Yaklaşık iki yıl önce, Matlı ailesine ait yönetim binasında değerli bir gazeteci büyüğümüzle birlikte Özer Matlı’yı ziyaret etmiştik. Karşımıza çıkan kişi, devasa yatırımları olan, binlerce insana istihdam sağlayan, sürekli iş dünyasının gündeminde olan bir iş adamı değil; tüm dikkatini misafirlerine yönelten, karşısındakini anlamaya çalışan, mantıklı sorular soran mütevazı bir insandı.
Yıllarca zeka testleri uygulamış biri olarak aklımdan şu geçmişti: böylesine büyük bir organizasyonu yöneten insanların zeka seviyesinin yüksek olması şaşırtıcı değil. Ancak Özer Matlı’nın konuşmalarında dikkatimi çeken başka birşeydi. Sayin Matlı, sürekli yeni yatırımlar, istihdama katkı, yeni iş alanları üretme ve ülkenin tarım ile hayvancılığını kalkındırma üzerine düşüncelerini paylaşmasıydı. O an kendi kendime sordum: “Ben bu kadar zengin olsam dünyayı gezerim, neden hâlâ yatırım yapmayı düşüneyim?”
Cevap aslında çok basit: Allah, ülkesini seven, ülkesinin kalkınması için çalışan insanlara zenginlik vermeli. Çünkü bu zenginlik, bireysel bir servet değil, toplumsal bir faydaya dönüşüyor. Gece gündüz ülkesini ve insanını düşünen, onlar için projeler üreten bu saygıdeğer, mütevazı ve başarılı insanın beyaz et manipülasyonu yapabileceğini düşünmek bana haksızlık gibi geliyor.
Üç çocuk babası olarak biliyorum ki en ucuz et grubu kanatlı hayvanların eti. Bugün kilogram fiyatı 100 lira ile 300 lira arasında değişiyor. Market raflarında hangi ürünü kilogram bazında alırsanız alın, tavuk etinden daha pahalı olduğunu göreceksiniz. Zaten ekonomistlerin raporlarında da en az artış gösteren ürün fiyatının beyaz et olduğu belirtiliyor.
Ülkemizde bir rüzgar esiyor. Ancak bu rüzgarın nereden ve nasıl estiğini anlayan neredeyse yok. Bir bilen çıksa da bizlere anlatsa… Çünkü sorularımız çok: Niçin? Neden?
Bu soruların cevabı, belki de Özer Matlı gibi ülkesine yatırım yapan, üretimden vazgeçmeyen, tarım ve hayvancılığı kalkındırmayı hedefleyen insanların varlığında saklıdır. Onlar sayesinde toplumun en temel gıda maddesi olan beyaz et hâlâ ulaşılabilir fiyatlarda kalabiliyor.
Sonuç olarak, bireysel çıkarların ötesinde toplumsal faydayı önceleyen iş insanlarının varlığı, ülkemizin geleceği için en büyük umut kaynağıdır.