Hasan Ufuk Çakır kürsüye çıktı.

Ve tarihe geçecek şu cümleyi kurdu:

“İki başkomutan var.”

Birini Atatürk yaptı.

Diğerini iktidar partisinin Genel Başkanı.

Yetmedi selam durdu!!!

İşte o an, mesele bir partiden diğerine geçmekten çıktı.

Bir karakter fotoğrafına dönüştü.

Bu görüntü;

Haysiyetle vedalaşmanın,

İlkeyi vestiyere bırakmanın,

Omurgayı askıya almanın açık ilanıydı.

Haysiyet ve onurdan arındırılmış bir duruşun vücut buluşu,

İlkesizlikte istikrarın zirvesiydi.

Konuşmasına mağduriyetle başladı.

“İftiraya uğradım, haksızlığa maruz kaldım ama başımı eğmedim” dedi.

Devamı daha da güzeldi.

“Makamlar geçiciymiş, şeref ve haysiyet kalıcıymış.”

“Zor olanı seçmiş..!”

“Cumhurbaşkanı’nın yanında dimdik durmaya gelmişmiş.”

Dimdik…

Evet evet, dimdik.

Son perde ise tam bir siyasal cambazlıktı:

Erdoğan’ı Atatürk’le eşitle,

Hazır ola gel,

Selam dur.

Ve perde…

Rozetler geçicidir,

Ama karakter?

İnsan sormadan edemiyor:

İftiraya uğrayan soluğu iktidar partisinde mi alır?

Çakır alır…

Haysiyetine bu kadar değer veren, makam için rozet mi değiştirir?

Çakır değiştirir…

Adam olan, bir koltuk uğruna ilkelerini pazara satışa çıkartır mı?

Çakır çıkartır…

İnsanın insanlığına bu denli ters düşmesi için ciddi bir esneklik gerekir.

Çakır esnektir…

Jimnastik Federasyonu Çakır’ın nasıl farkına varamadı?

Mesele sadece Çakır değil.

Asıl mesele;

Seni paraşütle Atatürk’ün partisine indirenlerde.

Yakana altı ok rozetini takıp,

Sonra o oklarla partinin ruhunu delik deşik edenlerde, partiye ihanet edenlerde…

Asıl mesele;

Partinin bağrından yetişen gençleri harcayıp,

Her döneme uyum sağlayan dönekleri vitrine koyanlarda.

Asıl mesele;

Atatürk’ün koltuğuna oturup,

Atatürk devrimlerinden öç almaya çalışanlarda.

Çakır gider.

Rozet değişir.

Ama bu zihniyet aynı kalır.

Menfaatleri bittiğinde tam tersine dönerek dün sövdüklerini bugün överek önünde selama geçerler..!