Bildiğiniz gibi 8 Mart “Dünya Kadınlar Günü”

İki gün sonra yeniden geliyor.

Yine konuyla ilgili çok yazı, çok söyleşi, çok basın açıklaması okuyup dinleyeceğiz.

...de sorunun esası olan “yaşam hakkını” nasıl koruyacağız, “kadın cinayetleri”ni nasıl engelleyeceğiz?

Hükümette ve devletin kurumlarında bu konuda bir gayret bir tedbir görüyor musunuz?

Ben görmüyorum!..

Daha bu hafta içinde, biri bıçaklanarak, diğeri boğularak 3 kadın ve 1 çocuk cinayete kurban gitti.

Hepsi de çaresizliğin içinde kıvranarak.

Sadece 2026 yılının Şubat ayında erkekler tarafından 23 kadın öldürüldü ve 29 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.

Kadın ölümleri konusunda Avrupa birincisiyiz.

Türkiye’de 2021'de 280 kadın cinayeti, 217 şüpheli ölüm vakası, 2022'de 334 kadın cinayeti, 245 şüpheli ölüm, 2023'te 315 kadın cinayeti, 248 şüpheli ölüm,. 2024 yılında 394 kadın cinayeti ve 258 şüpheli kadın ölüm, . 2025’te ise, 391 kadın erkekler tarafından katledilmiş, bunun 297’si kadın cinayeti, 94’ü ise şüpheli ölüm olarak kaydedildi.

Ülkemizde son 25 yılda 8.510 kadın cinayeti işlendi.

Acaba bu 8 Mart’ta yüksek düzeyde çeşitli eylem biçimleriyle, bu katliama, bu vahşete engel olabilecek çareleri üretebilmek için, ilgili kurumlara baskıyı arttırabilir miyiz?

Esas ve birinci sorun bu aslında.

8 MART NE?

8 Mart’la ilgili ikinci sorun; “Dünya Kadınlar Günü”nün sırf tüketim ekonomisine katkı sağlamak için masa başında üretilmiş günlerden sanılıp, erkeklerin kadınlara çiçek-böcek gibi hediyeler alması üzerine kurulu bulunan günlerden sanılmasıdır..

Maalesef 8 Mart, bunlardan biri değildir.

8 Mart; Sosyal bir nedeni, tarihi, kimliği ve haklılığı olan gerçek bir sorun ve bu sorunun çözümü için kabul görmüş olan bir mücadele günüdür.

8 Mart, kadınların hak arama ve erkelerle eşit olabilme mücadelesinin simgeleştiği tarihidir.

Bir direnişin gerçekleşme gününü ifade eder, 8 Mart...

8 MART’IN TARİHİ

8 Mart 1857 yılında Amerika'nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan 40.000 kadının, düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek amacıyla greve başlaması ve bu grevin kırılması için polis yaptığı baskın sonucu 129 kadın işçinin yanarak can verdiği bir tarihtir 8 Mart.

Yine kadın işçilerin, bu tarihten tam 51 yıl sonra, 1908’de 8 Mart’ta Manhattan de erkeklerle eşit ücret, çalışma saatinin 8 saate indirilmesi ve kreş hakkı için greve gittikleri tarihtir 8 Mart.

1910 Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı Kopenhag Kongresi’nde, Clara Zetkin’in önerisiyle, Komintern 8 Mart’ı, Uluslararası Emekçi Kadın Günü olarak kabul etmiş ve 1975 yılında BM de 8 Mart’ı "Dünya Kadınlar Günü" ilan etmiştir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Tekrar ülke gündeminden hiç düşmeyen kadın cinayetlerine dönecek olursak; Aslında bu sorunun biraz olsa çözümü ve bu cinayetlerin önlenmesi, kadınların korunabilmesi amacıyla, geçmişte bir adım atılıp 11 Mayıs 2011’de “İstanbul Sözleşmesi” adıyla özel yasalar içeren bu uluslararası sözleşme kabul edilmişti.

Bu sözleşmenin beş temel ilkesi vardı;

1- Kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi,

2- Şiddet mağdurlarının korunması,

3- Suçların kovuşturulması,

4- Suçluların cezalandırılması

5- Kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesidir.

Ne var ki; bu sözleşme ile gelen haklar, tarikatlerin, siyasal islamcıların kadına yükledikleri misyonla çeliştiği için, yoğun baskısı sonucu 2021 tarihinde bir cumhurbaşkanı kararnamesiyle bu sözleşmeden çıkıldı.

Soru şu;

Kadının korunması ve özgür olması tehlike mi?

Neden ve kimin için?