Toplumun belleğinde bazı kavramlar vardır ki, bir kez yerleşti mi kolay kolay silinmez. “Ceyar” bunlardan biridir.

Dallas dizisinin o hırslı, entrikacı karakteri, Türkiye’de yıllarca bir metafor olarak kullanıldı:

güç için her şeyi mubah gören, yalanı bir rüzgâr gibi estiren, çıkarı uğruna dostluğu ve ahlakı hiçe sayan bir figür.

Bugün baktığımızda, “Ceyar” yalnızca bir televizyon karakteri değil; siyasetten medyaya, iş dünyasından akademiye kadar pek çok alanda karşımıza çıkan bir zihniyetin adı oldu.
Yalan rüzgârı ise bu zihniyetin en güçlü silahı.

Yalan, bireysel düzeyde bir kaçış olabilir; ama toplumsal düzeyde bir salgın haline geldiğinde, güveni ve adaleti kökünden sarsar. İnsanlar birbirine inanmaz, kurumlar çöker, gençler geleceğe dair umutlarını yitirir. Yalanın rüzgârı, bir kez esmeye başladığında, en sağlam yapıları bile yerinden oynatır. Bursa sokaklarında, kahvehanelerde, üniversite kampüslerinde konuşulan hikâyeler aslında hep aynı:

“Kim doğruyu söyledi, kim gerçeği sakladı?” sorusu, gündelik hayatın merkezine yerleşmiş durumda.
Ceyar zihniyetiyle esen bu yalan rüzgârı, bireyleri yalnızlaştırıyor.

Çünkü yalanın hâkim olduğu yerde gerçek dostluk kurulamaz.

İnsan, kendi iç dünyasında da parçalanıyor: bir yanıyla hakikati arıyor, diğer yanıyla hayatta kalmak için yalana boyun eğiyor. Karen Horney’nin dediği gibi, insanın en derin çatışması, kendi benliğiyle toplumun beklentileri arasındadır. Yalan rüzgârı bu çatışmayı daha da keskinleştiriyor.

Ama unutmayalım: her rüzgârın bir karşı rüzgârı vardır. Hakikat, bazen sessiz bir fısıltı gibi başlar; ama zamanla bir fırtınaya dönüşebilir.

Ceyar’ın entrikaları, yalanın cazibesi ne kadar güçlü olursa olsun, toplumun vicdanı ve bireyin içsel dürüstlüğü karşısında er geç çözülür.

Tarih bize bunu defalarca gösterdi: yalanla kurulan imparatorluklar, hakikatle yıkıldı.

Bugün ihtiyacımız olan şey, yalan rüzgârına kapılmadan, küçük ama sağlam adımlarla hakikati savunmak. Bir köşe yazısının gücü belki sınırlıdır; ama her kelime, bu rüzgârı tersine çevirecek bir tohum olabilir.

Hakikatin tohumu ekildiğinde, yalanın rüzgârı ne kadar sert eserse essin, sonunda gerçeğin güneşi doğar.

Bugün Ceyar bizim halimizi görseydi, buğday taban fiyatının yetersizliğine kızardı.

Vekilimiz Orhan Sarıbal’da buğdayı gündemine alarak hepimizin içini serinleten o açıklamasını yaptı. Yüksek hassasiyeti için ve ciftçi cocuğu olarak da ayrıca sayın vekile ne kadar müteşekkir olduğumu anlatamam…