23 Temmuz 2025’te bu köşede “”Küçük Amerika”dan “Küçük Osmanlı”ya: Bahçeli, Öcalan ve Perinçek başlıklı bir yazı yayımlamıştım. ABD’nin stratejisi dâhilinde, Erdoğan’ın orkestrasyonunda bu üç ismin ortak bir projede buluştuğunu vurgulamıştım. Yalnız bir halka eksik kalıyordu, CHP’nin yüzde 35’ler civarında bir toplumsal desteği arkasına alması, DEM Parti’nin doğrudan bu projeye katılımını zorlaştırıyordu. Katılsa bile, milliyetçi tepkinin İyi Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Partisi’ni güçlendirme ihtimali, hesapta bir eksiklik olduğunu düşündürüyordu.

Bu tarihi izleyen zaman diliminde, CHP’ye yönelik büyük operasyonlar başladı. Nihayet Kemal Kılıçdaroğlu yayımladığı notlar ve makalelerle gündeme geldi. Yalnız bu sefer alışkın olduğumuz Kemal Bey’den ziyade, Bahçeli-Perinçek çizgisinin sağlam bir müdâfii izlenimi veriyordu. Partisinin, Öcalan’la görülmek için İmralı’ya giden heyet içinde yer almamasına da tepkiliydi.

Böylece eksik halka da tamamlanıyordu. Sonrası hepinizin malûmu. Kemal Bey’in tekrar CHP’nin Genel Başkanı (ya da bürokratik geçmişine atıfla bundan sonra CHP Genel Müdürü demek daha doğru olabilir, neticede atama ile o koltuğa oturduğu söylenebilir) olmasıyla, Erdoğan orkestrasyonunda Cumhur İttifakı’nın “Küçük Osmanlı” stratejisindeki eksik ama son derece kritik halka yerine oturtuldu. Burada kritik olan Kemal Bey’in oy sayısı – halk desteği v.s. değil, neyi temsil ettiğidir. Kemal Bey, en azından Alevi seçmenin bir kısmının desteğine sahip, CHP’nin zamanında HDP-DEM Parti ile yakınlaşmasının da mimarı. Böylece, “Küçük Osmanlı”nın biri Kürt biri Alevi olması öngörülen muhtemel başkan yardımcılarından “Alevi” kontenjanı Kemal Bey tarafından doldurulmuş oluyor. Üstelik yüzde 1’in bile çok önemli olduğu günümüz seçim sisteminde, Kemal Bey’in muhalefetten koparacağı her oy ikiyle çarpılarak hesaplanmalıdır. Kemal Bey’in, Dem Parti’nin de bu ittifaka eklemlenmesi için de önemli bir konumu işgal ettiğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki dönemde, içindeki bazı sol grupları tasfiye ederek, DEM Parti’nin bu ittifakın içine yer alacağını, bunun da bizzat Öcalan’ın arzusu olduğunu söyleyebiliriz.

1947’de başlayan “Küçük Amerika” olma süreci sonunda, Cumhuriyet büyük oranda tasfiye edilmişti. Tasfiye edilenin yerine ne konacağını ise, bizzat ABD yetkililerinin ağzından dinleyebiliyoruz. Ben, Osmanlı İmparatorluğu’na hürmetimden bu süreci “Küçük Osmanlı” olarak adlandırarak, İmparatorluk geleneğimizle değil “Küçük Amerika” süreci ile olan bağına işaret etmek istiyorum.

Bu proje, kendi başlarına ikinci İsrail rolü oynayacak bir Kürt devleti kuramayacağı anlaşılan Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de mukim Kürt örgütleri yerine; ABD’nin bölgesel planları doğrultusunda Türkiye himayesinde bir Kürt oluşumunu ortaya koymaktadır. Suriye’nin ve Irak’ın Sünni nüfusu da, bu birliğin bizzat unsuru olmasa da ekonomik ve siyasal modellerle parçası kılınmak istenmektedir.

Doğal olarak bu sürece MHP ve CHP’yi ikna etmenin zorluğu malûm. Öyleyse kafaları karıştıran, hatta tam aksi istikamette açıklamalarla ABD projelerine karşı çıkılıyormuş imajı yaratarak kitleleri ikna etmeye yönelmek çok daha makuldür. Yapılan da tam olarak bu.

