Öyle bir dönemden geçiyoruz ki ak koyun kara koyuna karışmış; kimin ne söylediği, kimin neye inandığı belli değil.
Siyasetçiler birbirini dinsizlikle, ahlaksızlıkla suçluyor.
Mahalleler birbirine yasak aşk yaftası yapıştırıyor.
Oysa herkesin bilinçaltı kirli; karşı mahalleyi çapkınlıkla suçlayan, belki kendi gizli çapkınlığını saklıyor.
Birgün kendisinin de bir odada havluyla basılacağının hayalini kuruyor ve korkuyor.
O sebepten metresini en uzağa işe yerleştiriyor.
Karşı mahalle sıra sana da gelecek…
Karşı mahalle bu sebepten korkularıyla yüzleşemediği için üç maymunu oynuyor. Aslında herkes zarların hileli olduğunu biliyor ama batan gemiyi seyretmek zevk veriyor olmalı…
Bugün kurt kuzuya, melek şeytana, namuslu namussuza dönüşmüş durumda.
Kavramların içi boşaltılmış. İnsanlar artık kim kime güvenecek, niye güvenecek bilmiyor.
Baba kızından korkuyor, kız sokaktan korkuyor, sokak kendiliğinden yok oluyor.
Güçlü bir ülke savruluyor; kimse kimseyi sevmiyor, kimsenin yüzü gülmüyor. Tek gülenler tefeciler.
Ülke adi suçlar cenneti olmuş durumda. Koskaca bir ilin sefiri olmuş adam kızcağızı katlettirip, sonra yok etmiş. Aynı Meksika’daki Escobarların yaptıkları gibi. Ama kimsesiz olmak böyle birşey, birtek Allah’ın vardır.
Kimbilir kaç gariban bilinmezler dünyasında kaç nolu kayıp seri numarasına sahiptir. Oysa Bağdat’ta bir devenin ayağı kaysa ben sorumluyum menkibesine ne candan inanmıştık. Bağdat’ta devede Ömer’de yalanmış meğer.
Tek doğru Benjamin’miş affetsin bizi imansızlığı geç keşfettik.
Gençlerle konuşuyorsunuz, çoğu hayali Batı ülkelerine gitmek. Burada doktor olacağım ama orada garson da olsam kalırım diyor. Çünkü umutlarını kaybetmişler. Koskoca bir ülke nasıl bu hale gelir, bilmiyorum.
Ama çözümünü biliyorum: “Utanmıyoruz” aşamasından “utanıyor” aşamasına geçebilirsek bu ülkeyi kurtarırız.
Hayattan örnekler gözümüzün önünde:
* Bursa’da Ulucami’nin gölgesine düşen dev beton bloklar, şehrin ruhunu karartıyor. Tarihi mirasın yanına dikilen TOKİ binaları, estetikten ve utançtan yoksun.
* İstanbul’da sahil şeridini kapatan kaçak yapılar, halkın denizle bağını kesiyor. Kimse utanmıyor; ama utanıyor aşamasına geçsek, bu binaları dikmeye elimiz varmaz.
* Üniversite mezunu gençler iş bulamıyor, diplomaları ellerinde birer kâğıt parçasına dönüşüyor. Utanmadığımız için bu tabloya alışıyoruz. Oysa utanıyor aşamasına geçsek, bu tabloyu değiştirmek için mücadele ederiz.
Ama işte tam da burada umut başlıyor.
Çünkü utanmak, vicdanın ilk adımıdır.
Utanmayı hatırlarsak, yeniden yüzümüz güler.
Utanmayı hatırlarsak, yeniden birbirimize güvenebiliriz.
Utanmayı hatırlarsak, gençlerimizin hayali başka ülkeler değil, kendi ülkesinde kuracağı gelecek olur.
Bugün belki yüzler gülmüyor, ama yarın gülümsemek elimizde.
Yeter ki utanmayı yeniden öğrenelim.
Çünkü utanmak, aslında yeniden insan olmanın kapısını aralar.