Rahmetli Bülent Ecevit, 1999 yılında “Devlet Memurluğu Sınavı” (DMS) adıyla bilinen ve memur olmak isteyen herkesin girmek zorunda olduğu sınavı ülke gündemine taşıdı. Daha sonra bu sınav “Kamu Personel Seçme Sınavı” (KPSS) adını aldı ve farklı formatlara sokuldu.
Ecevit’in bu sınavı getirmesi, köyde, kasabada ve yoksul ailelerde yetişen gençlerin hayatına umut oldu. Ankara’da “dayısı” olmayan, kimsesiz gençler devlet memuru olma ve onurlu bir hayat kurma fırsatı yakaladılar. O dönemde mülakat yoktu; başarılı olan adaylar sağlık ve güvenlik koşullarını yerine getirdikten sonra merkezi sistemle, puan üstünlüğüne göre atanıyordu. Herkes hakkına razı oluyor, atanmış memurlara saygı duyuluyor, alın teriyle kazanıldığı biliniyordu.
Ancak yıllar içinde sınav formatı değişti. Puan barajları, mülakatlar ve farklı uygulamalar getirildi. Böylece Ankara’da “dayısı” olanların, partide yüksek mevkide tanıdıkları bulunanların önü açıldı. Alın teriyle atanmak kriter olmaktan çıktı; birilerinin adamı ya da uydusu olmak zorunluluk haline geldi.
Üniversitede yöneticilik yaptığım dönemde personel alımlarında pek çok teklif geldi. Şükür ki her türlü iftiraya maruz kaldım ama kimse bana “rüşvetçi” diyemedi. 2012-2014 yılları arasında cemaat düşmanı diye soruşturmalar açıldı, defalarca yargılandım. 2019-2023 yılları arasında ise din düşmanı, fetöcü, ahlaksız diyerek 6 idari ve 2 ceza davasıyla yargılandım. Şükür ki tüm davalardan beraat ettim. Aynı zamanda benim açtığım davaların da tamamı benim lehime sonuçlandı. Sonuçta o kadar kirli bir yapıyla karşı karşıya kalıyorsunuz ki insanlar sessiz duvara dönüşüyor tarikatların kirli tezgahı sessiz sessiz işliyor. Kendisine o zamanlar dokunmayan sözde solcuların, aydınların, demokratların, liberallerin kısaca muhaliflerin dedikleri tek şey ateş olmayan yerden duman çıkmaz söylemleriydi. Şuan o ateş sizin avlunuzda keyfini çıkarın….
İftiralarla mücadele etmek zor zanaat özellikle atan taraf organize ve devlet gücüne de sahipse. Bunun en dramatik örneğini fetöcüler yaşattılar. Diğerleri onlardan geri kalır mı sanmam zaten çoğu eski arkadaşı ya da bizzat kendisi….Ama ne iftiralar ne kumpaslar… Kurgulanmış baskılar altında kadınlar, devlet gücüyle tehdit edilmiş insanlar vardı. Kimilerine makam ve kadro teklif ettiler, kimilerini işten atmayla, kimilerini ise düzmece belgelerle ikna etmeye çalıştılar. İkna olanlar ise tetikçi erkekler ve onların eşleri oldu ya da bu arkadaşlar bizzat kendi metreslerini iftiracı olarak kullandılar..
O zaman hep şunu düşündüm: Bu ülkede kadınlar erkeklerden daha namuslu ve onurlu, çünkü onları bu şantaj ortamına erkekler sürüklüyordu. Şu an Bursa’da “muhterem” geçinen, solcu olduğunu iddia eden bir gazeteci de bu iftira zincirinde rüşvet karşılığında rol almıştı.
Atılan çamurların izi kaldı mı? Sanırım kaldı. Korkak ve devlet gücü arkasına saklanan o omurgasızlar iftira atma konusunda başarılı oldular, çünkü en iyi bildikleri şeyi yaptılar. Yaşadıklarımıza o dönemde en yakından şahit olan gazeteci abilerimiz bize inanıp yazılarıyla destek verdiler. Bağımsız Türk yargısı bizleri ve onları zaman içerisinde tamamen haklı çıkardı; tüm davaları kazandık ama her anlamda yıprandık. Seçimlerde beraber yürüdüğümüz başkan adayı bile seçim sonrasında bu karakter yoksunu grubun etkisinde kalarak mesafeli durmayı seçti. Şuan iftiracıların hedefinde onlar var bakalım nasıl mücadele edecekler? Olmayanı ıspatlamanın ne kadar zor olduğunu derinden yaşayıp anlayacaklar…
Yerel seçimlerde destek verdiğim başkan adayının yanında çekilen fotoğraflarım sosyal medyada görülünce birçok kişi benim resmi görevim olduğunu zannedip iş istemeye başladı. Bu durum, gençlerin ne kadar çaresiz olduğunu gösteren başka bir tabloydu. Üniversite mezunu gençlerin en az yarısı işsiz. İş bulanların çoğu ise üç harfli marketlerde ya da motor kuryelikte çalışıyor. İşsizler ordusu her geçen gün büyüyor. Zorlu yaşam koşulları üniversite gençliğini her türlü sömürü düzenine mahkûm etmektedir. Cinsel sömürü ise en başta gelmektedir.
Gelelim Barış Yarkadaş’ın iddiasına… Eski vekil, Uşak Belediye Başkanı’nın ilişki yaşadığı 21 yaşındaki kadının rızası olmadan bu ilişkiye mecbur kaldığını sosyal medyada ileri sürdü. Bunun doğru olup olmadığını şu ortamda bilmemiz mümkün değil. Ancak iş bulmak için ilçe, il ve belediye başkanlarının peşinde koşmak zorunda kalan gençleri bu duruma düşüren sistemi eleştirmeyenlerin, kişiler üzerinden iftira kampanyası yürütmesi ve özel hayatları çarşaf çarşaf servis etmesi, toplumda ahlaktan eser kalmadığını gösteriyor.
Din, “güzel ahlaktır” diyen Peygamberimizi medyamız ve siyasetçilerimiz unutmuş görünüyor. “Ayıp varsa örtmekte gece gibi ol” diyen Mevlana’nın Konya’da yaşamadığını varsaysak bile, sözleri bugün için ne kadar anlamlı.
Bu yaşananların içinde tek masum varsa, o da 21 yaşındaki genç kadındır. Suçlular ise en başta tüm siyasetçiler çünkü bu kirli ortamı onlar hazırladılar torpili kanser hücresi gibi tüm topluma bulaştırıp insanları onursuz hale getirdiler, diğer sorumlularda bu siyasetçilere oy veren ve bu ahlaksızlıklara göz yuman kendi cıkarları için susan dilsiz şeytan vatandaşlardır…