Son aylarda dikkat edilirse, MHP ve CHP kitlesini ikna etmek için Bahçeli ve Perinçek yoğun mesai harcıyor. Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı savunusunda, Kemal Bey’in CHP’yi tarihsel konumuna yerleştireceği iddiasında ve Batı karşıtı tutumda birleşiyorlar. Üstelik Perinçek, iktidar ve muhalefetiyle tüm Türkiye’de Atlantikçilerin tasfiye edildiği Avrasyacıların kazandığı iddiasında.

Oysaki Türkiye, son on yıl zarfında düşünecek olursak Rusya ve Çin ile en kötü dönemini yaşıyor. Rusya ile ilişkilerdeki soğukluk, biraz gündemi takip eden herkesin anlayacağı kadar net. Suriye’de İngiltere ile ortak bir şekilde HTŞ’nin iktidara getirilerek, Rusya’nın bölgeden tasfiyesi, ilişkileri çok zora soktu. Daha sonra Türkiye, her platformda Rusya’ya karşı siyasal pozisyonunu güçlendirdi. Çin ile zaten çok sağlam bir ilişki seviyesi yakaladığımız söylenemez. Yine de Kuşak-Yol’un ortağı olarak Çin’in Türkiye’ye BYD üzerinden büyük bir yatırım yapma hazırlığı içinde olduğunu biliyorduk. Fakat son alınan kararla BYD, Manisa’daki yatırımından vazgeçti. İran’a karşı ABD-İsrail saldırganlığına karşı Hakan Fidan’ın konuşmaları ve Riyad’da imzaladığı metin büyük tepki çekmişti. Hatta AK Parti eski milletvekili Metin Külünk bile, Fidan’ı Suriye ve İran’daki tutumu üzerinden İngiltere ile yakın olmakla dolaylı olarak suçladı. Ortada TRÇİ ittifakı yok, tam tersine ilişkiler her zamankinden kötü ama Perinçek ve Aydınlık’a baksanız her şey TRÇİ için. Tam bir cambaza bak oyunu.

Bu şartlar altında Özel-İmamoğlu grubunun da millici olduğunu iddia edecek değilim. Onlar da ABD’deki Demokrat Parti ve İngiltere’nin yani büyük finans sermayesinin mümessili olmaya çalıştılar. Siyasal ve ekonomik görüşleri “sosyal liberal” ufku aşmıyor. En büyük sitemleri zaten dikkat edilirse İngiltere’ye olmuş; Özel, İmamoğlu’na yeterinde sahip çıkmadıkları için İngiltere’de şikâyette bulunmuştu. Son Newsweek’teki yazısı ise “biz Batı çıkarlarını ve NATO’yu daha iyi savunuruz”dan öte bir anlam taşımıyordu.

Oysaki NATO’nun kendisi tarihinin en büyük krizini yaşıyor, hatta dağılma senaryoları konuşuyor. AB kendi içinde çoktan bölünmüş durumda. Buna karşı, ABD öncülüğünde yeni bir NATO kurulması gündemde. Ayrıca AB de yeni bir savunma ağı oluşturmaya çalışıyor. Türkiye her ikisinde de rol almak için istekli. ABD ve İngiltere arasında şu anda ciddi bir çatışma olsa da Türkiye hem ABD hem de İngiltere’nin bölge planlarının kesiştiği noktalarda son derece uyumlu bir ortak olarak hareket ediyor. Böylece Batı’ya şikâyet ederek, onlardan destek almaya çalışarak Özel’in kazanacağı hiçbir şey yok. Tabi Batı, muhalefeti de bir başına bırakmak istemez ama görevde olan, planlarını yürüten ve iktidarda kalması muhtemel bir güce karşı da tavır almayacaktır.

Türkiye’de mevcut iktidardan kurtulmak isteyen, adalet ve siyasal demokrasinin normal standartlarında bile olsa yeniden işlemesini arzu eden, bunun dışında hiçbir şeyi önemsemeyen geniş bir muhalif kitle var. Oysaki siyasal program ve mücadele meselesi merkeze alınmayınca Kemal Bey’de yapılan hataların başka şekillerde yeniden üretilmesi mümkün. Kemal Bey’i bunca yıl CHP’nin başında tutan yine CHP’lilerdi. “Yeter ki iktidardan kurtulalım” düşüncesi, Kemal Bey’in tüm yaptıklarını meşrulaştırmıştı. Neticesi çok acı oldu. Aynı yolu yürüyerek farklı bir yere varmak mümkün değil. Öyleyse alternatif ne olabilir, bir sonraki yazıda bunu tartışacağız.