Osmanlı tarihinin en büyük tartışmalarında biri, Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük oğlu Şehzade Mustafa’nın 6 Ekim 1553 tarihinde Konya Ereğlisi civarında babasının emriyle boğdurulmasıdır. Bu infaz, yalnızca bir şehzadenin hayatını sona erdirmekle kalmamış; aynı zamanda veraset düzeninin kırılganlığını, harem entrikalarının ağırlığını ve padişah otoritesinin sınırlarını yeniden tanımlayan bir dönüm noktası olmuştur.

Şehzade Mustafa, Amasya sancakbeyliği yıllarında hem ordu hem de halk nezdinde büyük itibar kazanmış, tahtın en güçlü adayı olarak görülmüştü. Ne var ki Hürrem Sultan ve damadı Rüstem Paşa çevresinde şekillenen siyasi manevralar, babasının zihninde “isyan hazırlığı” şüphesine yol açmış, Nahçıvan Seferi’nde ordunun Konya Ovası’nda konakladığı sırada şehzade Mustafa, otağ-ı hümayuna çağırılarak, dilsiz cellâtlar tarafından infaz edilmiştir. Naaşı, çağdaş kaynakların ve Hünername minyatürlerinde görüldüğü üzere, otağın önünde teşhir edildikten sonra Ereğli’de cenaze namazı kılınmış ve babasının emriyle Bursa’ya gönderilmiştir.
İstanbul’un fethinden sonra bile, taht mücadelesinde kaybeden veya “gözden düşen” hanedan üyelerinin naaşları genellikle eski başkent Bursa’ya, özellikle II. Murad’ın inşa ettirdiği Muradiye Külliyesi’nin haziresine defnedilirdi. Kanuni’nin, oğlunun cenazesini İstanbul’a getirtmemesi ve evvela Şehzade Mehmed Türbesi’ne defnettirmemesi, onun “ihanet” inancının ne denli derin olduğunu gösterir. Oysa Kanuni Sultan Süleyman, 1543’te vefat eden oğlu Mehmed için görkemli bir külliye ve türbe, Cihangir için ise bir cami inşa ettirmişken, Mustafa için herhangi bir anıt yapı emri vermemiştir.

Şehzade Mustafa’nın naaşı, II. Murad Türbesi yakınında, büyük olasılıkla geçici bir mezar veya mevcut türbelerden birinin civarına defnedildi. Annesi Mahidevran Sultan, kızları ve maiyetiyle birlikte Bursa’ya sürüldü. Kısa süre sonra, “şehzadenin oğlu var, tahta o geçer” dedikoduları üzerine Şehzade Mehmed de infaz ettirilerek babasının yanına gömüldü. Mahidevran ve ailesi, yıllarca maddi sıkıntı içinde yaşadı; 1560’lı yılların başlarına ait belgeler, kira borçlarının birikmesi ve temel gıda teminindeki zorlukları göstermesi bakımından oldukça ilginçtir.

