneden 38 taneye düşmüş.
"HESAP ORTADA: 257'YE 38"
Yani diyor ya "Altın hesabı, altın çok değişti". Ne değişti altın? Et dönerci de altına uyumlanıyor, başka şeyi satan da. Hiçbirisi kendisini, hiçbir esnaf kendisini bu fiyatlarla satış yaparım yapamam diye bakmak zorunda değil, maliyeti var. O maliyetin içinde tüpü var, ısınması var, ödediği maaş var, sigorta var, kira var. Ve hesap ortada: 257'ye 38.
Asgari ücretli de durumda. 184 et döner alan bir asgari ücret şimdi bugünküyle daha ele geçmedi, ele geçince daha da düşebilir, 56 tane et döner alabiliyor. Yani asgari ücretli açısından 3'ten 1'e düşme, emekli açısından ise 8'den 1'e düşme durumuyla karşı karşıyayız.
Öyle bir noktadayız ki, bu maaşlarla yandaşlara geçiş garantisi veren, bunu da bütçeye koyan, tıkır tıkır ödeyen iktidar emekliye ve çalışanlara geçim garantisi vermiyor.
"KENDİ GELDİĞİ ZAMANDA 8 ÇEYREK ALTIN ALIRKEN 1,5 ÇEYREK ALTIN ALABİLECEK MAAŞI LAYIK GÖREN İKTİDAR"
Nasıl emekli oldu bu insanlar? Sen bu insanlara dedin ki "yeter çalıştığın, bugüne kadar sen çalıştın, eller nasırlandı, dirsekler çürüdü, göz nuru aktı. Gören gözler kocaman gözlüklere ulaştı. Artık sen çalışma, sen çalıştın emekliyi baktın. Şimdi sen dinlen, çalışanlar biz sana bakacağız, devlet olarak biz sana bakacağız." dedin. Bunu deyip emekli ettiği kişiye hak ettiğinin kendi geldiği zamanda 8 çeyrek altın alırken 1,5 çeyrek altın alabilecek maaşı layık gören iktidar, işte bu iktidardır. Bu düzenin adı AK Parti'nin kara düzenidir. Bu düzeni yıkacağız. Bu düzeni yıkacağız.
"GELİN BU HAFTA BU AYIBI TEMİZLEYELİM"
Bir de emekliden kötüsü de var dedi arkadaşlar, notları hazırlıyoruz. Dedim "daha ne kötüsü olacak?". 65 yaş aylığı, 5.390 liraymış olmuş 6.393 lira. Engelli aylığı, 4.300 liraymış olmuş 5.100 lira. Evde bakım maaşı 11.702 liraymış olmuş 13.878 lira. Türkiye büyük bir sosyal krizin, sosyal patlamanın eşiğindedir. Buradan bütün siyasi partilere, bilhassa Adalet ve Kalkınma Partisi'ne sesleniyorum: Emekliyi bu halde bırakamayız. Kök maaşlara kanun yoluyla artış yapmak şarttır. Seyyanen zam vermek şarttır. Bir emekli maaşının bir asgari ücretin altında olması kabul edilebilir değildir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak buradayız. Gelin bu hafta bu ayıbı temizleyelim.
"ASLINDA AK PARTİ GELDİĞİNDE DURUM HİÇ BÖYLE DEĞİLDİ"
Ayrıca gelir vergisindeki adaletsizlik de aynen devam ediyor. 2025'te gelir vergisinin ilk dilimi 158.000 liraydı, şimdi 190.000 lira oldu. Şu demek: Maaş almaya başlıyorsun. Sene başından itibaren 190.000 lirayı geçince aldığın maaş, yani bunu 3 ayda 4 ayda geçtiğinde, ikinci yüksek vergi dilimine, sonra bir sonraki yüksek vergi dilimine... Bu rakamlarla 70.000 lira maaş alan bir çalışan 180.000 lira, 2,5 maaşını vergiye verecek. 100.000 lira maaş alan bir mühendis diyelim 320.000 lira, 12 maaşın 3 maaştan fazlasını vergiye verecek. Neden böyle oldu? Aslında AK Parti geldiğinde durum hiç böyle değildi. Gerçekten yüksek maaşlar yüksek vergi dilimine giriyordu. Ama virgülden sonrasını katmayarak, bazı sene daha da başka oyunlar yaparak en az işte sendika açıklamış 750.000 olacak, bize sorarsan 1 milyon liraya kadarki maaşların en düşük dilimde yüzde 15'te vergilenmesi lazımken 190.000 liradan itibaren, 3. 4. aydan itibaren yüksek vergi dilimi başlıyor.
"BU PARAYLA BİR ÖĞÜN KARIN DOYURMAK BİLE MÜMKÜN DEĞİL"
Biraz önce söyledim gençlik kollarımız dün Erdoğan'ı izlemişler, benim söylediğimi de hatırlamışlar. Diyorum ya Erdoğan'ı duyunca iki kere iki dört eder dese açacaksın kerrake cetvelini kontrol edeceksin, kesin bir numara vardır diye. Diyor ki dün, daha önce de söylemişti, dün diyor ki: "Biz gelmeden önce KYK kredisi, öğrenciye verilen, 45 liracıktı." diyor. "Biz." diyor, "şimdi onu 4.000 lira yaptık." 4.000 lira yaptık. Öğrenciler de hemen dönmüşler, önce hemen altın hesabına bakmışlar o olmazsa olmaz. 45 liracık 30 liracık olan çeyrek altından 1,5 tane alıyormuş. Bugün, bugün 1,5 çeyrek altın 16.000 lira. Erdoğan 16.000 lira yerine cık dediği, 16.000 lira cık yerine 4.000 lira veriyor ve bununla övünüyor. Gençler kişi başına 133 lira tutuyor ve diyorlar ki "bu verilen maaş belki bir mercimek çorbası içiyor, ucuz bir yer bulursan, çoğu yerde 180-150'ye var 100'e çok zor bulunur. Kent lokantası hariç. Bu parayla bir öğün karın doyurmak bile mümkün değil, gençlere verdiği parayla."
