“Körlerin ülkesinde tek gözlü insan kral olur” demiş, Desiderius Erasmus isimli körler ülkesindeki tek gözü gören bir adam. Tek gözüyle bakmış, gördüğünü anlatmış ama sağırlar duymamış.

Gören ve duyan bir insan, aynı zamanda akleden olur. Görmek görüleni algılayıp, sorgulamaya, götürür çünkü akletmek, duyarlı olmayı açığa çıkartır. Akleden bir insan, varlığın anlamını, kavramaya başlar. Bu ise var olanı algılayarak, anlamı var olanda görmek olarak gerçekleşir. Her şey kendi var oluşunda mevcut bulunan özelliklerinden kendi anlamını ispat eder.

Bir ürün, üretilme sebebi üzerine donanıma sahiptir. Niçin üretildiğini, akleden bir insan, üzerindeki donanıma bakarak keşfeder. Buzdolabının donanımı soğutmak, fırının ısıtmak için gerekli olan araçları içermesi gibi her ürün kendi amacını, taşıdığı donanımlar ile ispat eder. Amaç, o ürünlere sahip olmak ama farklı gayeler için kullanmak mıdır yoksa, anlamını fark edip üretildiği gaye doğrultusunda kullanmak mı? Buzdolabına çamaşır koymak, onu kendimizce işlevsel hâlde kullanmak olabilir lakin üretilme amacı bu değildir. Buzdolabına çamaşır koyup, “Ben böyle kullanıyorum, benim tercihim” demek, cehaletimizi kendimizce haklı bahanelerle örtmektir.

Akleden bir insan, kendisine baktığında, donanımlarını fark eder ve görür ki sıfatlarının yanında tüm sıfatlarıyla işlerini yapabilmektedir ve ayrıca, sorgulama, araştırma, analiz yapma, yorumlama, tanımlama, öğrenme, bildiğiyle bilmediğinin kapısını aralayabilme gibi donanımlara da sahiptir. Sonra dönüp yaşamın içinde sürdürdüğü hayatına bakar ve hayat ile kendisi arasındaki ilişkiyi inceler. Hayatını nasıl yaşadığına, neler yaptığına, neleri sevip önemsediğine, isteklerine yönelir! “Ben” dediği eylem ve söylemleri için sahibi olduğu donanımlara ihtiyacı olmadığını fark ederse o zaman var oluşunu boşa harcadığını algılar. Algılayış sonucu, şu soru kaçınılmaz olur! “Ya ben şimdiki halim için yaratılmadım ya da ben yaratılış gayemi ispat eden donanımlarıma uygun yaşamadığım için var oluşuma hakaret ediyorum?” der!

İşte, bizler kaybolduk! Yaşamın içinde alışılagelmiş ezberler arasında, günlük geçiştirmeler, istekler, önümüze hazır sunulan fikirler, özentiler, gözlerimize sürme gibi çekilen sahte ve yalan hayatların gösterişleri ve sürekli daha fazlasını istemeler arasında kendimize kaybolduk. Kendimizi unuttuk. İnsanlığımızla birlikte, Allah’ı da kaybederek cehaletimizde kaybolduk ve bu kaybolmuşluk hem siyasi hem de dini değerler için de geçerli olduğundan, ideolojik sebepler yüzünden siyasette, dinde, maddiyatta kaybolduk.

Küçük bir öneri:

Kullandığımız mevcut yollarda, trafiğin güvenliği için gerekli olan trafik ışıkları var ve olmalıdır. Ama, bazı yollar var ki, ara yoldan ana yola çıkış için koyulmuş lambalar otomatik sistem gereği ara yolda araç yokken dâhi kırmızıya dönerek trafiğin akışını keserek sıkışmalara sebep oluyor. Bu gibi yerlere kamera sistemi koyulsa ve ara yolda araç olmadığı sürece ana yol akışının sürekliliği için yeşil ışıkta kalsa çok faydası olur.