Kanuni’nin 1566’daki ölümünden ve Şehzade Bayezid’in 1561’deki infazından sonra tahtın tek varisi olan II. Selim, “karındaşı Mustafa merhum” için bir türbe yaptırmayı saltanatının ilerleyen yıllarında kararlaştırdı. Mühimme Defterleri’ndeki hükümler bu süreci gözler önüne serer.
Safer 979 (Haziran 1571) tarihli bir hükümde, Mimar Sinan’ın tavsiyesiyle Dergâh-ı Âlî çavuşlarından Mehmed Çavuş’un mimar olarak tayin edildiği görülür. Sinan, Mehmed Çavuş’u Kanuni’nin türbesi inşaatında halifelik yapmış biri olarak övmüştür. Aynı yılın sonlarında mermer direk ve malzeme temini için emirler çıkarılmıştır. İnşaatta Bursa Sarayı’ndan getirilen Bizans dönemi mermer levha ve sütunlar kullanılmıştır. Kitabedeki tarih 981 (1573)’tür:
“Şeh Selim bin Han Süleyman emr edüp
Oldu hoş bu ravza-i cennetnüma
Dedi tarihin Edayi bendesi
Merkad-i gülzâr-i Sultan Mustafa”
(Günümüz Türkçesi ile: Şah Selim, Han Süleyman oğlu emredince / Bu cennet misali ravza güzelce vücuda geldi. / Tarihini Edayî bendesi yazıp söyledi: / Sultan Mustafa’nın gül bahçesi türbesi.)
Ebced hesabıyla 981’i veren bu kitabe, inşaatın Aralık 1573’te tamamlandığını teyit eden vesikalarla uyumludur. Yaklaşık iki yıl süren inşaatın ardından II. Selim, türbede her gün cüz okunması için on beş cüzhan ve Yusuf adlı bir türbedar tayin etmiş; masrafların Sultan Murad vakfından karşılanmasını emretmiştir. Cüzhanların seçiminde Mahidevran’ın bilgisine başvurulmasının istenmesi de oldukça ilginç bir detaydır.
Hakkı Önkal’ın detaylı incelemesi, türbenin mevcut bir yapının tadili değil, baştan inşa edilmiş bir eser olduğunu kuvvetle destekler. İç mekândaki plan geçişleri, taçkapı ile gövde bütünlüğü ve çini kaplama detayları, 16. Yüzyılın ikinci yarısına özgü bir tasarım dilini yansıtır.
Muradiye’de II. Murad ve Alaattin türbelerinin güneybatısında yer alan yapı, taş-tuğla almaşık örgülü, sekizgen planlıdır. Sekizgen kasnak üzerine oturan kurşun kaplı kubbesi vardır. Giriş kapısı mermer sövelidir. İç duvarlar yaklaşık üç metre yüksekliğe kadar 16. Yüzyıl natüralist üslupta İznik çinileriyle (beyaz zemin üzerine karanfil ve zambak motifleri) kaplıdır; kıvrık dal bordürleriyle çevrilidir. 19. Yüzyıl sonlarında Barok sıvayla örtülen kalem işleri, 2013 restorasyonunda yeniden ortaya çıkarılmıştır.
Türbenin içinde dört sanduka bulunur: Şehzade Mustafa, annesi Mahidevran Hatun, Şehzade Bayezid’in oğlu Osman ve kimliği kesin olarak bilinmeyen bir çocuk sandukası. Bazı araştırmacılar, bu son sandukanın Şehzade Mehmed’e ait olabileceğini ileri sürer. 2013-2014’te kapsamlı bir restorasyondan geçen türbe, 2014’ten itibaren UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır.
Şehzade Mustafa’nın Bursa’daki defni, Osmanlı’da “gözden düşmüş” hanedan üyelerine uygulanan mekânsal ve sembolik dışlama geleneğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu yapı, yalnızca bir mezar değil; 16. Yüzyıl Osmanlı sanatının zarif bir örneği ve Osmanlı veraset dramının somut bir anıtıdır.
Kaynaklar
Çavuşoğlu, M. (1982). Şehzade Mustafa mersiyeleri. *Tarih Enstitüsü Dergisi, 12*, 641–686.
Danişmend, İ. H. (1948). *İzahlı Osmanlı tarihi kronolojisi* (Cilt 2). Türkiye Yayınevi.
Güler, S. (2011). *Şehzade Mustafa’nın hayatı (1515-1553) ve türbesi* [Yüksek lisans tezi, Uludağ Üniversitesi].
Kepecioğlu, K. (1942). Tarihi bilgiler ve vesikalar. *Vakıflar Dergisi, 2*, 405–406.
Önkal, H. (1992). *Osmanlı hanedan türbeleri*. Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Önkal, H. (1997). Şehzade Mustafa Türbesi’nin düşündürdükleri. *Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 2*, 115–123.
Peirce, L. P. (1993). *The imperial harem: Women and sovereignty in the Ottoman Empire*. Oxford University Press.
Uluçay, Ç. (1970). Kanuni Sultan Süleyman ve ailesi ile ilgili bazı notlar ve vesikalar. *Kanuni Armağanı* içinde (s. 227–257). Türk Tarih Kurumu.
Yavaş, D. (2006). Murâdiye Külliyesi. TDV İslâm Ansiklopedisi, 31, 196–198.
Ayrıca 7, 12 ve 22 numaralı Mühimme Defterleri (Başbakanlık Osmanlı Arşivi) ile Hünername minyatürleri (Topkapı Sarayı Kütüphanesi) temel arşiv kaynaklarıdır.