"BUGÜN VERDİKLERİ PARA 8 TANE ET DÖNER ALIYOR ARKADAŞLAR"
Gençler bu paranın 8 et dönerle, 16 tavuk dönerle bittiğini söylüyorlar. Ve dönüp bakmışlar, rahmetli Ecevit'in, Sayın Bahçeli'nin, rahmetli Mesut Yılmaz'ın olduğu, bunların da her gün, sanki bir de bir tanesi şimdi kendi hükümetlerine destek veren bir parti. Dönüp dönüp, dönüp dönüp ağzına geleni söylüyor o iktidara. Ve diyor ki işte "Koalisyon döneminde şöyle berbattı". O berbat dedikleri koalisyon döneminde, 2002'de 45 liracık 45 tane et döner alıyormuş. Bugün verdikleri para 8 tane et döner alıyor arkadaşlar.Hala et döner veren ve güya öğrencileri aç bırakan Ecevit-Bahçeli-Yılmaz iktidarı, koalisyon hükümeti. Şimdi 4.000 lira veren Tayyip Erdoğan'ın 8 et dönerde biten KYK kredisi.
"ADALET OLMAZSA REFAH DA OLMAZ"
Cumhuriyet Halk Partisi olarak 2025 yılını çok önemli bir mücadeleyle, çok önemli bir direnişle, bunu da tek başımıza değil, Türkiye'nin bütün demokratlarıyla birlikte... Teker teker isimlerini saymayayım, bütün muhalefet partilerinin dayanışmasıyla ve Türkiye'nin bütün demokratlarının sahip çıkmasıyla bir büyük mücadeleyle geçirdik. Bir yönetimde çarkın ilk dişlisi hiç şüphesiz adalettir. Adalet olmazsa refah da olmaz, zenginlik de olmaz.
"SAVAŞA MI GİRDİK? İŞGALE Mİ UĞRADIK?"
Bakın, 2025'in enflasyon hedefi yüzde 17 idi, yıl sonunda yüzde 31'le bitti. Ne oldu 2025'te? Büyük bir felaket mi oldu? Deprem mi oldu? Meteor mu düştü? Savaşa mı girdik? İşgale mi uğradık? Ne yaptık, ne oldu da bu hale geldi bu memleket? 19 Mart'ta, bir yıl önce 31 Mart'ta partisiyle ilk kez seçim kaybeden birinin hazımsızlığı yüzünden ve seçim kazandığında baş tacı yaptığı milli iradeyi küçük gören, "onlar karar veremez, İstanbul'u kimin yöneteceğine ben veririm. Binali yönetsin." dedim, "olmaz." dediler, "Murat Kurum yönetsin." dedim, "evine dönsün." dediler, deyip bu iradeyi hiçe sayan birisinin cumhuriyetimizin bir sonraki cumhurbaşkanına, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir sonraki iktidarına mevcut gücüyle, haksızca kullandığı, bağımsız olması gereken yargı üzerindeki talimatlarıyla bir sivil darbe girişimi oldu.
"HEPSİ 19 MART DARBESİNİN ÜRÜNÜDÜR"
O günden sonra 160 milyar dolar kaynağımız darbeye gitti. Bugün emeklilere "Gel para ver." dediğinde bulamadığı para 19 Mart'ta yanan paradır. "Asgari ücreti artır ama esnafa yük olmasın. Esnafın SGK desteklemesi 1.000 lira olmaz, 10.000 lira yapalım küçük esnafa." dediğinde bulamadığı kaynak 19 Mart'tan sonraki süreçte yaktığı paradır. Borsayı çökerten, yatırımcıları kaçırtan, faizleri yükselten ve kredi kartına yüzde 96 ödeyemediğin zaman faiz bindiren hep 19 Mart darbesinin ürünüdür.
Bugün kredi kartından çektiği parayı, minimumunu ödeyemeyip ya da ödemek için başkasından çekip, topu birazcık çevirip sonra o kartopunun, hızla büyüyen kartopunun altında kalınmasının sebebi tutturulamayan hedefler ve hızla yükselen faizlerdir. Hepsinin sebebi 19 Mart'taki hukuksuzluktur.
"TÜRKİYE'Yİ GETİRDİKLERİ HAL ORTADADIR"
Dünyada yargı bağımsızlığı olup, gerçek anlamda yargıya güvenin yüzde 80-90'larda olup enflasyonun çift haneli olduğu bir ülke yoktur. Doğrudan bağlantı vardır arada. Kuvvetler ayrılığı olan hiçbir ülkenin, gerçekten kuvvetler ayrılığı tartışılmayan, yani ülkeyi yönetenin yargıya karışmadığı, yürütmenin yasamaya karışmadığı, kuvvetler ayrılığının olduğu ülkelerde çift rakamlı enflasyon yoktur. Yüzde 5'in üzerinde faiz yoktur. Avrupa yüzde 3'lük enflasyon 5 olunca paniğe kapılıp 6'lık faizle tedbir alırken, "yok nas var, nas diye bir şey var" deyip faizleri 80'lere, enflasyonları 80'lere fırlatanların Türkiye'yi getirdikleri hal ortadadır.




