Bugün Türkiye’de yalnızlık ve umutsuzluk, bireysel bir zayıflık değil; toplumsal bir salgın. İnsanlar kalabalıkların içinde yapayalnız, ekranların ardında sahte bağlarla avutuluyor. Sosyal medya, “bağlantı” adı altında aslında kopuşu örgütlüyor. Binlerce takipçi, yüzlerce beğeni… Ama bir kapı çalındığında kimse yok.
Yalnızlık artık bir tercih değil, sistemin dayattığı bir sonuç. Tüketim kültürü, bireyi sürekli “eksik” hissetmeye programlıyor. Yeni telefon, yeni trend, yeni kimlik… Hepsi insanı yalnızlaştırıyor. Çünkü tatminsiz insan, en iyi müşteri demektir. Halkın psikolojisi, bilinçli bir şekilde yalnızlığa sürükleniyor.
Umutsuzluk, yalnızlığın en ağır sonucu. Gençler “gelecek yok” diyerek sessizleşiyor. İşsizliğin, adaletsizliğin ve liyakatsizliğin yarattığı çaresizlik, toplumsal bir çöküşe dönüşüyor. Umutsuzluk, bireysel bir duygu değil; kolektif bir ruh halidir. Ve bu ruh hali, halkı edilgen, sessiz ve kabullenici kılmak için besleniyor.
Dinar’ın mitolojik yalnızlığı, bugün halkın psikolojisini anlatıyor: kaderin ağırlığı altında ezilen, toplumdan kopmuş, sessizliğe gömülmüş bir figür. Ama Dinar’ın hikâyesi bize şunu hatırlatır: yalnızlık kader değildir. Kaderi değiştiren şey, bireyin değil, topluluğun iradesidir.
Mutluluk psikolojisinin öncülerinden Diener, öznel iyi oluşun en güçlü belirleyicisinin sosyal bağlar olduğunu kanıtladı. Yalnızlık, doğrudan mutluluğu düşürür; umutsuzluk ise yaşam doyumunu yok eder. Bugün Türk halkının yaşadığı psikoloji, bu bilimsel bulgularla örtüşüyor: sosyal bağların kopması, yalnızlık ve umutsuzluğu desteklemektedir.
Türk halkı, tarih boyunca en zor zamanlarda bile “birlikte” var olmayı bildi. Kurtuluş Savaşı’nda, imece usulünde, köy meydanında… Hep birlikte yazdık kaderimizi. Bugün ise bireyselleşme, tüketim kültürü ve sahte sosyal medya bağları, halkı sessizliğe mahkûm ediyor.
Ama bu sessizlik kırılmak zorunda. Yalnızlık kader değil, umutsuzluk yazgı değil. Çıkış yolu, yeniden dayanışmayı örgütlemek, komşuluk bağlarını canlandırmak, gençlere ortak bir gelecek umudu sunmaktır. Halkın psikolojisi, ancak sert bir yüzleşmeyle ve ortak sözümüzü yeniden hatırlayarak değiştirilebilir. Siyasilerin ahlaklanması da o kadar önemli ki onlar utanmadıkça bizler daha da kötü ve çaresiz olacağız…